Düşün, genç, düşün!

Kemal arabasını benzin istasyonunda durdurdu.

“Doksan ikinci, depo dolu,” diye seslendi pompadaki gence, ardından istasyonun içine yürüdü.

Kapıda bir adamla çarpıştı. Adam göz ucuyla Kemal’e baktı, sonra telefonuna döndü. “O da Can mı?” diye neredeyse seslenecekti, ama son anda vazgeçti. İçeri girdi ve eski dostunu cam kapıdan izledi. Can’ın bir BMW’ye bindiğini gördü. Kemal aceleyle kasaya koştu ve kıza kartını uzattı. Heyecandan elleri titriyordu.

Dışarı çıktığında BMW yola çıkıyordu. Hiç düşünmeden “Toyota”sına atladı ve Can’ın peşine düştü.

“Ne tesadüf ama! Eski dostum pek bir şık görünüyor. İyi bir evlilik mi yaptı acaba? Neyse, bir şekilde öğrenirim,” diye düşündü, BMW’yi gözden kaçırmamaya çalışarak.

Araba bir villa sitesine saptı. BMW, bir evin önünde durunca, Kemal biraz ilerledi ve dikiz aynasından izledi. Can, açılan kapılardan içeri girdi. Kemal yavaşça geri vites yaptı. Kapının üstündeki kamerayı fark edip koltuğuna yaslandı, görüş alanına girmemeye çalıştı.

Parmaklıkların arasından Can’ın arabasını garajın önüne park ettiğini gördü. Evin yüksek merdivenlerinden genç bir kadın çıktı. Uzak olmasına rağmen, onu tanıdı.

“Olamaz!” diye fısıldadı.

Kadın merdivenlerden indi ve Can’a doğru yürüdü. Sarılıp öpüştüler, sonra eve girdiler.

“Evliymişler ve burası onların evi. Vay halimize! Nasıl olabilir bu? İntikam mı? Ama Nilgün’e bak hele! Sessiz sedasız, böyle bir hayat kurmuş. Peki ya Can? Dostum dediğin! Oysa onun yerinde ben olabilirdim…”

###

Kulüp gürültülü ve havasızdı. Müziğin sesi kulakları tırmalıyordu. Renkli ışıklar loş ortamı yarıyor, terli yüzlerde geziniyordu.

Kemal, bar tezgâhında oturmuş, kokteylini yudumluyor ve dans edenleri sıkılmış bir ifadeyle izliyordu. Dar kırmızı elbisesiyle uzun boylu bir kız dikkatini çekti. “Bu fena değil,” diye geçirdi içinden ve tezgâha döndü.

Kokteylinden bir yudum alacaktı ki tanıdık bir ses duydu.

“Bu benim arkadaşım Kemal.” Can, kırmızı elbiseli kızla kol kola bara yaklaşıyordu. “Kemal, tanıştırayım, bu Sezen, kız arkadaşım.”

Kemal onu baştan aşağı süzdü. Yakından daha da güzeldi. Büyük gözleri, yanaklarındaki gamzeler, omuzlarına dökülen parlak sarı saçlar—rüya gibi bir kızdı.

“Beğendin mi?” diye sırıttı Can.

“Ne içersiniz?” diye sordu Kemal, gözlerini Sezen’den ayırmadan.

“Ben araba kullanıyorum. Çocuklar, bana gelmeye ne dersiniz? Burası çok gürültülü, konuşamıyoruz. Bir de içki içmek istiyorum,” dedi Sezen.

“Gidelim mi?” diye sordu Can arkadaşına.

Kemal cevap vermedi, kokteylini bir dikişte bitirdi ve bardan kalktı.

Üçlü dışarı çıktı. Müzik sesi artık daha kısıktı.

“Güzel, değil mi?” diye sordu Can, kırmızı bir Audi’yi işaret ederek. “Sezen’e babası doğum gününde almış,” diye gururla ekledi, sanki hediye onun eseriymiş gibi.

Kemal bakışlarını arabadan arkadaşına çevirdi. Can ona göz kırptı, tüm ifadesiyle “Daha neler olacak!” diyordu.

“Böyle bir kızı nasıl tavlamış?” Kemal gözlerine inanamıyordu. Can, görünüş olarak ona göre daha sıradandı. “Hiç de bahsetmemişti, gizli saklı işler.”

“Nilgün neden gelmedi? İkinizi de çağırmıştım,” diye sordu Can, gece şehrinde ilerlerken.

“Kendini iyi hissetmiyor. Sabah bulantıları.” Nilgün’den bahsedince Kemal’in keyfi kaçtı.

“Vay be! Neden söylemiyorsun? Düğünü kesmek mi istiyorsun?” diye güldü Can.

Kemal cevap vermedi. Nilgün hakkında konuşmak istemiyordu.

Audi, yüksek bir binanın önünde durdu. Geniş, aynalı asansörle on altıncı kata çıktılar.

“Bu senin dairen mi?” Kemal şık daireye bakınıyordu. “Böyle bir kızı nereden buldun?” diye Can’ın kulağına fısıldadı.

“Sokakta. İnanır mısın, neredeyse ezKemal gülümsedi, çünkü hayatın ona bir kez daha şans vereceğinden emindi—fakat bu sefer, aklını kullanması gerektiğini biliyordu.

Rate article
Lifequest
Düşün, genç, düşün!