Hayal Kırıklığına Uğratma Beni

Eskiden, Ayşegül’ün babası çok sert bir adamdı. Hatta annesi bile ondan çekinir, fazladan bir kelime bile edemezdi. Ama yabancı çocuklara karşı farklı davranır, güler, tatlı sözler söylerdi. Ayşegül ve annesine ise hep bağırıp çağırırdı. Ayşegül uzun süre babasının neden onu sevmediğini anlamadı. Gerçeği lise yıllarında öğrendi.

Okulda, babasının bir kez daha azarlamasını duymamak için var gücüyle çalışırdı. Altıncı sınıftan beri bir hayali vardı: Yüksek puan alıp İstanbul’daki üniversitelerden birine girmek.

Akrabalar veya aile dostları ziyarete geldiğinde, güzel ve zeki kızlarını övüp ne olmak istediğini, hangi üniversiteye gitmeyi planladığını sorarlardı.

Ayşegül babasına korkuyla bakar ve henüz karar vermediğini söylerdi. Hayalini kimseye anlatmazdı.

“On bir yıl okudu, yeter. Emekli olana kadar onun masrafını çekecek değilim. Sağlıklı kız, çalışsın artık. Herkes bilim insanı, yönetici olmak istiyor, ama kim çalışacak?” diye gürlerdi babası.

“Ne diyorsun, Ahmet! Dinleme onu. Ayşegül zeki bir kız, hep beş alıyor. Bu notlarla kasap dükkânında mı çalışsın? Şimdi her yerde diploma şart, iyi bir iş bulmak için. İyi iş bulursa zengin bir koca da bulur,” diye yalvarırcasına eklerdi annesi.

Ama babası dinlemeye bile tahammül edemezdi.

“Boş boş konuşma,” diye homurdanır, karısına öfkeli bir bakış fırlatırdı. “Kıza ne gerek var diplomaya? Çorba pişirmek için mi? Çocuk doğurmak için diploma mi gerekli? Bilgi sadece baş ağrıtır. Sen mesela, diplomandan ne fayda gördün?”

Annesi onun bakışları altında küçülürken, babası konuşmaya devam ederdi. Misafirler bu tartışmalar karşısında rahatsız olur, ailenin reisine karşı gelmekten çekinerek sessiz kalırlardı.

İşte bu yüzden Ayşegül de hayallerini kimseye açmazdı. Ama üniversite sınavından yüksek puan alınca, İstanbul’a gitmeye karar verdiğini açıklamaya karar verdi. Artık yetişkindi, kendi kararlarını alabilirdi. Kimse onu burada tutamazdı, babasının sırtından geçinmeye niyeti yoktu. Bir gün ona hak ettiği değeri gösterecekti. Ve artık ondan korkmuyordu. Böyle düşünerek, kararlı adımlarla eve yürüdü, elinde beşlerle dolu diplomasını sıkıca tutarak.

Babasının asık yüzünü görünce cesareti kırıldı. Yine de İstanbul’a gitmek istediğini söyledi.

“Hiçbir yere gitmiyorsun, anladın mı? Seni besledim, giydirdim, şimdi sıra bana ve annene yardım etmende. Yaşlanınca bize bakacaksın. Orada ne işin var? Nerden çıktı bu fikir?” Babası, anlamlı bir şekilde karısına baktı. Annesi gözlerini yere indirdi.

“Hiçbir yere gitmiyorsun!” diye kükredi babası, yumruğunu masaya vurdu. Tabaklar zıpladı, çorba etrafa sıçradı.

“Sen de onu savunma. Kendi günahın var,” diye ekledi, annesine dönerek. “Senin o okumanın sonu ne oldu, hatırlıyor musun? Bana ömür boyu minnettar olmalısın ki seninle evlendim, itibarını kurtardım, bu nankörü büyüttüm.”

“Ahmet, kızın yanında böyle konuşma,” diye yalvardı annesi.

“Nedenmiş? Gerçeği bilsin, artık büyüdü. Belki ders alır, senin yaptığını yapmaz. Ama…” Babası elini salladı. “Armut dibine düşer.”

“Anne…” Ayşegül gözlerindeki yaşlarla annesine baktı.

“Çalışacak, dedim ya!” Babası kaşığını ağzına götürdü ve çorbayı içti.

Ayşegül arkasını döndü, mutfaktan fırladı. Babası işe gidince annesi odasına geldi.

“Anne, neden bana böyle davranıyor?” diye ağlayarak sordu.

İşte o zaman annesi her şeyi anlattı.

“Şimdi anlıyorum, neden beni sevmiyor, okula göndermek istemiyor. Ama biliyor musun, onun gerçek babam olmamasına bile sevindim,” diyerek gözyaşlarını sildi.

“Bir daha konuşmaya çalışacağım. Al,” dedi annesi, katlanmış banknotları uzatarak. “Çok değil, ama ilk zamanlar yetecektir. İyi sakla, bulmasın. Yavaş yavaş biriktirdim. Daha fazla yardım edebileceğimi söyleyemem, baban her kuruşun hesabını sorar.”

“Teşekkürler, anne. Bir yolunu bulacağım. Ama seni öldürür,” diye endişeyle annesinin yüzüne baktı.

“Öldürmez, belki biraz bağırır, belki birkaç tokat atar. Hakkıdır. Sen git İstanbul’a, oku ve beni mahcup etme.”

Ayşegül annesine sarıldı ve üç gün sonra babası işteyken evden ayrıldı.

Üniversiteyi kazandı, yurda yerleşti. Ama annesinin parası çabuk bitti ve Ayşegül yakındaki bir ofiste temizlikçi olarak iş buldu. Akşamları, kimse kalmadığında orayı temizlemeye giderdi.

Yurtta Marta adında güzel ve gösterişli bir kızla aynı odadaydı. Marta, Ayşegül gibi ders çalışmaz, eğlenirdi. On beş yaş büyük bir adamı vardı: Kemal. Bir gece kulübünde tanışmışlardı.

“Neden bu kadar yaşlı biriyle çıkıyorsun? Galiba evli, değil mi?” diye sormuştu bir gün Ayşegül.

“Ne anlarsın sen! Evet, evli, evet benden büyük, ama parası var. Fakir bir öğrenciden ne alabilirsin ki? Üstümdeki kıyafetlerin, makyaj malzemelerinin nereden geldiğini sanıyorsun? Ailem göndermiyor, zaten paraları yok. Küçük erkek kardeşim ortaokula gidiyor. Kemal bana bir daire tuttu, yarın taşınıyorum. Yardım eder misin?”

“Tabii,” diye hemen kabul etti Ayşegül.

Daire büyAyşegül sonunda anladı ki, gerçek cesaret, babasının gölgesinden kurtulup kendi hayatını özgürce yaşamak ve annesinin verdiği sevgiyi bir gün kendi çocuklarına aynı şekilde aktarabilmekti.

Rate article
Lifequest
Hayal Kırıklığına Uğratma Beni