Net ve açık: Peşinden sürüklemek zorunda olduğum bir erkeğe ihtiyacım yok!
Benim adım Ayşegül Şahin ve Adana’da, Seyhan Nehri kıyısındaki bir evde yaşıyorum. Tolga ile neredeyse üç yıldır birlikteyiz ve son bir yıldır aynı çatı altında yaşıyoruz. Onun ailesini, o da benimkileri tanıyor. Baharın gelişiyle birlikte iş hayatına atıldık ve bu bizi cesur planlar yapmaya teşvik etti: evlilikten, çocuktan ve yakın görünen bir gelecekten bahseder olduk. Ancak tüm bunlar, haziran ayının başında, Tolga’nın hayatı paramparça olduğunda çöktü. Annesi aniden, acımasızca vefat etti. İşten dönerken aniden kalp krizi geçirip sokağın ortasında yere yığıldı ve hastaneye ulaşamadan hayatını kaybetti. Bu darbe hepimiz için yıkıcı, acısı ise dayanılmaz oldu.
Yanından bir an olsun ayrılmadım. Tolga, sevdiğim ve hayatımı paylaşmayı düşündüğüm adam. Gecelerin karanlığını onunla bölüştüm, gözlerinden akan yaşları silerken, içindeki yasın vodkada boğuluşunu sessizce izledim. Onunla birlikte karanlık bir uçuruma yuvarlanırken sıkıca elini tuttum. Beni kendisinden uzaklaştırmaya çalıştığı, zayıflığını görmememi istediği zamanlarda bile yanındaydım. Bu cehennemde onu yalnız bırakamazdım. O benim her şeyimdi ve acısını onunla birlikte taşımaya hazırdım.
Ancak aylar geçti, Tolga hala aynı — kırık, kaybolmuş. Dört duvar arasına kapandı, dünyadan uzaklaştı. Arkadaşlarıyla görüşmüyor, günlerce tek kelime etmiyor. Ne önersem — dışarı çıkmak, dikkati dağıtmak, ileriye bakmak — her şeye boş gözlerle bakıyor ve susuyor. Günlerini evde, bir noktaya odaklanarak geçiriyor, hiçbir şey yapmıyor. İş olmayan bir izin alarak, işini kaybetme riskini göze aldı. Onu bu bataklıktan nasıl çıkaracağımı bilemiyorum. Annesinin kaybını anlıyorum, ama annesiyle birlikte sanki o da canını kaybetti. Hayatın devam ettiğini, yaşamamız gerektiğini hatırlatmaya çalıştığımda, “Duygusuz, bencilsin!” diye bağırıyor. Belki de haklıdır, ama başka bir şey de düşünmeden edemiyorum.
Ya bu yaşadıklarımız son sınavlarımız değilse? Hayat hep zorlar, önümüzde yeni sıkıntılar, darbeler var. Her zor zamanda böyle kırılacaksa, nasıl başa çıkacağız? Hep ben mi yükü taşıyacağım, bunu kaldıramam. Böyle bir hayat istemem. Yanımda güçlü, güvenilir bir erkek istiyorum, birlikte yükümüzü paylaşabileceğimiz birini, sırtımda taşımak zorunda olduğum biri değil. Onun dayanağı, simidi olmaktan yoruldum, gözyaşları denizinde boğulurken bir çaba göstermeyen birinin.
Bunu en yakınlarıma bile itiraf etmeye korkuyorum. Ya beni de yadırgar, taş kalpli mi derlerse? Arkadaşlarımın bana bakışlarını hayal ediyorum: “Annesi öldü, sen kendi derdindesin!” diyecekler. Ancak taştan değilim ki — ben de acı çekiyorum, geceleri yabancılaşan Tolga’ya bakarken ağlıyorum. Eskiden şakalaşıp gelecek planları yapan o adam nereye gitti? Bir daha geri döner mi, bilmiyorum. Aşkımızı kaybetmekten, bu haliyle kalmaktan, vazgeçip pişman olmaktan korkuyorum.
Onu zor durumda bırakmak istemiyorum, ama dadısı olamam artık. Her gün onun solduğunu, benim de kendimi kaybettiğimi görüyorum. İş, ev, onun sessizliği — her şey üzerime bir beton blok gibi çöküyor. Ben aile ve mutluluk hayal ettim, şimdi ise sonsuz bir hüzün ve yalnızlık içindeyim. Aşkımızı nasıl kurtarabilirim? Onu bu çukurdan nasıl çıkarabilirim? Yoksa artık kendimi mi kurtarmalıyım? Ne yapacağımı bilmiyorum. Kalbim, ona duyduğum şefkat ile kendi hayatımı yaşama arzusunda parçalanıyor. Lütfen bana bir yol gösterin — onu hayata döndürmeye ya da artık sevmediğim birini bırakacak cesareti bulmaya. Uçurumun kenarındayım ve çıkış için bir ışığa ihtiyacım var.




