Emir, kanepeye uzanmış, gözlerini kapatıp evin ve sokaktan gelen sesleri dinliyordu. Çift camlardan hafifleyen kornalar, polis veya ambulans sireleri duyuluyordu. Komşu daireden tartışma sesleri, telefon çalmaları, kapı çarpmaları geliyordu…
Eskiden böyle uzanıp dinlemeyi sever, hangi dairede televizyon izlendiğini, hangisinde kavga edildiğini tahmin etmeye çalışırdı…
“Yine hayal mi kuruyorsun? Ödevlerini yaptın mı?”
Emir yemin edebilirdi ki bu ses hayal değildi, annesinin sesiydi; uzak ama canlıydı. Ürperdi, gözlerini açtı. Oda boştu, antreye açılan kapı aralıktı. Eğer şimdi oradan, karanlıktan annesi çıksa, şaşırmaz, sevinirdi. Ama annesi artık asla odaya giremeyecekti. Bir hafta önce vefat etmişti. O ses ise hayaletten gelen bir acıydı.
Emir doğruldu, ayaklarını yere indirdi, halının yumuşak dokusunu hissetti. *”Burada kalırsam çıldırırım. Cenazeden sonraki gün ya da en geç ertesi gün dönüş bileti almalıydım,”* diye düşündü. Dirseklerini dizlerine dayayıp başını elleriyle kavradı ve sallanmaya başladı.
Aniden çalan telefonla irkildi, dirseği dizinden kaydı, başı öne düştü. Kalktı, masadan telefonunu aldı, ekrana bile bakmadan. Gözü masadaki not kağıdına takıldı: *”Oğlum, bir tanem!..”*
“Emir, ben Teyze Ayşe. Nasılsın? Orada tek başına zordur herhalde? Bana gelmeye ne dersin?”
“Yok, iyiyim.” Telefonu bıraktı, mektubu katlayıp dolaba kaldırdı.
Artık tek başına kalamazdı. Şimdiden sesler duymaya başlamıştı. Tekrar telefonu aldı, rehberini açıp karıştırdı. *”Tolga, eski üniversite arkadaşım. İşte tam ona ihtiyacım var!”*
“Tolga, selam!” dedi Emir, arkadaşının sesini duyunca.
“Selam! Ne oldu, sen misin?”
“Beni tanımadın mı? Eski dostunu bu kadar çabuk unuttun ha? Senden beklemezdim.”
“Dur bakalım. Emir?! Sen mi geldin?” diye heyecanla bağırdı Tolga.
“Geldim ama görünen o ki beklenmiyormuşum ve unutulmuşum,” diye alındı Emir.
“Unutmadım seni, şeytan. Beklemiyordum, doğru. Şu an neredesin?”
“Evdeyim,” dedi Emir ciddileşerek.
Tolga, arkadaşının tonundan bir şeyler olduğunu anladı.
“Annen?”
“Vefat etti. Bir hafta oldu. Dokuz gün geçti.”
“Başın sağ olsun. Altı ay önce görmüştüm. İyi görünmüyordu, zayıflamıştı. Tanıyamamıştım bile. Daha ne kadar kalacaksın burada?”
“Üç gün.”
“Sana geleyim mi? Yok, daha iyisi, bize gel. Orada tek başına delirirsin herhalde.”
“Size mi?” diye tekrarladı Emir.
“Evet, evlendim ben. Gamze’yle. İnanabiliyor musun? Şu an yanımda, selam söylüyor ve seni çağırıyor. Hemen şimdi gel. Tam yemeğe yetişirsin. Evet, ama adresim değişti. Kredi çekip ev aldık.”
“Söyle adresi,” dedi Emir iş bilir bir sesle.
*”Vay be, evlenmiş. Gamze birinci sınıftan beri Tolga’ya aşıktı, o ise Didem’le, Yasemin’le takılırdı, ta ki ben ona gerçeği gösterene kadar…”* Hızlıca toplandı, taksi çağırdı.
Yolda şoföre bir markette durmasını söyledi. Tolga’yla içmek için konyak, Gamze için şarap, bir kutu çikolata ve et tabağı aldı.
Asansörü beklemedi, altıncı kata merdivenlerden çıktı. Son iki gündür evden çıkmamıştı. Hareket etmek iyi gelmişti. Üçüncü kattaki dairenin önünden geçerken bir hıçkırık duydu, çocuk muydu yoksa yavru köpek mi anlamadı. Durdu.
“Hey, kim var orada?” diye sordu, kulağını kapıya dayayarak.
Hıçkırık kesildi. Biraz bekledi, tam gitmek üzereyken tekrar uzun, monoton bir ses geldi.
“Kim ağlıyor orada?” diye sordu Emir.
“Ağlamıyorum, şarkı söylüyorum,” dedi bir çocuk sesi.
“Kapıda niye şarkı söylüyorsun?”
“Annemi bekliyorum.”
“O nerede? Tek başına mısın?” diye sordu Emir.
“Annem büyükanneme hastaneye gitti, beni de kilitledi. Hastayım.”
“Kilitledi mi? Kaç yaşındasın sen?”
“Beş. Sen kimsin?”
“Ben Emir. Yukarıya arkadaşıma gidiyordum, sesini duydum.”
“Ben Can. Dedem bana hediye getirdiğinde okuduğum şiiri dinlemek ister misin?”
“Tabii,” diye kabul etti Emir.
Emir dinledi ve gülümsedi. O da böyle bir şiir ezberlemişti çocukken, unutmuştu.
“Şiir okuyan çocuğa hediye verilir. Ama nasıl vereceğim? Kilitlisin. Ben arkadaşıma gidip hemen döneceğim. Tamam mı?”
“Ne hediye? Sen Noel Baba mısın?”
“Hayır. Bekle,” dedi Emir ve yürüdü.
Kapıyı Tolga açtı ve hemen Emir’i kucakladı.
“Hoş geldin, dostum! Yıllardır haber yok.”
“Adamı içeri al da üstünü çıkarsın,” diyen Gamze’nin sesi duyuldu.
Emir geri çekilip kapı aralığında Gamze’yi gördü. Değişmiş, güzelleşmişti.
“Gel içeri, yeni taşındık, daha her şeyi düzeltemedik.” Tolga’nın sesinde bariz bir gurur vardı. *”Bak, özeniyor musun?”*
Emir etrafına baktı, ıslık çaldı.
“Vay canına! Lafı mı olur? Çok güzel olmuş.”
“Borca battık ama en azından ailemizden ayrı yaşıyoruz. Yakında çocuk yapmayı düşünüyoruz.” Tolga cilalı bir semaver gibi parlıyordu.
“Hemen sofraya geçelim,” diyerek Gamze işi organize etti.Emir, Can’ın gözlerinde kendini görerek o gün hayatının en doğru kararını verdiğini anladı, çünkü artık gerçek bir ailesi vardı.




