Kaderin Sınavı

– Bugün Leyla’yla konuştum. Hayret bir şey, Ali yine kayıplara karışmış, – dedi Dilek, televizyonda ikinci kanalın dizisinin arasında reklam başlayınca.

Kocasına baktı. Yatağın arkasına yaslanmış, yastığa dayanmış bir şekilde oturuyor, reklamı ilgiyle izliyordu.

– Cem, beni duyuyor musun? Ali yine aklını çelmiş, – diye tekrarladı, kocasının cevap vermemesine aldırmadan.

– Duyuyorum. Sana ne? – diye sordu.

– Nasıl yani? Leyla benim arkadaşım. Onun için endişeleniyorum. Ali sana bir şey söyledi mi? – diye dikkatle sordu Dilek, kocasının profilini incelerken.

– Bana hesap vermez ki. Üstelik onu görmeyeli uzun zaman oldu. Senin arkadaşına gelince, açıkça söyleyeyim, fazla histerik. Ben de onun yerinde olsam kaçardım. Bu konuyu kapatalım. Dizi başlıyor.

– Öyle mi? Bunu sana o mu söyledi? Demek Leyla suçlu. Kadınlar hep sizin gözünüzde suçlu, kendi erkeklik mazeretlerinize bahane bulmak için. Peki onu histerik yapan kim? Ömrünü gezerek geçiriyor. – Dilek dudaklarını büzdü, kocası ise ekrana dikilmiş bakıyordu.

– Bak, ben de seni sık sık azarlıyorum. Kaç kere dedim ayakkabılarını kapıda sil diye? Bütün pisliği eve taşıyorsun. Banyoyu asla temiz bırakmıyorsun… Ben de mi histeriğim? Belki sen de gizli gizli takılıyorsun? Arkadaşlarına uyup? – Dilek kocasına öyle bir baktı ki…

– Tamam, başladı yine. Sıra bana geldi. – Cem yorganı kenara itip yataktan kalktı. – Diziyi mutfakta izlerim.

– Sadece arkadaşım için üzülüyorum, – dedi Dilek, kocasının arkasından.

– Ne aşkları vardı bir zamanlar. İkinci kattaki penceresine çiçeklerle tırmanırdı. Size ne oluyor erkekler, kıtlık mı var? – diye bağırdı Dilek, açık kapıya doğru.

– Evlenirken bizi güneşim, tavşanım, bebeğim diye çağırıyorsunuz. Bir kız bulunca da hemen histerik kategorisine alıyorsunuz, – kendi kendine konuşuyordu, sanki kocası duyabilirmiş gibi. – Leyla onu kaç kere affetti. İlk seferinde diz çöküp yalvardı, bir daha asla yapmayacağına dair yeminler etti, gözyaşları döktü. Çocukları için affetti. Yok, Ali iyi adam aslında. Ama onun ruhunu çıkardı. Görünen o ki, o şeyi kuruyana kadar gezmeye devam edecek… – Dilek sustu ve kulak kabarttı. Mutfaktan hiç ses gelmiyordu.

“Acaba Cem de bana ihanet mi ediyor? Niye öyle tepki verdi? Canını mı yaktım? Yok, tembel o. Ali hiç değilse kendine bakıyor, spor salonuna gidiyor. Benimkininse karnı çıkmış, kel yeri parlıyor…”

Ama içine düşen şüphe birden kaygı filizleri vermeye başladı. Dilek artık ekrana bakmıyor, diziyi izlemiyordu. Kalktı, terliklerini giydi ve mutfağa yürüdü. Kocası sandalyede bacak bacak üstüne atmış, sigara içiyor, dumanını aralık pencereden dışarı üflüyordu. Bir esinti geldi, Dilek ürperdi.

– Sen niye sigara içmeye başladın?

Kocası irkildi, kül tablasına düşen kül yere savruldu.

– Tüh, korkuttun beni. – Cem yerdeki külleri üfledi. – Belki ben de üzülüyorum. Ali’yle dostuz sonuçta.

– O halde onunla konuşsaydın. Çocuklarının gözü önünde utanmıyor mu? Oğullarına nasıl örnek oluyor? – Dilek pencereye yaklaştı, pervazdaki kül tablasını alıp kocasının önüne koydu.

– Beni dinler mi hiç? Kendi hayatı, ne yaptığını biliyor. – Kocası son bir nefes çekti, sigarasını söndürdü. Sonra pencereye gidip kanadı kapattı.

– Yatalım artık. – Karısının yanından geçip gitti.

Dilek başını iki yana salladı, ışığı kapattı ve yatak odasına gitti. Kocası yatağın kendi tarafına dönmüş, ondan uzak duruyordu. Televizyonda artık bir talk show vardı. Dilek televizyonu ve ışığı kapattı, yatağa uzandı. Aylardır böyle sırt sırta vererek uyuyorlardı.

Mutlu öğrencilik yıllarında tanışmışlardı, birbirlerine doyamıyorlardı. İki yıl sonra evlendiler. Hayatları herkesinkinden farksızdı. Tartıştılar, barıştılar, devam ettiler. Kızları büyüdü, üniversiteyi bitirip İstanbul’a gitti. Dilek mutluluktan çoktan vazgeçmişti. Oysa mutlu olmuştu. Arkadaşları boşanıp yeniden evleniyordu. Herkesin bir nedeni ve hikayesi vardı. Onlarsa yirmi yedi yıldır birlikteydi, yirmi beş yıldır evliydiler. Çeyrek asır.

Düşünceleri yine Leyla’ya döndü. Kulaklarında hâlâ onun sesi çınlıyordu: “Neden bana bunu yapıyor? Ben onun için her şeyi yaptım. Çocuklarını doğurdum. Şimdi ne gençliğim kaldı ne kocam, yaşlılığımda yapayalnız kaldım…”

Yatağın öteki tarafında Cem gözleri açık, karanlığa dalıp derin iç çekişlerini bastırmaya çalışıyor, kıpırdamadan yatıyordu.

İki gün sonra Cem işten geç çıktı. Dilek telaşlanmadı. Bu daha önce de olmuştu. Sebep ne olabilirdi ki? Akşam trafiği, bir arkadaşa rastlamıştı, işini yetiştirmeye çalışıyordu. Kocasının görüntüsünden nedenini hemen anlardı. Neşeli ve hafif çakırkeyifse arkadaşlarıyla buluşmuş, birkaç kadeh atmışlardı. Somurtkan ve asıksa, iş yerinde sorun çıkmıştı.

Nihayet anahtar deliğinden sesler geldi. Dilek kocasının üzerini çıkardığını duydu. Alışılmış homurtular yoktu. Sonra mutfağa geçti.

O içeri girdiğinde CDilek içeri girdiginde Cem masada sırtını duvara yaslamış oturuyordu, ama rahat görünmüyor, adeta sıkışmış bir yay gibiydi ve o anda Dilek’in kalbi sıkıştı, çünkü o koku yine burnundaydı – yabancı, ama tanıdık bir parfüm kokusu.

Rate article
Lifequest
Kaderin Sınavı