Büyük Kardeşin Düğünü

Ufuk çizgisinin üzerindeki şafak ışıkları pembeye çalmaya başlamıştı, güneş yakında doğacaktı. Yataklı vagondaki herkes uyurken, sadece Emin uyanıktı, sadece o yeni bir günün doğumunu izliyordu. Üst ranzada uzanmış, pencereden dışarı bakıyordu. Köyler, ıssız peronlarıyla tren istasyonları giderek sıklaşıyordu. Gerçekten öyle miydi? Yakında evinde olacak mıydı?

Hafifçe açılan kapı kenara kaydı, kondüktör başını uzattı.

“Yarım saat sonra sizin istasyonda ineceksiniz. Trenin duruş süresi iki dakika,” dedi ve kapıyı kapattı.

Emin, kompartımandaki birilerini uyandırdığını duydu. Tekrar pencereye döndü ama şafak manzarasının büyüsü artık kaybolmuştu. Doğruldu, sonra hafifçe aşağı atladı. Alt ranzadaki adam iç çekti ve duvara döndü.

Emin havlu aldı, koridora çıktı. Neredeyse tüm kompartıman kapıları aralıktı, hava çok sıcaktı. Bazılarında yolcular yeni uyanıyordu.

Tuvalet dolu. Emin pencereden dışarı bakmaya devam etti. Dört yıldır evde değildi. Onu beklemiyorlardı çünkü geleceğini bilmiyorlardı. Sürpriz yapmak istemişti. Şimdi düşününce, böyle yapmasaydı belki daha iyi olurdu. Zaten kendisi heyecandan bütün gece uyuyamamıştı. Peki ya annesi, onu kapıda görünce ne yapacaktı?

Babasının ölümünden sonra annesi sık sık hastalanmıştı. Sevindirici bir haber, tıpkı üzücü bir haber gibi kalbine dokunabilir, tansiyonunu yükseltebilirdi. En azından Can’a haber vermeliydi, önceden uyarmalıydı. O annesini hazırlardı.

Emin kompartımanına döndü, giyindi, sırt çantasını aldı. Kapıda durdu, bir şey unutup unutmadığına baktı. İstasyona yaklaşırken koridorda bekledi.

Can. Annesi onu hep böyle çağırırdı. Babasının ölümünden sonra, ailedeki yerini aldı. Her şeyde babasına danışmaya alışmış olan annesi, artık büyük oğluna danışıyordu. Akıllı ve ciddi ilk çocuğuyla gurur duyuyordu.

Emin ise hep Emo, küçük, haylaz, yaramaz çocuk olarak kalmıştı. Emo, annesinin Can’ı ondan daha çok sevdiğini düşünürdü. Oysa babası Emo’yu daha çok severdi.

“Neye benziyorsun sen böyle?” diye şaşırırdı annesi, karnesindeki kötü notları görünce.

“Ailede bir tane delikanlı olmalı. Masallardaki gibi. Zamanı gelince, benimle de gurur duyacaksın,” diye hava atardı Emo.

Annesi iç çekerdi.

Can liseyi birincilikle bitirmiş, üniversitenin finans bölümüne sıkıntısız girmişti. Dersleri mükemmeldi, annesi onunla gurur duyar, kardeşine örnek gösterirdi. Emo ise futbol oynamayı, sinemaya gitmeyi sever, korsan hikâyeleri, fantastik kitaplar okuyarak gezgin olmak hayali kurardı.

Annesinin abisine olan hayranlığı Emo’yu incitir ve sinirlendirirdi. Can’ı övdüğünde, onu örnek gösterdiğinde, Emo inadına tam tersini yapmak, daha da kötüsünü yapmak isterdi. O olduğu, abisinin intihara sürüklenmeyecekti.

Can üniversiteden mezun olduğunda, Emo lise diplomasını almıştı. İkisi de dış görünüş olarak çok farklıydı. Can anneye benziyordu, sarışın, mavi gözlü, dolgun dudakları vardı. Emo’nun saçları koyu renkliydi, asla dizginlenmez, her zaman her yöne dikilirdi. Gözleri kedininki gibi sarımtıraktı. Annesi ona küçükken “kedi yavrusu” derdi. Peki Can’ı nasıl çağırırdı? Emin hatırlayamadı. Belki de hep Can olarak çağırmıştı.

Ve tabii ki abisi gibi üniversiteye gitmeliydi. Emo yalan söyledi, üniversiteye başvuruda bulunmadı, sonra yetmedi diye bahaneler uydurdu.

“Bari bir meslek okuluna girseydin, belki yetişirdin. Askerliğe gideceksin,” diye üzülürdü annesi. “Can, bir şey söylesene ona.”

“Emo, eğitim olmadan şimdi bir yere varamazsın, kariyer yapamazsın. Annem haklı. Dene meslek okulunu. İstersen seninle gelirim. Sonra çalışır, açıktan üniversite okursun. Annemi üzme.”

“Daha ne olmak istediğime karar vermedim. Bizim ailede bir tane zeki yeter. Askerliğe de birilerinin gitmesi lazım. Herkes profesör olursa, vatanı kim koruyacak?” diye cevap verdi Emo.

“Bak, fazla oynama. Annemizi üzme, o çok endişeleniyor.”

Emo askere gitti. İlk başta zordu, sonra alıştı, arkadaşlar edindi. Biriyle askerden sonra Sibirya’ya bile gitti. Orada devasa bir inşaat başlıyordu.

Annesini aradı, çalışmak istediğini söyledi. Annesi ağladı, eve dönmesi için yalvardı. Can da arayıp azarladı. Ama Emo kararından vazgeçmedi.

Neden abisinin izinden gitmeliydi? Hatta giysilerini bile hep ondan devralırdı. Can futbol oynamazdı,

Rate article
Lifequest
Büyük Kardeşin Düğünü