Altı Aylık Bir Çatıda: Kayınvalidemin Evliliğimi Nasıl Mahvettiği

Altı aydır aynı çatı altında kayınvalidemle yaşıyorum ve evliliğimiz resmen çöküşe geçti.

Geçen yıl, kayınvalidem – Neriman Hanım – artık yalnız yaşayamayacağını açıkladığında hayatım bir kabusa dönüştü. Gözyaşları, baskılar, geceleri yalnız kalmaktan korktuğuna dair dramatik sahnelere kadar her şeyi denedi. Kocamı o kadar sıkıştırdı ki, bana sormadan onu hemen İstanbul’daki iki odalı apartman dairesimize taşıdı.

Oysa kendisinin bahçeli, geniş mutfağı olan bir evi var! Ama orası galiba “fazla sessiz” gelmişti. Halbuki onu asla ihmal etmedik, sürekli ziyarete gider, alışverişini yapar, ilaçlarını düzenlerdik. Ama o daha fazlasını istedi – kontrol. Oğlu üzerinde. Benim üzerimde. Hayatımız üzerinde.

Neriman Hanım… Tarifi zor bir kadın. İnatçı, kaprisli ve kendini bir kraliçe sanıyor. Kocası hayattayken biraz daha sakin görünüyordu, ama onun vefatından sonra, onu bir nebze dizginleyen kişi gidince, gerçek yüzü ortaya çıktı.

İlk başta yas tuttuk. Hepimiz üzüldük. Gerçekten acı çekiyordu, ve aramızdaki soğukluğa rağmen yanında olmaya çalıştım. Günlerce onu yalnız bırakmadık. Ama birkaç ay sonra gözlerinde yeniden bir ışık yandı. Ne yazık ki bu, sevgi değil, hükmetme arzusuydu.

Bana sürekli laf sokmaya başladı:

“Kocan geliyor, en azından saçlarını toplasaydın.”
“Bu et ne böyle? Lastik gibi. Seni hiç mi yemek yapmayı öğretmediler?”

Bir de karşılaştırmalar bitmiyor: “Ayşe’nin oğlu bak çorbayı içiyor, benimkine sor, yüzünü buruşturuyor!” Tabii, Ayşe’nin dediği, üç çocuklu ve karısının her dediğine “Peki canım” diyen yeğeni.

Bize “Gelin benim eve taşının” dediğinde direndim. Evet, evi daha büyük. Ama orada nefes alamazdım. Bizim küçük dairemiz merkezde, işe, okula, markete yakın. En önemlisi, bu bizim evimiz. Ama kimse beni dinlemedi. Kocam sadece onu duydu:
“Anne, yalnızsın… Tabii ki gel, bizimle kal, biraz rahatlarsın.”

Yalvardım, düşünmesini söyledim. Uyardım. Sonunun nasıl biteceğini biliyordum. Ama o söz verdi:
“Geçici olacak. Kontrol edeceğim. Sana kötü davranmasına izin vermeyeceğim.”

Altı ay geçti. Artık kendimi tanıyamıyorum. Sinirli, yorgun ve tükenmiş bir kadına dönüştüm. Her gün aynı kabus. Tamamen kendi işini görebilecek durumdaki bu kadının hizmetçisi oldum. Sanki beş yıldızlı bir otelde garsonmuşum gibi emirler yağdırıyor:

“Çay ama ılık olsun, limonlu.”
“Diziyi aç, ama şu değil, tansiyonumu yükseltiyor.”
“Beni de gezmeye götür, zincire bağlı köpek gibi oturuyorum.”

Bir şeyi yanlış yapsam – sahne hazır! Tek kişilik dram:
“Kalbim sıkışıyor! Ambulans çağırın!”

Kocamla uzun zamandır bir tatil planlıyorduk – bir haftalığına denize kaçıp rahatlamak istiyorduk. Çok özlemiştim. Ama bunu söyler söylemez bir sahne patlak verdi:
“Yine beni bırakıyorsunuz! Kimseye güven olmaz! Beni de götürün ya da hiç gitmeyin!”

Kocam, her zamanki gibi, sessiz kaldı. Omuz silkti:
“Ne yapabilirim ki? O benim annem…”

Ama ben yapabilirim. Daha fazla dayanamıyorum. Saraylar, elmaslar istemedim. Sadece kocamla ve çocuklarımla, ensemde birinin nefesini hissetmediğim, bana havucu nasıl doğrayacağımı öğretmediği bir evde yaşamak istedim. Bunu bile bana çok gördüler.

Ailem gözlerimin önünde eriyor. Saygı bitiyor, sevgi sönüyor. Benim adam, oğul olmayı seçti. Ben ise kurban olmaktan yoruldum.

Eğer onun için anne, karısından ve ailesinden önemliyse, onunla kalsın. Ben demirden değilim. Ben bir kadınım. Birinin iradesinin gölgesi değil. Ve eğer huzurumun bedeni boşanmaksa, bu bedeli ödemeye hazırım.

Rate article
Lifequest
Altı Aylık Bir Çatıda: Kayınvalidemin Evliliğimi Nasıl Mahvettiği