Canım, bazen hayat bizi öyle bir seçimle karşı karşıya bırakır ki, ailenin dağılıp dağılmayacağı bu seçime bağlıdır. Şu an tam da bu durumdayım. Haftalardır kendimi yiyip bitiriyorum: Oğluma gözlerimle gördüklerimi anlatayım mı, yoksa susayım mı? Hem onun hayallerini hem de aramızdaki bağı yıkmaktan korkuyorum.
Oğlum çalışkan, dürüst, prensipli bir insan. Sabah akşam demeden çalışıyor, eve bitap düşmüş halde geliyor. Ama gelinim… Nasıl anlatsam bilmiyorum, sert konuşmak istemiyorum. Bir aydır her akşam başka bir adamın gümüş renkli jipiyle eve bırakılıyor. Arada bir değil, her akşam, düzenli olarak.
Önce belki tesadüftür dedim, belki yoldan geçerken veriyordur. Ama bu kadar da tesadüf olmaz. Bir iki defa olsa neyse. Ama her akşam başka bir adamın arabasından çıkıyor, içeride vakit geçirip sonra yavaş yavaş eve geliyorsa, işin rengi değişiyor.
Dayanamayıp direkt sordum ona. Dedim ki, “Komşular fısıldaşıyor, ailenin şerefini tehlikeye atıyorsun.” Hiç utanmadan, “Seni ilgilendirmez,” dedi. “İş arkadaşım, mesai sonrası görüşüyoruz,” diye ekledi. Mesai sonrası parkta arabanın içinde mi görüşülür? Bir de vedalaşırken sarılmayı da ihmal etmiyorlar.
Akşam oğlum geldiğinde, hiç olmazsa bir erkek, bir eş olarak şüphelenir diye düşündüm. Ama bana bağırdı, “Karıma laf ettin, stresinden yemek yiyemiyor,” diye suçladı. Söylemesem olmazdı, “Bütün mahalle gelininin her akşam başkasının arabasıyla geldiğini konuşuyor,” dedim. Ama o, “Bunda yanlış bir şey yok, ona güveniyorum, sen de saygı duymalısın,” diye karşılık verdi. Üstüne bir de gelinimden özür dilememi istedi.
Özür dilemedim tabii. Ama o günden beri kafam allak bullak. Acaba oğlum gerçekten mi görmüyor, yoksa evliliği bozulmasın diye görmezden mi geliyor? Yoksa ben mi abartıyorum? Belki de gereksiz yere gelinime takıyorum?
Mahalledeki arkadaşlarımla konuştum. Hepsi benim tarafımda. “Bir ay boyunca her akşam başkası tarafından eve bırakılan evli kadın, üstelik arabada vakit geçiriyorsa, orada iş var,” diyorlar. Hepimizin içine doğmuş bu.
Bir tanesi, “Oğluna açıkça söyle, gözlerini açsın,” dedi. Ama işte mesele bu. Söylersem, belki de bunu ihanet olarak görecek. Karısını affedip beni hayatından silecek. Ben de “her şeye burnunu sokan” olarak kalacağım.
Ama artık susacak gücüm de kalmadı. Oğlum her şeyini bu kadın için verdi. Köpek gibi çalışıyor, ama o da oğlumun güvenini istismar ediyor gibi görünüyor. Şimdi gerçeği söyleme korkusuyla, oğlumu kaybetme korkusu arasında kaldım. Hangisi daha korkunç, bilemiyorum: Gerçek mi, yoksa o gerçeği söylemenin yıkıcı sonuçları mı?




