Elifçiğim, üç güne kadar görüşüyoruz! Ve sakın o meşhur kuzu böreğinden yapmayı unutma. O kadar lezzetli ki telefonda neşeyle cıvıldıyordu kayınvalidesi, Nermin Hanım.
Ama Elifin içi hiç eğlenceli değildi. Telefonu kapattıktan sonra ağır bir şekilde sandalyeye oturdu. Birkaç güne Ramazan Bayramı gelecekti. Ve Velinin tarafındaki tüm akrabalar evlerinde toplanacaktı.
Sizin ev kocaman, herkese yer var. Biz eskiden o küçük odalarımızda sıkışırdık. Buradaysa herkes rahatça yayılabiliyor. Koca ailemiz için buluşacak güzel bir yer işte! diye hükmetmişti kayınvalidesi Nermin Hanım iki yıl önce.
Şimdi Elif, hâlâ borç ödediği bu geniş ve ferah üç artı bir daireden nefret etmeye başlamıştı. Sırf o büyük ev yüzünden akraba güruhu toplanıp Elifin evinde her yeri dağıtıyor, gürültüyle uykusunu kaçırıyordu.
Mutfakta Veli belirdi, karısının başından öptü.
Annemle konuştun mu? diye sordu.
Konuştum, yine bizde kutlanacak. Veli, diye yalvardı Elif, belki sen annenle konuşsan?
Veli kaşlarını çattı.
Elif, bunu zaten konuştuk. Annem seni çok seviyor, senin yemeklerini bayılarak yiyor! Onun gelmemesini nasıl söyleyeyim? Ayrıca o emekli oldu, onca kişiye yemeği ona mı yaptıralım? Gücü de eskisi gibi değil. Dört çocuk büyüttü, hakkını vermek lazım. Dinlenmeyi hak etti.
Her defasında Velinin sözlerine kanıyordu Elif. Ama içinden geçiriyordu: Peki bana kim bakacak? Bu kalabalıkta, ben neden bayramda tatil yapacağıma, herkesin hizmetçiliğini yapıyorum?
Şikayet etmenin fayda etmeyeceğini biliyordu. Kocasıyla tartışıp aile huzurunu bozmak istemezdi. O yüzden ertesi gün soluğu markette aldı. Bayram arifesinde de kolları sıvadı, mutfağa gömüldü.
Gece geç saatlere dek tezgah başından kalkmadı. Kayınvalidesinin tüm çocukları ve onların aileleri gelecekti. Yani on kişiden fazla!
Neden her şeyle ben uğraşıyorum? Bir kişi de yardıma gelemez mi? Tamam, annen yaşlı, ya eniştelerin gelinleri, biri de yardım etse? Yoksa hepsi de emekli mi? diye söylendi hamur yoğururken.
Veli şaşkınca ona baktı.
Biliyorsun, kardeşlerim de ben de mutfağa uzak adamlarız. Gelinler ise; kimisinin çocuğu var, kimisi çalışıyor. Kimseyi zorla görevden alamam Elif. Haksızlık olur.
Ama ben de çalışıyorum. Evden olsa da, yorulmuyorum sanma Veli.
Moralin bozulmasın, diyerek koluna sarıldı Veli. Bak hep birlikte güzel bir bayram yapacağız, herkes senin yemeklerini yüceltecek. Senin de yüzünde güller açar sonra.
Ve Elif yine boyun eğdi. Yatağa atıldığında yorgunluktan göz kapakları kapanmadı. Böyle bir günden sonra birkaç saniyede uyuyakalmalıydı, ama dört döndü. Düşündü, kurdu, dert etti.
Ne yapayım onların övgülerini? Ben de isterdim oturayım hazır sofraya, uğraşmayayım ne zamanla ne parayla ne de emekle.
Sabaha karşı yeni dalmıştı ki, telefonun sesiyle irkildi. Kayınvalide Nermin Hanım, ilk kutlamayı yapmak istemişti. Üstüne bir de dedi ki:
Bir saat sonra hepiniz bizdeyiz, Elifçim. Daha dün çocuklara haber verdim. Hemen sofrayı hazırlamaya başla! sesi capcanlı, enerji doluydu.
Elif yataktan kalkacak hali yoktu. Zihni, masayı nasıl kuracağını, kaç defa mutfağa gidip tabak getirip götüreceğini, ardından hepsini nasıl toplayacağını döndüre döndüre düşünüyordu.
Hiç istemiyorum, başını yastığa gömüp inledi.
Elif, hâlâ yatakta mısın? Annem az sonra gelir! Konuklar yolda! Veli kapıda, karısına memnuniyetsiz bakıyordu.
Kalkıyorum, istemeye istemeye doğrulup oturdu Elif. Yapacaksın Elif, her şeyi başaracaksın, sen güçlüsün diye fisıldadı ve banyoya süzüldü.
Morali bozulan Elif, bir şekilde sofra derdini yetiştirdi, yemekleri ısıttı.
Salon ana baba günüydü. Herkes anıları, planlarını paylaşıyor, kahkahalar havada uçuşuyordu. Elifin yanında kayınvalidesi oturuyordu. Nermin Hanım bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle:
Ah bizim Elif ne güzel yapar, sofrayı donatmış da donatmış. Senin elinin lezzeti, kimse yapamaz vallahi, kızım. diye büyük bir gurur ve şefkatle Elifin elini sıkıyor, gözünün içine bakıyordu.
Elifin zoraki gülümsedi, tebrikleri kabul etti. Ama sık sık sofradan kaçıp balkona sığınıyordu. Gürültü, ana kuzusu soruları içinde nefessiz kalıyordu. O ve Veli çocuk işini biraz ertelemek istemişti ama kimse anlamak istemiyordu.
Elifçiğim! kayınvalidesinin sesi yükseldi. Pasta saati geldi, nereye kayboldun?
Balkon kapısı açıldığında Nermin Hanım içeri kadar girdi.
Sigara mı içiyorsun kızım? şaşkınlıkla baktı.
Ne alakası var? Tabii ki hayır! sertçe irkildi Elif. Sadece hava almak istedim, ev tıklım tıklım boğuluyorum.
E haklısın, çocuklar var, pencereler açılmaz. Az kalsın seni kötü alışkanlıklara meyletti sandım… Sakın aklından bile geçirme, torunlarımı bekliyoruz senden, diye espriyle parmağını salladı.
Elifsa yapmacık bir gülümsemede kaldı. Ama fark eden yoktu.
Hadi bakalım, sofrayı toparlayıp pastayı getirelim.
Tamam…
Salona döndüklerinde Nermin Hanım hemen yerine oturdu. Elif yine yalnız kaldı. Pis tabakları topladı, mutfağa taşıdı, tatlıları servis edip yeni çatal-bıçakları konuklara getirdi. Hepsini yine tek başına yaptı.
Elifin pastası dünyalara bedel! yine övgü sıraladı kayınvalide.
Elif mutfağa kaçtı, bulaşık yıkama bahanesiyle. Keşke makine alsaydık, hep erteliyoruz diye söylendi içinden.
İki saat sonra misafirler toparlanmaya başladı.
Velicim, beni eve bırakır mısın? dedi Nermin Hanım.
Tabii anneciğim, bir anahtarlarımı alayım.
Elif evde tek başına kaldığında, salona geçti, halının üzerine yığıldı. Ev harap haldeydi. Konuklar ve çocuklar ortalığı savaş alanına çevirmişti. Dünkü temizlikten eser yoktu.
Kalkıp bitecek her şeyi, yoksa yarın kendimi daha çok suçlarım. dedi kendine. Ah!
Derin bir iç çekişle kalktı. Pis tabakları topladı, masa örtüsü, havlular çamaşıra. Masayı duvara dayadı. Kaşık, tabak, bardakları tek tek yıkadı. Artan yemekleri kutulara koydu. Sonra süpürgeyle bütün evi dolaştı, yerleri sildi.
Şu emeğe bir ödül lazım
Kendine bir banyo hazırladı, nane-kekik kokulu banyo topunu suya attı, hafif bir müzik açtı. Sıcak su kasılmış kaslarını gevşetti. Saatler sonra ilk kez telefonunu eline aldı. Veliden mesaj gelmişti:
Annem kalmamı istedi. Yarın döneceğim.
Başka türlüsünü beklemezdim zaten. Her zamanki gibi
Veli çok iyi biliyordu ki Elif bugün temizlik yapacaktı. Yine de annesinin yanında kalmayı tercih etmişti.
Onlar bana nasıl davranıyorsa, ben de öyle yapacağım! Yetti artık! dedi içinden.
Bir ay göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Yeni bir bayram daha yaklaşıyordu. Kayınvalide telefonu geciktirmedi:
Elifçiğim, masayı hazırla, Cuma günü Velinin küçük kardeşinin doğum gününü kutlayacağız.
Elbette, masa yerinde. Yalnız mutfakta başkası çalışacak, ben iş yoğunluğundan ofise çağrıldım. Bayramda gelir miyim, hiç bilmiyorum numaradan üzüntüyle iç çekti Elif. Belki kutlamaya da gelemem…
Nasıl yani?.. Böyle bir şey…?
İşte ne yapalım, iş böyle.
Neyse, bir şekilde hallederiz. Çok üzücü… iç geçirdi kayınvalide.
Hoşça kalın, dedi Elif ve gülümseyerek telefonu kapattı.
O kutlama gecesini arkadaşında, sohbet ve kahkaha dolu geçirdi. Sabah da Veliye misafirleri toparlatıp, temizlemeyi bıraktı, kardeşinin günü, varsın o ilgilensin dedi.
Kayınvalidesinin doğum günü yaklaşırken ise Elif yıllık iznini alıp yakın şehirdeki ailesine gitti. Hediyesini önceden verip ayrıldı.
Peki, kutlamayı nerede yapacağız kızım?
Veli sizi karşılar, ben evde olmayacağım.
Ee yemekler?
Bir şeyler sipariş edersiniz ya da diğer gelinler bir şeyler hazırlar. Siz halledersiniz!
Artık sonraki bayram ve toplantılarda Elif evde olsa bile, masa soğuk et tabağı ve market pastasıyla sınırlıydı. Hep aynı cümleyi kuruyordu:
Hiç vaktim yoktu, iş çok yoğundu. Dilim damağımda kaldı. İsterseniz dışarıdan bir şey söyleyebilirsiniz.
Ama kimse kesesini açıp para harcamak istemedi. Yılbaşına gelindiğinde herkes Elifin sırtından artık geçinemeyeceklerini anlamıştı. Büyük kutlama hevesleri bir anda uçup gitti.
O yıl Elif ve Veli yeni yıla baş başa girdiler ve Elif buna bayıldı. Planı tam istediği gibi işlemişti. Kadehini taze şampanyayla kaldırırken, Aferin bana, bu da benim hakkım! diye geçirdi içinden.




