“Sen ayrılık tohumu ekensin!” — gelinim bana yapmadığım bir şeyle suçladı.
— Gözümün içine baka baka, evliliklerini yıkmak istediğimi söyledi. Anlıyor musunuz? — sesi titreyerek anlatıyor Handan Hanım, yüzünde derin bir yorgunluk izi taşıyan, kibar ve yaşlı bir kadın. — Hiç utanmadan, sanki vicdanı yokmuş gibi söyledi bunu. Oysa ben… ben sadece iyiliğini istemiştim.
Her şey iki yıl önce, oğlu 27 yaşındaki Emre’nin zor günler geçirmeye başlamasıyla başladı. O sıralar taşradan gelen bir kızla, Ayşe’yle yeni evlenmişlerdi. Genç çift, Bağcılar’da kiralık bir evde yaşıyordu, idare ediyorlardı, hatta biriktirip kendi “bir odalı” evlerini almayı bile deniyorlardı. Ama kriz kimseyi esirgemedi: Emre işten çıkarıldı ve kiranın altından kalkamaz hale geldiler. İşte o zaman Handan Hanım — yüreği geniş bir kadın — onları Taksim’deki üç odalı evine taşınmaya davet etti.
— Yoksa sokakta kalacaklardı, — derken sesi acıyla doluyor. — Ben kabul ettim. Ailemi yalnız bırakamam.
Başta her şey yolunda gibiydi. Ama çok geçmeden Handan Hanım’ın hiç hazırlıklı olmadığı şeyler başladı. Meğerse Ayşe, ev işlerine pek yabancıymış. Banyoda saç yumakları bırakıyor, yatağını toplamıyor, lavaboda bulaşık biriktiriyordu. Kaynanasına göre, bulaşıkları ancak yiyecek tabak kalmadığında yıkıyordu — ve sadece kendisi için.
— Kendine omlet yapıp yiyor, tavayı olduğu gibi bırakıyordu. Hiç saygı yok. Ben bir şey söylemeye korkuyordum, hemen alınıyor, “Beni aşağılıyorsun” diye tepki gösteriyordu. Oysa benim tek istediğim, buranın bir otel olmadığını anlamasıydı.
Handan Hanım, aralarındaki ilişkiyi düzeltmek için çabaladığını anlatıyor: nazikçe konuşuyor, yardım teklif ediyor, öğütler veriyordu. Ama karşılığında sadece öfkeli bakışlar ve suçlamalar vardı. Ayşe, misafir edildiklerine göre artık “evin hanımı”nın katlanması gerektiğini düşünüyordu.
— Öyle bir noktaya geldi ki, misafir çağıramaz oldum. Kız kardeşim geldi, evin halini görüp derin bir iç çekti. Yerin dibine girdim. Ömrüm boyunca düzene alışkın bir insanım, burada çöplükte yaşar gibiydim.
Emre, annesine göre, olaylara karışmamaya çalışıyordu. “Karışmayın, biz halledeceğiz,” diyordu. Ama bir gün Handan Hanım dayanamadı ve sonunda uyardı: “Ya karına dersini verirsin, ya da çıkıp gidersiniz.” Ayşe’yle konuşuldu ve o günden sonra biraz olsun toparlanmaya başladı. Mükemmel değildi ama en azından bir şeyler yapıyordu.
Ancak barış uzun sürmedi. Evdeki kavgalar arttı, Ayşe “temizlikçi değilim” diye bağırıyor, “başkalarının kurallarına göre yaşamam” diye diretiyordu. Emre akıl vermeye çalıştıkça, ona “anasının kuzusu” diye çıkışıyor, tabakları fırlatıyordu.
Birkaç ay sonra çift evden ayrıldı. Tekrar kiralık bir eve taşındılar, kredi çektiler. Handan Hanım ise uzun zaman sonra ilk kez yalnız kaldı.
— O gün ilk defa koltuğa oturup derin bir nefes aldım. Evi baştan aşağı temizledim, camları açıp sessizliğin tadını çıkardım. Biliyor musunuz, kötü niyetli biri değilim ama rahatladım. Kimse pisletmiyor, kimse saygısızlık etmiyor. Evim — sonunda yeniden benim oldu.
Ama huzur uzun sürmedi. Taşındıktan bir hafta sonra Ayşe Handan Hanım’ı aradı. Belki özür dilemek, belki teşekkür etmek için sanırsınız. Hayır. Arayıp suçlamak için aradı.
— Sen, — diyordu, — oğlunu kötü yetiştirmişsin. Onun gözünde hep annesi mükemmel: “Annem böyle yapar,” “Annemin evi hep tertemizdir.” Bizim aile olamayışımızın sebebi sensin! Boşanmamızı istiyorsun!
Bu sözler Handan Hanım’ın yüzüne tokat gibi çarptı.
— Ne diyeceğimi bilemedim. Zaten elimden gelen her şeyi yapmıştım. Karışmamıştım, sabretmiştim. Şimdi de mi suçluydum? Onların gözünde “ayrılık tohumu” mu olmuştum?
Ayşe, Emre’nin sürekli annesini örnek gösterdiğini anlatıyordu: “Annem böylesini sever,” “Annem asla böyle dağınık durmaz.” Bu da onu çıldırtıyordu, baskı ve manipülasyon olarak görüyordu.
— Bundaki kötü ne? Temizliğe alışkın biriyim, evi çekip çevirebiliyorum, oğlum da bunu fark ediyor — buna kızılacak ne var?
O günden sonra Handan Hanım, geliniyle bütün bağlarını kopardı.
— Onun için çok emek verdim. Yardım etmek istedim. Sonunda düşman oldum çıktım. Neyse, istedikleri gibi yaşasınlar. Kin tutmuyorum. Ama daha fazla katlanacak halim de yok artık.
Sesi sakin ama derin bir yorgunlukla dolu. Yılların birikmiş yükünü taşıyor. Tek istediği oğluna yardım etmekti, ama günah keçisi o oldu.
— Peki oğlun? — diye soruyorum. — Seninle görüşüyor mu?
— Görüşüyor. Ama artık sadece iş için geliyor. Ev işlerinde yardım ediyor. Ama hissediyorum, arada mesafe koyuyor. Galiba yine iki arada bir derede kalmaktan korkuyor.
Handan Hanım pencereden dışarı, akşamın çökmeye başladığı sokağa bakıyor.
— Ben sadece biraz sıcaklık istemiştim. Saygı ve sıcaklık. Bu kadarını istemek çok mu?.




