Bugün günlüğüme yazmak istiyorum. Hikayem, dalgaların üzerinde martıların uçuştuğu küçük bir sahil kasabasında geçiyor. O gün, Sevgi tüm gün mutfakta koşturup durdu. Mis gibi kokan bir akşam yemeği hazırladı: fırında levrek, baharatlı patates ve en sevdiğimiz tatlı olan revaniyi bile pişirdi. Yorulmuş ama mutluydu. Masayı toplayıp beyaz bir örtü serdi ve kocasının işten dönmesini beklemeye başladı. Kalbi her zamankinden hızlı atıyordu çünkü bugün çok önemli bir konuşma yapacaktı. Sonunda kapının kilidinde anahtar sesi duyuldu ve eşi Kemal içeri girdi.
“Merhaba canım!” diyerek gülümsedi, paltosunu çıkarırken. “Ne var, bayram mı kutluyoruz?” diyerek masadaki lezzetli yemeklere baktı.
“Sevgilim, ciddi bir şey konuşmamız lazım,” dedi Sevgi, sessiz ama kararlı bir sesle. “Bu, ailemizle ilgili.”
Kemal dondu kaldı, yüzündeki gülümseme yavaşça kaybolurken gözlerinde endişe belirdi.
—
“Ayşe, nasıl böyle bir şey yapabilirsin? Bu senin oğlun!” Sevgi’nin sesi öfkeden titriyordu.
“Oğlum, ne olmuş?” diye savurdu Ayşe, saçlarını düzeltirken. “Sonsuza kadar vermiyorum, birkaç aylığına!”
“Ayşe, aklını mı yitirdin? Bu senin çocuğun, senin kanın!” Sevgi’nin gözleri dolmuştu.
“Sevgi, dinle! Eğer bu kadar merhametliysen, yeğenini al eve götür! Bu konu kapandı. Alper’le birkaç ay hiçbir şey olmaz, ben işe girince onu hemen alırım,” diyerek Ayşe aniden ayağa kalktı ve kapıyı çarparak odadan çıktı.
Sevgi şaşkınlık içinde tek başına kaldı. Kız kardeşinin böyle bir şey yapabileceğine inanamıyordu. Öz oğlunu, geçici bile olsa, yetimhaneye vermek mi? Bunu düşünmek bile imkansızdı. Ama Alper’i yanına alamazdı.
O, Kemal ve ikiz kızları, kaynanası Gülseren Hanım’ın evinde kalıyorlardı. İki odalı daire dar geliyordu ve kaynana gelinine hiç tahammül edemiyordu. Torunlarına da mesafeliydi, onları sadece oğlu için katlanıyor gibiydi. Sevgi biliyordu ki Kemal, Gülseren Hanım’ın göz bebeğiydi. Eğer o olmasaydı, kaynana muhtemelen oğlunun evlenmesine bile izin vermezdi, özellikle de Sevgi gibi birine.
Bir gün, Gülseren Hanım’ın komşulara şikayet ettiğini duymuştu: “Oğlumu büyülemiş bu kadın, yoksa ona böyle bağlanmasına ne denir?” Başlarda toleranslıydı ama Sevgi hamile olduğunu açıkladığında her şey değişti. O gün sonra Gülseren Hanım dayanılmaz biri olmuştu. Oğlu yokken ona kin kusuyordu: alaycı sözler, sürekli eleştiriler, incitici laflar. Bazen dayanamayacağını düşünüyordu ama kızları için dişlerini sıkıp katlanıyordu.
Kemal’e şikayet etmedi. Belki de annesine bu kadar hayrandı, onu hep iyi ve şefkatli sanırdı. Nasıl anlatsın ki “mükemmel anne”sinin ona zulmettiğini? Kaçmayı çok istedi ama gidecek yeri yoktu.
O ve Ayşe yetimhanede büyümüşlerdi. Mezun olduklarında kendilerine dediler ki: “Size ev verilmeyecek – köyde ailenizden kalan bir ev var.” Ama kimse o evin yaşanabilir olup olmadığını kontrol etmemişti. Köye vardıklarında, yıkılmaya yüz tutmuş, çatısı çökmüş bir harabe gördüler. Orada yaşamak imkansızdı, köyde iş de yoktu. Umutlarını kaybetmeden şehre geri döndüler.
O zor günleri düşünmemeye çalışıyordu Sevgi. Ama kader ona gülümsemişti – Kemal’le tanışmıştı. Evlendiler, kısa sürede ikiz kızları oldu. Ayşe ise pek şanslı değildi. Küçük bir kiralık odada Alper’le yaşıyordu, babası hakkında konuşmayı sevmezdi. Bir keresinde, “Evliydi, bizim için bir gelecek yoktu,” diye geçiştirmişti.
Alper, Sevgi’nin kızlarından bir yaş küçüktü ve ona bayılırdı. Ayşe de oğlunu seviyormuş gibi görünüyordu ama son kararı Sevgi’yi şoke etmişti. Ayşe, “hayallerindeki adam” diye bahsettiği Volkan’ı bulmuştu. Sevgi onu tanımıyordu ama kız kardeşine göre mükemmel biriydi. Sevgi öyle düşünmüyordu. Normal bir erkek, sevdiği kadının çocuğunu reddetmezdi, öz olmasa bile. Ama Volkan, Alper’in yetimhaneye “bir süreliğine” verilmesinde ısrar etmişti. Ayşe de aşkından kör olmuş, kabul etmişti.
Sevgi onu vazgeçirmeye çalıştı ama Ayşe inat etti: “Volkan alışacak, sonra Alper’i geri alırız.” Sevgi biliyordu ki bu asla olmayacaktı. Alper onların kaderini yaşayacaktı, Ayşe ise umursamıyor gibiydi. Ama Sevgi, yeğeninin yetimhaneye düşmesine izin veremezdi.
Kaynanasının evine Alper’i götürmenin imkansız olduğunu biliyordu – Gülseren Hanım zaten ona ve kızlarına zor tahammül ediyordu. Ama susamazdı. Kemal’e açılacaktı. O onun eşiydi, onu seviyordu, yardım etmeliydi.
Tüm gün yemek yapmış, tatlı pişirmiş, konuşma için huzurlu bir ortam yaratmaya çalışmıştı. Kemal gelip de her şeyi anlattığında ise eşinin tepkisi onu şaşkına çevirdi. Destek beklerken Kemal, annesini de çağırarak kavga çıkardı. Gülseren Hanım ve oğlu, Sevgi’yi suçlayarak bağırıp çağırıyorlardı. Kaynana, “Bir çatı altında yaşadığına şükretmen gerekirken şimdi de eve yabancı bir çocuk mu sokacaksın?”Sevgi o gece çocuklarını alıp evden ayrıldı, yüreğinde derin bir acı ama geleceğe dair umutla yürüdü.




