Tüm hayatım boyunca kardeşimin yerinde olmayı hayal ettim ama yakında her şey değişti.
Annem bana hamile kaldığında on sekiz yaşındaydı. Babam haberi duyar duymaz bizi terk etti — ailesi değil, sadece eğlenceleri ve arkadaşları olsun istiyordu. Annemin ebeveynleri, yani dedem ve ninem çok öfkeliydi. Bursa’nın küçük bir kasabasında evlenmemiş bir çocuk utanç kaynağı olarak görülüyordu, bu yüzden dedem annemi “Böyle sorumsuz bir kız görmek istemiyorum!” diye bağırarak evden kovdu. Genç, yalnız ve kucağında bir bebekle nasıl hissettiğini hayal bile edemiyorum. Ama o direndi: Açık öğretime yazıldı, iş buldu, elinden gelenin en iyisini yaptı. Bir öğrenci yurduna yerleştirildik ve hayatımıza birlikte başladık. Diğer çocuklardan daha hızlı büyümek zorunda kaldım — alışverişe gittim, temizlik yaptım, yemek ısıttım. Oyunlar mı? Onlar için zaman yoktu. Küçüklüğümden itibaren annemin dayanağı, onun tek erkeği bendim.
Hiç şikayet etmedim — bununla gurur duydum. Ama sonra hayatımıza Veysel girdi. Onu seviyordum: Şeker getirirdi, lezzetli yiyeceklerle ikram ederdi, annemle ilgilenirdi. Annem onun yanında adeta yeniden canlandı ve bir gün, “Veysel ile evleneceğiz ve büyük bir eve taşınacağız,” dedi. Mutluluktan havalara uçmuştum — gerçek bir babam olsun istiyor ve Veysel’in o kişi olacağını umuyordum. Başlangıçta her şey masal gibiydi. Kendime ait bir köşem vardı, dinlenebiliyor, müzik dinleyebiliyor, kitap okuyabiliyordum. Veysel anneme yardım ediyor ve onun gözleri mutlulukla parlıyordu.
Ama sonra annem bir bebek beklediğini duyurdu ve kısa bir süre sonra Veysel, “Ali, senin artık komşu odada yaşaman gerekecek. Orası bebek odası olacak,” dedi. Anlamamıştım: evde çok oda vardı, neden ben? Ertesi gün eşyalarım küçücük bir odaya taşındı, neredeyse bir yatak sığacak kadar dardı. Bu haksızlıktı ama sustum — dayanmayı öğrenmiştim.
Kardeşim Mustafa doğduğunda kâbus başladı. Onun ağlamaları uyumamı engelliyor, ben de zombi gibi dolaşıyordum. Okuldaki notlarım düşmeye başladı, öğretmenlerim kızıyordu ve annem sürekli bağırıyordu: “Kardeşine örnek olmalısın! Bizi utandırmayı bırak, tembel!” Mustafa büyüdüğünde bana yeni görevler yüklendi — onunla gezmek, arabasını bahçede sürmek. Arkadaşlarım bana gülüyor ve ben utançtan kızarıyordum ama susuyordum. En güzel oyuncaklar, kıyafetler hep Mustafa’ya alınıyordu. Ben bir şeyler istediğimde Veysel kuru bir “Para yok” diyordu. Kardeşimizi kreşe bırakıyor, sonra alıyor, eve bakıyor, bir gün büyüyüp bana özgürlüğümü vereceği günü bekliyordum.
Mustafa okula başladığında annem onunla ödev yapmamı emretti. O çok şımarık, kaprisliydi — berbat çalışıyordu ve onu akıllandırma çabalarım sonunda anneme şikayet ediyordu. Annem her zaman onun yanında yer alıyordu, ben ise azar işitiyordum: “Sen abisin, daha sabırlı olmalısın!” Sürekli okuldan okula geçiriliyordu ama her yerde başarısız oluyordu. En sonunda özel bir okula verdiler, parayla onun zayıflarına göz yumuyorlardı. Ben ise aile ocağından kaçmak için oto tamirciliği okuluna gittim, çünkü istemiyordum.
Sonra açık öğretim kursları, iş geldi — gece gündüz çalışıyor, kendi evim için para biriktiriyordum. Evlenip huzuru buldum. Peki ya Mustafa? Veysel ona bir daire hediye etti ama o hâlâ anne babasıyla yaşıyor, evi kiralayıp parayı boşa harcıyor. Çalışmak istemiyor, televizyon karşısında uzanıyor. Bir yılbaşı gecesinde ailecek buluşmuştuk. Onun yeni kız arkadaşı, Derya gelmişti. Mutfağımızda karısıma dediklerini yanlışlıkla duydum.
— Çok şanslısın böyle bir eşin olduğu için, — diyordu karıma, Ayşe’ye. — Ali ne kadar çalışkan, sorumluluk sahibi bir insan. Neden Mustafa onun gibi değil? Birlikte yaşamayı, aile kurmayı teklif ediyorum ama o sadece annesine yapışıyor. Evin kirasından para var ama ne anlamı var?
— Evet, Ali çok başarılı biri, — diye gülümsedi Ayşe. — Mustafa’dan ayrıl, o seni hak etmiyor. Kocadan çıkmaz ondan.
Donup kaldım. Mustafa kız arkadaşlarını sık sık değiştiriyordu, ama hiçbiri uzun süre kalamıyordu — annem onları kovuyordu, “altın çocuğu” için uygun bulmuyordu. O ise direnmeden tembellik kozasında yaşamaya devam ediyordu. Ve işte o anda anladım ki ona artık imrenmiyorum. Hayalini kurduğum şey — onun yerinde olmak — boşmuş. Kader bana zorluklar sundu ama karşılığında beni ödüllendirdi. Benim bir ailem, beni seven bir eşim, kendi ellerimle inşa ettiğim bir evim var. Kendimle gurur duyuyorum ve hayatımda ilk kez Mustafa olmadığım için üzülmüyorum. Hayatım, uğruna çabaladığım ve gerçek bir zafer.




