Kim derdi ki, her şeyin sakin ve sıradan göründüğü bir ailede böyle korkunç bir sır saklanıyormuş. En acısı da, bu aile “iskelemi” ortaya döküldüğünde, suçlu ilan edilenler en az dahli olanlar oluyor. İşte benim başıma gelen de buydu.
Hikaye, Noel’den bir hafta önce, kocamla birlikte ailesini ziyarete gittiğimiz akşam yemeğinde başladı. Birden, kocam Serhat’ın aklına bir fikir geldi: Ebeveynlerine DNA testi hediye etmek! “Köklerini öğrenmek için eğlenceli bir hediye olur,” dedi. Moda tabii, zararsız bir merak.
Ancak konuyu açar açmaz kaynanamın yüzü bembeyaz oldu. Beni mutfağa çekti, önlüğünü buruşturarak sinirle, “Testi hediye etmeyin,” diye fısıldadı. Nedenini sorduğumda önce duraksadı, sonra itiraf etti: “O… evlatlık…”
Üzerime bir kova soğuk su dökülmüş gibi oldu. 23 yaşındaki kocam, ailesinin öz çocuğu değilmiş. Daha bebekken bir yetimhaneden evlat edinilmiş. Kaynananın öz çocukları olan bir erkek ve bir kız kardeşi varmış, ama o sanki fazladanmış gibi… En şaşırtıcısı, kaynanam bunca yıldır onu daha çok sevdiğini iddia ediyordu: “O benim oğlum, kan bağı olmasa da onun için ateşe atlarım!” diyerek gözyaşlarına boğuldu.
“Neden gerçeği söylemediniz? Neden yıllarca sustunuz?” dediğimde derin bir iç çekti: “Kendini yabancı hisseder diye korktuk. Ne de olsa hiçbir şey değişmeyecekti…”
Sonra birden patladı: “Madem öğrendin… Belki sen söylersin?” Donup kaldım. Yani bu korkunç yükü sırtıma mı yıkıyorlardı? Hayatıyla ilgili tüm inançlarını ben mi yıkacaktım? Bana o kadar güvenir ki, bu acıyı benimle atlatır, demişti. Teselli edebilirmişim. Ama reddettim. “Bu sizin gerçeğiniz. Çocukken söylemeliydiniz. Beni arada bırakmayın,” dedim. Konu kesildi çünkü kayınpeder ve Serhat mutfağa girdi.
Bir ay geçti. Serhat kendine hediye olarak DNA testi yaptırdı. İki ay sonra sonuçlar geldi. Gerçek su yüzüne çıktı. Kardeşlerinin DNA’sıyla uyuşmuyordu. Şok oldu. Ailesiyle uzun konuşmalar yaptı, açıklama istedi. Ama dürüstlük yerine boşluk, geçiştirmeler ve yarım yamalak cevaplar aldı. Dünyası başına yıkıldı. Artık onlarla görüşmüyor. Tam bir yıldır sessizlik.
Geçenlerde kaynanam aradı. Suçlayıcı, kırgın bir sesle: “Hepsi senin yüzünden! Sen söylemeliydin! Biliyordun!” İçimde bir şey koptu. Ben mi? Kendisine yalvarmıştım: “Sen anlat, insanca açıkla. Yirmi üç yılın vardı,” demiştim. Neden şimdi suçlu benim?
Tabii üzüldüm. Belki affederler diye umdum. Bu yükün altında yaşamasını istemedim. Ama ben suçlu değilim. Yalanı ben söylemedim. Çeyrek asır susturan ben değildim.
Artık Serhat sık sık evlatıEdindiği çocuğa gerçeği en baştan söyleyeceği günü iple çekiyor.




