Büyük Kardeşin Düğünü

**Büyük Ağabeyimin Düğünü**

Ufukta pembe bir şerit belirmişti, güneş yakında doğacaktı. Kompartımanda herkes uyuyordu, sadece Kaan uyuyamıyor, yeni bir günün doğuşunu izliyordu. Üst ranzada yatıyor, camdan dışarı bakıyordu. Köyler, boş peronlu istasyonlar giderek daha sık görünüyordu. Gerçekten de evine yaklaşıyor muydu?

Kompartıman kapısı hafifçe aralandı, kondüktör başını uzattı.

“Yarım saat sonra sizin durağınız. Tren iki dakika duruyor,” dedi ve kapıyı kapattı.

Kaan, kondüktörün diğer kompartımanlarda uyuyanları uyandırdığını duydu. Tekrar cama döndü ama şafak manzarasının büyüsü kaybolmuştu. Kaan oturdu, sonra hafifçe aşağı sıçradı. Alttaki ranzada yatan adam derin bir nefes alıp duvara döndü.

Kaan havlusunu alıp koridora çıktı. Neredeyse tüm kompartıman kapıları aralıktı, içerisi sıcaktı. Bazılarında yolcular hazırlanıyordu.

Tuvalet dolu olduğu için pencereye yöneldi. Dört yıldır eve gitmemişti. Onu beklemiyorlardı çünkü geleceğini bile bilmiyorlardı. Sürpriz yapmak istemişti ama şimdi bunun hata olduğunu düşünüyordu. Heyecandan tüm gece uyuyamamıştı. Peki ya annesi kapıyı açıp onu görürse ne olurdu?

Babasının vefatından sonra annesinin sağlığı bozulmuştu. Hem sevinç hem de üzüntü ona zarar verebilir, tansiyonu fırlayabilirdi. En azından ağabeyi Mete’yi arayıp haber verebilirdi. O annesini hazırlardı.

Kaan kompartımana döndü, giyindi, sırt çantasını aldı. Kapıda durup bir şey unutup unutmadığını kontrol etti. Vagonun koridorunda durup istasyonun gelmesini bekledi.

**Mete.** Annesi ona hep böyle hitap ederdi. Babası öldükten sonra ailedeki yerini o almıştı. Her konuda babasına danışmaya alışmış olan annesi, artık büyük oğluna danışıyordu. Akıllı ve ciddi bu evladıyla gurur duyuyordu.

Kaan ise hep **”Kaan’cık”** olmuştu, küçük, afacan, yaramaz. Sanki annesi Mete’yi ondan daha çok seviyordu. Ama babası Kaan’ı daha çok severdi.

“Bu huyu kimden kapıyorsun?” derdi annesi, okul karnesindeki yaramazlık notlarını görünce.

“Ailede bir deli olmalı, masallarda olduğu gibi. Merak etme, zamanı gelince benimle de gurur duyacaksın,” diye hava atardı Kaan.

Annesi iç çekerdi.

Mete liseyi birincilikle bitirmiş, üniversitenin işletme bölümünü kazanmıştı. Derslerinde hep iyiydi, annesi onunla gurur duyuyor, Kaan’a örnek gösteriyordu. Kaan ise futbol oynamayı, sinemaya gitmeyi, korsan hikayeleri okumayı seviyor, gezgin olmayı hayal ediyordu.

Annesinin ağabeyine olan hayranlığı Kaan’ı rahatsız ediyordu. Mete’yi övüp örnek gösterdiğinde, inat olsun diye tam tersini yapmak istiyordu. O olduğu gibiydi, ağabeyini taklit etmeye niyeti yoktu.

Mete üniversiteden mezun olunca, Kaan da lise diplomasını almıştı. İkisi de dış görünüş olarak birbirlerine hiç benzemiyordu. Mete annesine çekmişti, sarışın, mavi gözlü, dolgun dudaklıydı. Kaan’ın ise koyu renk dağınık saçları, kedigözü gibi sarımtırak gözleri vardı. Annesi ona küçükken “kedicik” derdi. Peki Mete’ye ne derdi? Kaan hatırlayamıyordu.

Tabii ki ağabeyi gibi üniversiteye gitmeliydi. Kaan yalan söyledi, kaydını yaptırmadı, sonra da puanının yetmediğini söyledi.

“Hiç değilse bir meslek okuluna gitseydin. Askerliğe gideceksin,” diye üzülürdü annesi. “Mete, sen söyle ona.”

“Kaan’cık, eğitim olmadan olmaz, kariyer yapamazsın. Annem haklı. Bir meslek okulunu denesen? İstersen seninle birlikte giderim. Sonra çalışır, açıktan okursun. Annemizi üzme.”

“Ne olacağıma henüz karar vermedim. Ailede bir tane akıllı yeter. Askerliğe de birileri gitmeli. Herkes akademisyen olursa vatanı kim koruyacak?” derdi Kaan.

“Bak, bu tavırlarla iyi sonuç alamazsın. Annemizi üzme.”

Kaan askere gitti. İlk zamanlar zordu, sonra alıştı. Askerden sonra bir arkadaşıyla birlikte Doğu Anadolu’ya gitti. Büyük bir proje vardı. Annesini arayıp çalışmak istediğini söyledi. Annesi ağlamış, geri dönmesi için yalvarmıştı. Mete de arayıp azarlamıştı. Ama Kaan kararlıydı.

Neden ağabeyinin izinden gitmeliydi? Giysilerini bile ondan devralmıştı. Mete futbol oynamazdı, pantolonlarını yırtmazdı. Yenisini almana gerek yok, zaten ağabeyinkiler duruyor, denirdi. Bıkmıştı. Onun kendi hayatı vardı. Mete ofislerde çalışsındı, o beden işlerini seviyordu.

Eve nadiren arardı, iyi olduğunu söyler ama şimdi gelemeyeceğini anlatırdı. Dört yıl sonra ilk kez eve dönüyordu. Şimdi annesiyle ve Mete’yle ne kadar özlem içinde olduğunu fark etmişti.

Kendine bir daire almış, döşemişti. Kız arkadaşı getirecek kadar da güzeldi. Ama kız işlerinde şansı yoktu. Muhasebeci olan Defne’ye âşık olmuştu ama evli olduğunu öğrenmişti. Onu unutmak için bu tatilde evine gitmişti.

Pencereden büyük şehrin binaları görünüyordu. Kaan trenden indi, omzundaki çantayı düzeltti ve şehre doğru yürüdü.

Güneş yükselmişti, sıcak bir gün olacaktı. Kaan, çocAnnesinin mezarı başında Mete’yle uzun bir sessizliğin ardından göz göze geldiklerinde, yılların yükünü omuzlarından atıp, artık birbirlerine sarılmak için ilk adımı atmanın zamanı geldiğini anladılar.

Rate article
Lifequest
Büyük Kardeşin Düğünü