Birine Gerekli Olduğun An

18 Mayıs

Bugün yine Fatma Teyze’nin sözleri aklıma takıldı. “Oğlum sana hayatı zehir eder,” dedi. Neden böyle konuşuyordu? Emre onun biricik evladıydı.

İçimden bağırmak geldi: “Yalan! Niye Emre’yi böyle kötülüyorsunuz?”

Fatma Teyze derin bir nefes aldı. “Onu ben yetiştirdim, kusurlarını bilirim,” diyerek mutfaktan çıktı. Ben ise masada kaldım, üzerimdeki yeni elbisemle. Emre’yi etkilemek için özenle giyinmiş, Fatma Teyze’ye göstermeye gelmiştim.

Emre’ye aşık olalı yıllar olmuştu. İlk gördüğümde on yaşındaydım, o ise on yedi. Ailemle birlikte Eskişehir’den bu küçük kasabaya taşınmıştık. Babamın işi bitmişti, Fatma Teyze ise yıllardır burada, tek başına oğlunu büyütüyordu.

“Çok saygın bir aile,” demişti annem o akşam. Yaşça büyük olmasına rağmen Fatma Teyze ile arkadaş olmuşlardı. Ben de Emre’yi sık sık görür oldum.

Sonra üniversiteye gitti, kasabadan ayrıldı. Ben ise her gün onu düşünerek Fatma Teyze’yi ziyaret ettim.

Mezun olur olmaz evlendiği haberi yıkılmıştı beni. İnanmak istememiştim. Ailem yirmi yıldır evliydi, dedemle ninem ölene dek birlikteydiler. Fatma Teyze bile Emre’nin babasının, askerde kaybolana dek hep yanında olduğunu anlatırdı.

“Gelinle tanıştırmadı bile beni,” diye dertlenmişti Fatma Teyze bir gün. “Şımarık bir İstanbul kızı.”

Annem, “Git gör kendini,” diye öğüt vermişti ama Fatma Teyze elinin tersiyle itmişti bu fikri. “Davet etmediyse, demek ki istemiyor.”

Ben hem Fatma Teyze’ye acıyordum, hem de Emre’nin bir daha dönmeyeceğine yanıyordum. Ama bir yıl sonra, beklenmedik bir şekilde, eşyalarıyla birlikte geri geldi.

Annem, “Fatma’nın oğlu döndü,” deyince yerimde duramadım. Koşarak evlerine gittim. Kapıda sigara içen Emre’ye çarptım neredeyse.

“Lenaa!” diye gülümsedi, göz kırptı. Ama değişmişti. Sakal bırakmış, şakaklarına kır düşmüştü. Daha yirmi beşindeydi.

“Hoş geldin,” dedim, yüzüne dokunma arzusunu zor bastırarak. “Döndün demek?”

Omuz silkti. “Bilmem. Karımdan ayrıldım. Onun ailesiyle yaşıyordum, her şeye laf ediyorlardı. Bıktım artık.”

Ona hayranlıkla bakıyordum. Nasıl da güzeldi! Zeki, iyi yürekli… O kadın ne anlardı ki Emre’nin kıymetini?

“Sinemaya gidelim mi?” diye sordum.

“İşim var,” diye reddetti.

Üzüldüm ama belli etmedim. Onun yanımda olması yetiyordu. Belki bir gün benim onun için yaratıldığımı anlardı.

Fatma Teyze oğlunun dönüşüne sevinmiyordu. Ona iş bulmaya çalışıyor, ama Emre hiçbirini beğenmiyordu.

“Yoruldum artık,” diye açıldı bana bir gün. “Şimdi anlıyorum niye boşandı. Problem onda değil, oğlumdaymış.”

“Yanılıyorsunuz!” diye atıldım. “Emre çok iyidir!”

Fatma Teyze acı bir gülümsemeyle, “Babasının aynısı, bencil,” dedi.

Birkaç ay sonra Emre, vedalaşmadan bile, kasabadan ayrıldı. Yine ağladım, yine onu düşündüm.

Sonra korkunç bir haber aldım. Annemle babam trafik kazasında ölmüşlerdi. On sekizimde, üniversite hazırlığındayken yetim kalmıştım. Fatma Teyze olmasa çökecektim.

Emre, cenazede yanında sarışın, narin bir kızla geldi. O bakışları görünce içim parçalandı.

İki hafta sonra evlendiğini öğrendim. Artık umut yoktu.

Aile çiftliğinde çalışmaya başladım. Üniversite hayalim suya düşmüştü.

O yılbaşı, Fatma Teyze, Emre’nin geleceğini söyledi.

“Eşiyle mi?” diye sordum.

“Yok, tek başına,” dedi alaycı bir tavırla. “Demek ki işler yolunda gitmiyor.”

Kalbim hızla çarptı. Sonunda! Ona her şeyi anlatacaktım.

Fatma Teyze uyardı: “Boşuna bekliyorsun.”

Şaşırdım. “Niye? Onu çok seviyorum.”

“Fazla seviyorsun,” dedi. “Hak etmiyor.”

Yine de güzel bir elbise aldım, Fatma Teyze’ye gösterdim.

“Oğlum sana hayatı zehir eder,” dedi yine.

Anlamıyordum. Nasıl böyle düşünebilirdi?

Yılbaşında Emre, annesiyle kavga edip bana geldi. Sarhoş ve sinirliydi. İki şişe şampanya getirmişti.

“İçelim,” dedi. Elbisemi fark etmedi bile.

O gece bende kaldı. Benim için her şey değişmişti.

Sabah yeni bir insan gibi uyandım. Yanımda sevdiğim adam yatıyordu.

İki gün sonra, vedalaşmadan gitti. Fatma Teyze’ye koştum, ama o suskun ve sertti.

“Uyarmıştım,” dedi.

Şubatta hamile olduğumu öğrendim. Hemen otobüsle İstanbul’a gittim. Emre’yi buldum, buluştuk.

“Yirmi dakikam var,” dedi soğukça.

Habere sevinmedi. “Evleneceğim demeyi bekleme,” dedi. “Başka biri var hayatımda.”

Yüzündeki ifade buz gibiydi. Benim için büyülü bir gece, onun için bir hataydı.

Kasabaya döndüm, düşündüm taşındım. Fatma Teyze’ye gittim.

“Çocuk mu bekliyorsun?” diye sordu.

Şaşırdım. “Nasıl anladınız?”

“Köy küçük,” dedi. “Aldıracak mısın?”

“Bilmiyorum. Siz ne dersiniz? Emre’nin çocuğu.”

Derin bir nefes aldı. “Ben karışmam. KendFatma Teyze’nin gözleri doldu ve yavaşça, “Ben de gençken yanlış bir adamın peşinden gidip hayatımı mahvettim, ama senin kararın senin olsun,” dedi.

Rate article
Lifequest
Birine Gerekli Olduğun An