— Boş verin ya, dert mi bu…
Koridorda Mali İşler Müdürümüz Elif’le karşılaştım, karton bir kutu gösterdi.
Ben sordum:
— Maaşı bankadan getirdin değil mi?
— Yok, bu yolda eski bir arkadaştan hediye. (Kutunun üstünde “Tıbbi Cihazlar” yazıyor)
— Bu ne demek şimdi?
— Hiçbir şey demek değil ya, o kadar eski bir dost ki artık ona deodorant bile hediye etsem sevinir. Biz 1998’de tanıştık. O zamanlar arabayla başım dertteydi. Gençtik, cahildik bir Toyota almışım, motor numaraları sahteymiş, gümrüğü de kaçak, bir de tanıdık polisler para aldı, yardım edeceğiz dediler ama hiçbir şey yapmadılar. Son çare, trafikte son kuruşları kaptırdım ki arabayı çekmesinler.
Kısacası, araba pahalı ama artık sadece parça olur…
Bizim apartmanın önüne park ettim, çöplerin yanında durdum, haşhaşlı poğaça yiyorum, ağlıyorum. Bu halde eve girmek istemiyorum…
Camı tıklıyorlar, açtım. Turuncu yelekli bir adam, elinde kürekle özür diledi ve neşeyle dedi ki:
Beş metre öteye çekebilir misiniz? Burada asfalt dökeceğiz. Ama neden ağlıyorsunuz, bir şey mi oldu?
Sinirimden camı kapatıp gitmesini isteyecektim ama nedense derdimi iki kelimeyle anlattım.
Adam dedi ki:
— Boş verin ya, dert mi bu, önemli olan herkesin sağlığı… Haşhaşı çok güzel sahanda, bir tane verir misiniz?
Kendi kendime sinirlendim derdimi bu yol işçisine anlattım diye, ama istemsiz bir şekilde bir poğaça uzattım.
Adam dedi ki:
— Bir tane daha alabilir miyiz, biz iki kişiyiz.
Bu cüretkar tavıra şaşırdım ama bir poğaça daha verdim. Arabayı çektim ve hiç kimseyi rahatsız etmeden ağlamaya devam ettim.
On dakika sonra tekrar tıkladı.
Camı açtım ve kızgın bir şekilde sordum:
— Yine poğaça için mi geldiniz!?
Adam dedi ki:
— Hayır, yazacak bir şeyiniz var mı? Yazın lütfen.
Bloknotundan bir telefon numarası verdi: Saat dokuzdan sonra arayın ve Gökhan’dan olduğunu söyleyin. Önceden haber vereceğim. O emniyet müdürüdür ve mutlaka yardım eder.
Adam veda etti ve asfalt dumanında kayboldu. Ben de ne düşüneceğimi bilmeden öylece kaldım.
Akşam aradım, ne kaybederim ki..?
İki gün sonra sabah trafik tescil merkezinde arabamı kayıt altına aldılar ve yeni plaka verdiler! (Polisler camdan çıkıp ilgileniyorlar bana hoş görünmek için…)
Bir hafta boyunca yol işçisi Gökhan’ı bulmaya çalıştım ki teşekkür edeyim. Sonunda mahallede buldum. Uzun uzun teşekkür ettim, pahalı çikolata, şampanya, kahve verdim. Sonrasında, emniyet müdürüyle nasıl tanıştığını merak ettim.
Gökhan dedi ki, altı ay önce zengin bir iş adamıydı, medikal cihazlar satardı, ama kriz işini bitirdi. Şimdi üç işte çalışıyor, nöbetleşe. Ayıca karısı, daha önce hiç çalışmamış bir ev hanımı, okullarda bulaşık yıkamaya başladı.
Hepsi “geri kalmamak” için; oturdukları 200 metrelik lüks dairede, dişlerini sıkarak çabalıyorlarmış. Evdeki her şeyi satmışlar ama daireyi satmak istememişler; sadece aidat ve güvenlik için aylık 900 dolar harcıyorlarmış.
Komşu zenginlere karşı şatafatı korumuşlar, ancak kendileri üç kişi ayda sadece elli dolar ile yaşıyorlarmış (Neyse ki kızları normal okula gidiyormuş).
O zamandan beri Gökhan’la ailecek görüştük. Her yeni yılı birlikte karşılarız. Kriz sonrası iki yıl geçmeden, Gökhan’ın işleri tekrar yoluna girdi.
Bugün ise durakta beklerken biri kapımı tıklıyor, bir de baktım ki Gökhan cipiyle gelmiş:
— Elif, geiger sayacı hediye edeyim mi?
— Hadi bakalım.
— Al, gönlüne göre kullan, kendine hiçbir şeyi kısıtlama…




