Küçük Çocuk

Burak’ın hikâyesi böyle başladı…

Burak’ın sıradan bir ailesi vardı. Annesi ve babası onu çok seviyordu, o da onları. Hafta sonları sinemaya, tiyatroya giderler, kışın buz pateni yaparlar, yazın da güney sahillerine tatile giderlerdi. Kumların üzerinde deniz kabukları toplar, babası Burak’a yüzmeyi öğretirdi… Sonra babasının çalıştığı şirket battı. Babası içkiye başladı. Sarhoşken hükûmeti, cumhurbaşkanını, yasaları suçluyordu. Herkes onun işsiz kalmasından sorumluydu sanki.

Annesi, babasının bu sarhoş nutuklarından bıkıp da yatmasını söylediğinde, babası ona saldırıyordu. Son zamanlarda ise direkt kavga çıkarıyordu. Annesi Burak’ı odasına gönderiyordu ama o her şeyi duyuyor, çığlıklardan, kırılan tabakların sesinden ürperiyordu. Ne yapabilirdi ki?

Babası sonunda horultular içinde uyuyakaldığında, annesi Burak’ın odasına gelir, çoğu zaman onun dar yatağında yanına uzanırdı. Burak, annesinin kollarındaki, hatta yüzündeki morlukları fark ederdi. Sabah olunca babası özür diler, bir daha asla annesine dokunmayacağına yemin ederdi…

Sabahları annesi sessizce evden çıkardı. Ayılan babası da “iş aramaya” giderdi, öyle diyordu en azından. Burak tek başına kalır, ödevlerini yapar, ısıttığı yemeğini yer ve okula giderdi. Akşam olunca her şey yeniden başlardı.

“Baban yine dün gece çıldırdı mı?” diye sordu duvarın ardındaki komşuları Şükran Teyze.

“Evet,” diye kısaca başını salladı Burak.

“Annen niye polisi aramıyor ki?”

“Geç kaldım, okula yetişmem lazım,” diyerek hızla uzaklaştı Burak.

“Tamam, koş hadi,” diye arkadan baktı Şükran Teyze, derin bir iç çekti.

Okuldan döndüğünde annesi mutfakta akşam yemeği hazırlıyordu. Babası evde yoktu, Burak buna sevindi. Sofraya oturup okuldaki basit haberleri anlatmaya başladı. Sonra da babasız daha iyi olduklarını, bir daha hiç eve gelmese ne güzel olacağını söyledi.

Annesi ona yan gözle baktı.

“Oğlum, zor bir dönemden geçiyor. İş bulursa her şey eskisi gibi olacak.”

Ama babası eve geldi, gürültüyle soyunurken bir şeyleri düşürüp homurdandı. Annesi bir anda kasıldı, mutfaktan başını uzattı.

“Odana git,” diye fısıldadı, Burak’a hafifçe iterek.

Odasında oturup dinledi. Ama bu sefer her şey farklıydı, daha sessizdi. Sonra annesi kısa bir çığlık attı, ağır bir şey yere düştü. Burak saklandığı yerden çıkıp mutfağa baktı. Babası bacaklarını açmış, yerde serili annesine bakıyordu. Burak kendini tutamayıp bağırdı. Babası başını çevirdi, kan çanağına dönmüş gözleriyle ona baktı.

“Oğlum,” dedi.

Burak evden fırladı, komşunun kapısını çaldı. Titriyordu. Şükran Teyze anlattıklarından bir şey anlamadı ama polis ve ambulansı aradı. Neredeyse aynı anda geldiler. Babasını aldılar, annesini hastaneye götürdüler. Burak o gece komşuda kaldı.

Sabah Şükran Teyze’yle birlikte hastaneye gittiler. Annesi tek başına bir odadaydı, üstü şeffaf tüplerle doluydu. Uyuyordu, Burak ona seslendiğinde, elini çekiştirdiğinde bile yanıt vermedi. Doktor Şükran Teyze’yi koridora çıkardı, Burak annesiyle kaldı.

Onu uyandırmaya çalıştıkça çalıştı. Sıkılmaya başladı, komşusu dönmüyordu, aramaya çıktı. Koridordaki kapılardan biri aralıktı. Doktorun birine, “Koma halinde, uyanacağını sanmıyorum ama inanmak lazım…” dediğini duydu. Korktu ve hastaneden kaçtı.

Şükran Teyze onu hastanenin bahçesindeki bankta buldu. Eve kadar olan yol boyunca ağladı. Şükran Teyze sabrını tüketiyordu, onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Eve vardıklarında, “Annenle yakın akrabanız var mı?” diye sordu.

“Köyde büyükannem var,” diye cevapladı Burak.

“Uzak mı?”

“Otobüsle bir buçuk saat, sonra üç kilometre yürümemiz gerekiyor.”

“Yolu hatırlıyor musun?”

“Ben küçük müyüm?” diye alındı Burak.

“Yarın seni büyükannenin yanına götüreceğim,” dedi Şükran Teyze.

Ama sabah arkadaşının kızı arayıp acilen gelmesini istedi. Annesinin ölmek üzere olduğunu söyledi. Şükran Teyze ne yapacağını şaşırdı.

“Seni otogara götürüp otobüse bindireceğim. Üzgünüm, seninle gelemeyeceğim. Artık büyük bir çocuksun.”

Otogarda şoförden Burak’a göz kulak olmasını rica etti. Adam söz verdi. Burak tek başına büyükannesine doğru yola çıktı. Motorun monoton uğultusu ve yaşadığı olaylar yüzünden çabucak uyuyakaldı. Sanki gözlerini yumar yumaz biri onu omzundan dürttü.

“Hey çocuk, uyan, geldik,” diyordu yan koltukta oturan kadın.
Burak ayağa kalkıp çıktı.

“Hey çocuk, diğerleriyle beraber git, ayrılma onlardan. Seni götüremem, geri dönmem lazım,” dedi şoför.

Burak başını sallayıp otobüsten indi. İnsanlar hızla evlerine dağıldı, köyün arkasına giden yolda tek başına kaldı. Korkmaya başladı. Ama güneş parlıyordu, ayaklarının altındaki düşmüş yapraklar hışırdıyordu. Burak kendine büyüdüğünü, yolunu bildiğini, önemli olanBurak, büyükannesinin kapısına vardığında, içeriden gelen sıcak çorba kokusu ve sevgi dolu bir kucaklamayla tüm acılarının bir anda hafiflediğini hissetti.

Rate article
Lifequest
Küçük Çocuk