Bugün doğum günümdü. Erken kalktım, salatalık için sebzeleri doğradım, eti marine ettim, patatesleri soyup ayıkladım ve sonra kuaföre gittim. Eve döner dönmez hemen yemek yapmaya koyuldum.
“Doğum günün kutlu olsun, anneciğim! Çok güzelsin. Pasaportundaki yaşın yanlış olmalı, aslında on yaş genç görünüyorsun.” – Yeni uyanmış, şortlu bir hâlde duran Alper yanıma geldi ve yanağımı öptü.
“Kendine çekidüzen ver de bana yardım et. Tek başıma yetişemeyeceğimden korkuyorum,” dedim.
“Tamam, hemen yapıyorum.” – Banyoya giderken yarı yolda durdu. – “Belki de Ayşe’yi çağırsak? O benden daha iyi yardım eder.”
“Güzel fikir, arayıp gelsin,” diye kabul ettim.
Üstüne başına çeki düzen vermiş, tıraş olmuş ve kolonya kokan Alper mutfağa girdiğinde, Ayşe sebzeleri doğruyor, ben de bardakları havluyla parlattım.
“Ne kadar uyumlu çalışıyorsunuz,” dedi Alper, Ayşe’nin önünden bir dilim salatalık çalıp ağzına attı.
Kız ona dönüp öpülmek için dudağını uzattı, ama Alper bu fırsatı değerlendirmedi, geri çekildi. Ben fark ettim. “Yanımda utandı,” diye düşündüm.
“Alper, masayı kurup örtüsünü seriver. Dolabın üst rafında,” dedim, ortamdaki gerginliği dağıtmak için.
“Emredersiniz!” – Alper asker selamı verip başını sertçe salladı. Islak bir tutam saç alnına düştü. Başını silkerek geri attı.
“Büyümüş de hâlâ çocuk gibi,” diye gülümsedim.
“Anne, kaç kişi gelecek?” – Alper odadan seslendi.
“Bizimle birlikte dokuz,” diye cevapladım, düşünerek.
Oğlumu tek başıma büyüttüm, bak şimdi ne yakışıklı oldu. Hep büyük ve sıcak bir aile hayal etmiştim. Babam erkenden vefat etmişti. Kocam da oğlum doğduktan üç yıl sonra terk etti beni. Kendi hayatımı bir türlü toparlayamadım. Belki oğlum evlenirse, büyük bir ailem olur. Ne bekliyor bu Alper? Yirmi altı yaşında, tam zamanı. Ayşe de iyi bir kız, terbiyeli, ailesi düzgün. İnşallah evlenirler, torunlar gelir… Düşüncelerimle gülümsedim.
Fırındaki et neredeyse hazırdı. Patatesleri haşlama zamanıydı.
“Ayşe, ekmeği de dilimle…” – Cümlemi kapı zili kesti.
Göz ucuyla sofrayı kontrol ettim, koridordaki aynada saçımın dağılıp dağılmadığına baktım, önlüğümü çıkarıp kapıyı açtım.
Misafirler yavaş yavaş geldi. Köşedeki sehpada duran güllerin tatlı kokusu etrafa yayılmıştı. Yanlarında, rengârenk kurdelelerle bağlanmış hediye paketleri duruyordu.
Alper herkesi tanıyordu: annemin çocukluk arkadaşı ve kocası, muhasebe şefim – kocası olmadığı için yalnız gelmişti – ve bir iş arkadaşım daha eşiyle. Misafirler masanın etrafında toplanmış, sohbet ediyor, iştah açıcı yemeklere bakıp bekliyorlardı.
Ama ben hâlâ bekliyordum. Alper anlamıştı, birini daha beklediğimi. Kim olduğunu merak ediyordu.
“Çok acıktım, neredeyse ağzım sulanacak,” diye şikâyet etti Ayşe.
“Sabret, annem birini bekliyor.” – Alper elini sıktı.
Sonunda zil çaldı, rahat bir nefes alarak kapıya koştum. Biraz sonra odada belirdim, yanımda zarif bir kadın vardı.
“Tanışın, bu Seda, eski komşum. Ben lisedeyken o daha ilkokula gidiyordu. Annesi ona göz kulak olmamı isterdi. Şimdi öyle güzel olmuş ki tanıyamadım. O beni sesimden tanıdı.”
“Ben seni hemen tanıdım, neredeyse hiç değişmemişsin.” – Seda’nın sesi berrak ve melodikti.
Alper içinden “Şarkı söylese çok güzel olur,” diye geçirdi.
Basit bir gri elbise, ince beline oturmuştu. Açık renk dalgalı saçları omuzlarına dökülüyordu. Yüzü gülücüklü, sevimliydi.
“Buyurun hanımlar beyler, sofraya,” dedim.
Misafirler hemen yerlerini aldı, nereden başlayacaklarını düşünüyorlardı.
Alper masada benim iş arkadaşlarımın karşısına oturdu, yanında Ayşe, diğer yanında da Seda vardı. Üzerinde pahalı, hafif bir parfüm kokusu vardı. Erkekler merakla, kadınlarsa tedirgin bakıyorlardı ona.
Alper şarap şişesini aldı, Seda’ya bakarak izin ister gibi baktı. Yüzleri o kadar yakındı ki, gözlerindeki altın rengi benekleri görebiliyordu. Seda gülümseyerek başını salladı.
“Kaç yaşındaydı acaba? Benden biraz büyük gibi. Ama annem dedi ki…” – Alper yaşını hesaplamaya çalışırken, Ayşe onu dürttü. Misafirlerden biri ayağa kalkıp ilk kadeh kaldırmaya başladı. Alper dinlemiyordu, aklı Seda’daydı. Parfümü aklını başından almıştı… Tost bitmeden, Seda’nın kadehine hafifçe dokundurdu.
“Benimle değil mi?” – Ayşe alınmıştı.
Alper istemeyerek ona döndü. Kız gözlerinin içine bakmaya çalışıyordu, o kaçırdı. – “Ne ikram edeyim? Rus salatası mı, yoksa şu mu? Annem çok lezzetli olduğunu söyledi.”
“Fark etmez,” dedi Alper, kadehini bir dikişte bitirdi.
“Lena’nın bu kadar büyük bir oğlu olduğunu tahmin etmemiştim. Okuyor musun, çalışıyor musun?” – Seda alçak sesle sordu, başını ona yaklaştırarak.
“Üniversiteyi üç yıl önce bitirdim, şimdi çalışıyorum.”Sonunda, zaman her yarayı sardı, Alper’in ailesiyle barışması ve Seda’nın kabul görmesiyle herkes mutlu oldu, çünkü sevgi her şeyin üstesinden gelmişti.




