Evin Gizemi

Bugün günlüğüme özel bir şey yazmak istiyorum.

Biz, Ayşe ve eşim Mehmet, bu apartmana taşınalı henüz birkaç ay olmuştu. Alt katta emekli çift Elif Hanım ve Hüseyin Amca oturuyordu. Her yerde birlikte görünürlerdi; markete, sağlık ocağına, parka… Kol kola yürür, birbirlerine destek olurlardı. Ayrı ayrı gördüğümüz nadirdi.

Bir akşam, misafirlikten dönerken apartmanımızın önünde bir ambulans gördük. Kapıdan sedyede birini taşıyorlardı. Peşlerinden hızlı adımlarla, nefes nefese Hüseyin Amca koşuyordu.

Herkes ona “Hüseyin Amca” diye hitap ederdi, ama eşine “Elif Hanım” derlerdi. Hüseyin Amca iyice ağarmıştı; yüzündeki derin çizgilerde bile beyaz tüyler vardı. İnce, buruşuk göz kapakları açık renkli gözlerinin üzerine düşmüştü. Şaşkın ve korkmuş görünüyordu.

“Ne oldu?” diye sordu Mehmet.

Hüseyin Amca elini salladı, sanki durumun kötü olduğunu ima ediyordu. Mehmet, sedyeyi kaldıran sağlık görevlilerinden birine yaklaştı.

“Kimsiniz?” diye sordu görevli.

“Komşuyum, merak ettim,” dedi Mehmet.

“Engel, olmayın. Merakınızı kenarda giderin.” Ambulansın kapısı kapandı, sirenler uzaklaşana kadar hepimiz öylece dinledik.

“Hadi eve gidelim, amca. Soğuk, üşütürsün. Üstelik gömlekle çıkmışsın,” dedi Mehmet.

Yaşlı adam eve götürülmeye razı oldu.

“Bizim eve çıkalım mı? Biriyle olmak daha iyi hissettirir.”

“Sağ ol. Eve gideyim. Elif’imi bekleyeceğim,” diye mırıldandı ve içeri girdi.

“Çok üzücü… Bir ömür birlikteydiler,” dedim merdivenleri çıkarken. “Akrabalarını aramalı, gelip ona baksalar.”

“Yok ki akrabası,” dedi Mehmet.

“Nasıl yani?”

“Bir gün sohbet etmiştik. Gençken kardeşini kaybetmiş. Bir de yeğeni var, ama ona kim bakar? Elif Hanım’la çocukları olmamış. Kaybederse, gerçekten yapayalnız kalacak. Yaşlı insanlar yalnız uzun dayanamaz. Kuğular gibi…”

“Vay canına, romantikmişsin meğer!” dedim gülümseyerek.

Ertesi gün Mehmet, Hüseyin Amca’yı kontrol etmeye gitti. Kapı açıktı.

“Amca, iyi misin?” diye seslendi.

Hüseyin Amca mutfaktan çıktı. Yorgun ve düşünceli görünüyordu.

“Unutmuşum kapıyı kapatmayı,” dedi. “Gel, çay iç.”

“Yok, yeni yemek yedim. Sen yedin mi?”

“Boğazımdan geçmiyor. Elif’im şimdi ne haldedir?” dedi ve eski taburesine oturdu.

Mutfak tertemizdi. Masada yarısı içilmiş bir çay bardağı duruyordu. Üzerindeki kırmızı laleler dikkat çekiyordu.

“Elif güzel eşyaları severdi,” dedi Hüseyin Amca. “O yok diye cam bardaktan içemem. Alıştık işte.”

“Üzülme şimdiden. Tıp ilerledi.”

“Bir öYıllar sonra, Hüseyin Amca’nın hayatına giren Oya Hanım’la birlikte mutlu bir yuva kurduklarını gördük, bense o gün anladım ki gerçek iyilik karşılık beklemeden yapılandır.

Rate article
Lifequest
Evin Gizemi