Gelin evi parti mekânına çevirdi, oğlumsa sessiz!
Telefonu sımsıkı kavrayan Gülay Hanım, içini döktü: “Oğlum ağlamaklı bir sesle aradı. ‘Annecim, işimi rahat yapabilmek için bir süre İzmir’e gelebilir miyim?’ dedi. Gelin her gece kız arkadaşlarını eve dolduruyor, oğlum masa başında işine odaklanamıyor!” Öfkeden nefesi kesilmişti.
“Peki, sen kabul ettin mi?” diye sordu komşusu, çay bardaklarını doldururken.
“Tabii ki ettim!” Gülay Hanım’ın sesi hüzünle titriyordu. “Ona defalarca dedim: ‘Karınla konuş, bu iş böyle olmaz!’ Ama nafile. Bana bitkin, aç, gözleri kan çanağına dönmüş geldi. Bilgisayarın başına oturdu, sabaha kadar kalkmadı. ‘Önemli bir projem var, zaman dar’ diye mırıldandı durdu.”
“Evde neden çalışamıyormuş? Gelin mi engel oluyor?”
“Ev mi dedin, orası artık bir han!” diye iç çekti. “Ya kız kardeşi geliyor, ya da arkadaşları guruplaşıyor. Gürültü, kahkaha, müzik… Adam gibi iş yapmak mümkün mü?”
Oğlu Emre, bir inşaat mühendisi. Deniz’le evliliğinin altıncı yılındalar. İlk zamanlar Gülay Hanım gelinine hayrandı. Deniz sessiz, terbiyeli, işletme mezunu bir kızdı. Torunu Efe doğunca, kaynanası onu mükemmel bulmuştu. “Ne ev kadınıydı ama! Her yer pırıl pırıl, çocuk bakımlı, Emre’nin karnı tok. Oğlumun mutluluğu benim için her şeydi.”
Deniz doğum izindeyken Emre kariyer basamaklarını hızla tırmanmıştı. Üç yıl içinde kıdemli mühendis olmuş, ama sorumluluklar da artmıştı. Sonra her şey değişti. “Oğlum, neşeli, enerjik bir çocukken, gözümün önünde eriyip gitti,” diyor Gülay Hanım, gözyaşlarını zor tutarak. “Önce iş yerinde bir sıkıntı var sandım, meğerse sebep evdeymiş.”
Bir gün, haber vermeden İzmir’deki evlerine gitmişti. Ortalık bayram yeri gibiydi! Deniz’in misafirleri, yüksek sesli müzik, mutfaktan gelen kahkahalar… Emre yatak odasına kapanmış, bilgisayarına gömülmüştü. Torun Efe ise ortalarda yoktu. Meğerse Deniz, çocuğu anne-babasına bırakmış. Bu partiler artık rutin olmuştu. Hemen her akşam arkadaşlar, danslar, sabaha kadar eğlence… Emre bu gürültüde çalışamıyordu. “Eve gidiyorum, her yer altüst. Nasıl konsantre olabilirim ki?” diye annesine dert yanmıştı.
Gülay Hanım, Deniz’le konuşmaya çalıştı. Gelinin cevabı sert oldu: “Beş yıl boyunca örnek eş ve hizmetçi rolü oynadım! Çamaşır, yemek, çocuk… Kimse bir teşekkür etmedi. Şimdi arkadaşlarımla vakit geçiriyorum, erkek filan da yok ortada. Efe anneannesinde, mutlu ve huzurlu. Emre’nin bir derdi varsa, yüzüme karşı söylesin!”
Emre, Deniz’in işe başladıktan sonra değiştiğini fark etmişti. Hafta içi mükemmel bir eşti, ancak hafta sonları “kendini salıyordu.” Bu eğlenceleri yasaklamak istiyordu ama korkuyordu: “Daha da hırçınlaşır, işler iyice çığırından çıkar.”
Gülay Hanım telaş içindeydi. “Oğlum fazla yumuşak başlı, ona söz geçiremez,” diyordu. “Ya Deniz bu hâlden vazgeçmezse? İçkiye mi başlar? Sonra ailemize ne olur?”
Komşular soruyordu: “Deniz’in annesi kızını ikna edemez mi?” Gülay Hanım başını iki yana salladı: “Annesi ‘Kızım genç, yorulmuş, biraz eğlensin’ diyor. Torunu da onun yanında, rahat. Emre sessiz kaldığına göre, demek ki kabullenmiş!”
Gülay Hanım ne yapacağını bilemiyordu. Oğlunun çektiği acıyı, ailenin dağılma noktasına geldiğini görüyordu. Emre evde çalışamıyor, Deniz ise eski düzenine dönmek istemiyor gibiydi. “Bu böyle olmaz!” diye söylendi. “Böyle giderse boşanacaklar, torunum babasız kalacak!”
Siz olsanız ne yapardınız? Oğluna nasıl yardım edebilir, ailesini dağıtmadan bu krizi atlatabilir? Benzer bir durumla karşılaşan var mı? Fikirleriniz olursa paylaşın, durum acil…




