“Araba benim, kime vereceğime ben karar veririm!” diye çıkıştı kayınvalidem.
Eşim Alper’le üç yıllık evliyiz, genç bir çiftiz. Volgograd yakınlarındaki küçük bir kasabada yaşıyoruz, her kuruşumuz şehadet parmağında. Bir daire için mortgage çektik ve ödemeleri yetiştirmek için her şeyden kısıyoruz. Hayat biraz daha kolay olabilirdi, eğer Alper’in evlilik öncesinde yaptığı bir hata olmasaydı. Annesi, Nevzat Hanım’a araba alırken, birikimlerinin büyük kısmını ona yatırmış. Aracın tapusu kayınvalidemin üzerine, bize de “ne zaman isterseniz kullanırsınız” diye söz vermişti. Ancak bu sözler havada kaldı ve biz de hâlâ çıkamadığımız bir kısır döngüye girdik.
Ne zaman arabaya ihtiyacımız olsa, Nevzat Hanım bin bir bahaneyle karşımıza çıkıyor. Ya arkadaşlarını ziyarete gitmiş, ya yazlığında, ya da aracı servise vermiş ve bize haber vermeyi “unutmuş”. “Otobüsler var, onlara binin!” diye tersliyor bizi, oysa her seferinde aracı günler öncesinden istiyoruz. Şans eseri arabayı almayı başarsak bile, kayınvalidem telefonlarına boğuluyor: “Ne zaman getireceksiniz? Neredesiniz? Niye bu kadar uzun sürüyor?” Acil ihtiyacı olduğundan değil, sırf arabasının pencere altında durması ona huzur veriyor. Bu bir yardımdan çok eziyet ve her seferinde yüreğime bıçak saplanıyor.
Üstelik Nevzat Hanım aracın bakım masraflarını bize ödetmekte hiç tereddüt etmiyor. “Siz de kullanıyorsunuz, ödeyin o zaman!” diyor. Sigorta, süspansiyon tamiri, lastik değişimi—hepsi bizim cebimizden. Alper’le bu arabaya, değerinden fazlasını harcadık ama üzerinde hiçbir hakkımız yok. Eşime artık para vermeyip kendi arabamız için biriktirmeyi önerdim. Kayınvalidesinin arabası bu kadar değerliyse, masraflarını da o üstlensin! Ama Alper tereddüt etti, annesiyle arasını bozmak istemedi. Onun benimle annesinin kaprisleri arasında bocaladığını gördükçe, çaresizliğim daha da büyüdü.
Geçenlerde maddi durumumuz biraz düzeldi ve evde tadilat yapmaya karar verdik. Gösterişli bir şey değil, sadece duvarları ve zemini yenileyecektik. İçimizden malzemeleri arabayla alıp nakliye parasından kurtulmak istedik. Her zamanki gibi günler öncesinden haber verip anahtarları almaya gittik. Ancak evin önü bomboştu. Nevzat Hanım komşu şehirdeki arkadaşının yanına gitmişti. Alper dayanamadı. Annesini arayıp ilk kez ona bağırdı: “Yine bizi yüzüstü bıraktın! Daha ne kadar böyle devam edeceksin?” Kayınvalidem patladı: “Araba benim, kime vereceğime ben karar veririm! Bana emir verme hakkınız yok! Kullandığınız için ödeme yapmanız da normal!” Sözleri yüzümüze tokat gibi çarptı. Ama o an Alper’de bir şey kırıldı. Soğukkanlı bir sesle, “Artık tek kuruş bile vermeyeceğim,” dedi.
Kış lastiklerini değiştirme vakti geldiğinde, Nevzat Hanım tam vaktinde arayıp para istedi. Alper ona kendi sözlerini hatırlattı: “Araba senin, sen ilgilen o zaman.” Çığlıklar, nankörlük suçlamaları havada uçuştu ama Alper telefonu kapattı. İlk kez ona haddini bildirmişti ve içimde bir rahatlama hissettim. Artık başkasının arabasına para harcamayıp kendi aracımız için biriktirebilecektik. Ne var ki sevincimizin üstüne bir gölge düştü: Alper annesiyle tartışmıştı ve bu aradaki soğukluk beni incitiyor. Çatışmalardan nefret ederim ama daha ne kadar onun bencilliğine katlanacağız?
Yüreğim bu haksızlıkla sıkışıyor. Alper’le mortgage ödemek için didiniyor, geleceğimizi kurmaya çalışıyoruz ama kayınvalidem bizi sadece aracının finansörü olarak görüyor. Verdiği sözler yalan, gösterdiği ilgi samimiyetsizdi. Artık hiçbir zaman bizim olmayan bir şey için kendimi borçlu hissetmekten yoruldum. Alper özgürlüğümüz için bir adım attı ama korkarım bu kavga daha başlangıç. Nevzat Hanım kolay pes eden biri değil ve “araba benim” sözleri kulağımda bir uyarı gibi çınlıyor. Ama yeminle söylüyorum: Bu bağımlılıktan kurtulacağız, ateşler içinden geçsek bile. Ailemizin daha iyi bir geleceği hak ettiğini biliyorum ve kayınvalidemin bize bunu çaldırmasına izin vermeyeceğim.




