Bilgisayarıma Ne Amaçla Girdin?

– Bu ne cüret, benim bilgisayarıma nasıl bakarsın? – Emre, Elif’in üzerine eğildi. Onu böyle görmemişti hiç…

Elif okuldan dönmüş, kapıdan girer girmez ağır bir içki kokusu hissetmişti. Odadan gürültülü bir horlama sesi geliyordu. Her şey açıktı, babası yine sarhoştu. Hemen mutfağa geçti.

Annesi eviye başında patates soyuyordu. Arkasındaki ayak seslerini duyunca döndü. Elif, annesinin kızarmış, şişmiş yanağını ilk bakışta fark etti.

“Anne, hadi gidelim ondan. Daha ne kadar katlanacağız? Seni öldürecek bir gün,” diye öfkeyle söyledi Elif.

“Nereye gidelim kızım? Bize kim bakar? Kira parası nereden bulalım? Korkma, öldürmez beni. O bir korkaktır. Sadece bana karşı yumruk savurur.”

Sabah Elif garip seslerle uyandı. Kalkıp mutfağa baktı. Babası ocak başında, kafasını geriye atarak çaydanlığın ağzından su içiyordu. Elif, büyülenmiş gibi, yukarı aşağı hareket eden adamın gırtlağına bakakaldı. Suyun boğazından geçerken çıkardığı gürültüyü duyuyordu. *”Keşke boğulsa! Lütfen, boğulsun!”* diye geçirdi içinden nefretle.

Ama babası boğulmadı. Çaydanlığı bıraktı, memnun bir şekilde öksürdü, kıpkırmızı şiş gözleriyle ona baktı ve yanından geçip banyoya girdi.

Elif irkildi. Annesinin o çaydanlığa musluk suyu ekleyip, babasının tükürük kokusunu yıkamadan ocağa koyacağını düşünmek bile tiksindiriciydi. Çaydanlığı aldı, uzun süre süngerle temizledi. Bir daha asla suyu değiştirmeden çay koymayacağına kendi kendine söz verdi.

Yılbaşı tatilinde sınıfıyla üç günlüğüne İstanbul’a gitmiş, döndüğünde annesini hastanede bulmuştu.

“Bu onun eseri mi?” diye sertçe sordu Elif, annesinin bandajlı kafasını görünce.

“Hayır, ne münasebet. Buzda kaydım, düştüm.”

Ama Elif biliyordu, annesi yalan söylüyordu.

Sıklıkla kafasına darbe alan annesi, yüksek tansiyondan muzdaripti. Altı ay sonra felç geçirdi ve öldü. Babası, cenazede sarhoş gözyaşları döküyor, bir yandan “değerli Ayşem”in erken gidişine üzülüyor, bir yandan da ona son derece hakaret ediyordu.

Elif’in tam annesine çektiğini söylüyor, onu da terk etmeye kalkarsa öldüreceğini söylüyordu. Elif, okulun bitmesini iple çekti. Mezuniyet balosuna gitmedi. Ertesi gün sessizce okuldan diplomasını aldı. Babası işteyken eşyalarını toplayıp evden kaçtı.

Babası market parası veriyordu ve Elif onun bir kısmını biriktiriyordu. Hatta bazen uyurken cebinden fazladan alıyordu. Çok değildi ama bir süre idare ederdi. Çoktan kararını vermişti; buradan gidecek, çalışacak, okulunu da açıktan tamamlayacaktı.

Babasının onu arayacağından korkmuyordu. Mahalleden herkes onun içkisini biliyordu, kimse yardım etmezdi. Büyük bir şehre gitti, kenarda ucuz ama bakımsız bir ev tuttu, bir fast food zincirinde işe girdi. Belge işlerini hallettiler, yemek verdiler…

Açıköğretimle muhasebe okuyordu. İşyeri bunu öğrenince onu kasaya oturttular.

Erkekler ona ilgi gösteriyordu. “Hepsi başta iyidir, sonra ya içmeye ya da aldatmaya başlar. Hangisi daha iyi, bilmiyorum. Tatlı sözlerine inanma kızım,” derdi annesi sık sık. “Ben de güzeldim eskiden. Baban da içmiyordu tanıştığımızda. Birbirimizi seviyorduk. Nereye gitti o günler?”

Elif onun sözlerini unutmamıştı, erkeklere yüz vermiyordu. Anne babasının hayatı ona ders olmuştu.

Annesi maaş günü markete gider, uzun süre dayanacak makarna, pirinç, konserve gibi şeyler alırdı. Babası parayı hemen içkiye yatırırdı ama evde her zaman yemek olurdu, basit de olsa. Şimdi Elif de aynısını yapıyordu.

Ağır poşetlerle eve dönerken, telefonuna dalmış bir genç ona çarptı. Elif, yolunu değiştireceğini ummuştu ama genç doğrudan üzerine geldi.

“Özür dilerim,” dedi genç, telefonundan başını kaldırarak.

Elif, “önüne baksana” diyecek oldu ama gencin samimi bakışlarını görünce mahçup oldu.

“Sorun değil, ben de dalgındım,” diyerek gülümsedi.

Genç yardım teklif etti. Elif tereddüt etti ama sonunda poşeti verdi. Bu kadar içten gülümseyen biri kötü olamazdı. Tanıştılar. Emre poşeti rahatça taşıdı ama Elif yine de evine kadar gitmesine izin vermedi.

Ertesi gün Emre, Elif’in çalıştığı yere geldi. “Şans eseri uğradım” dedi ama Elif emindi ki bilerek gelmişti. Görüşmeye başladılar.

Emre, boşandığını, küçük bir kızı olduğunu ve onu çok sevdiğini dürüstçe söyledi. Eski eşine evi vermiş, kendisi bir arkadaşında kalıyordu. “Aptallığıma geldi, evlendim. Anlaşamadık, hiç ortak noktamız yokmuş meğer,” dedi.

Kızından çok bahsediElif, hastane odasında bebeğine sarıldı ve artık kimseden korkmayacağına, onun için güçlü olacağına söz verdi.

Rate article
Lifequest
Bilgisayarıma Ne Amaçla Girdin?