Oğullara Bir Yuva

**Oğullar İçin Bir Ev**

Mehmet, hayatta her şeyin üstesinden gelebilen adamdı. Kendi elleriyle bir ev yaptı, iki oğul yetiştirdi, bahçesine onlarca ağaç dikti. Kısacası, boşa geçen bir ömür değildi onunki.

Evi şehrin sessiz bir köşesinde, tek başına inşa etmişti. Zamanla doğalgazı, suyu bağlattı. Şehirdeki bir daireden farksızdı evi, hatta daha ferahıydı. Hem üst komşunun gürültüsü yoktu, hem de kimse “kalorifer ne zaman yanacak?” diye sormuyordu.

Zeki ve güzel karısı her işin altından kalkardı: yemek, temizlik, bahçe… Mehmet de ona destek olurdu. Beş yaş arayla büyüyen iki oğulları vardı. Mutlu bir aileydiler.

Ta ki karısı hastalanıp, küçük oğlu dördüncü sınıftayken vefat edene kadar. Mehmet uzun süre yas tuttu, ama içkiye de sığınmadı. Evde bir kadın elinin eksikliğini hissetti, ama tekrar evlenmeyi aklından bile geçirmedi.

Karısıyla hep çocukların iyi eğitim alıp, başarılı olmalarını hayal etmişlerdi. Büyük oğlu Emre, üniversiteyi kazandığında gurur duydu Mehmet. “Evlenir de bir gelin gelir eve” diye düşündü. Küçük oğlu Kerem ise pek derslere meraklı değildi, ama babasına her işte yardım ederdi.

Emre, dördüncü sınıftayken evlendi.

“Ev geniş, niye kiraya para veriyorsunuz? Apartmanda komşu gürültüsü, su basması derdi yok burada. Hem istediğiniz zaman ısınırsınız.” diye dil döktü Mehmet, ama nafile.

Damadı Ayşe, kesinlikle babayla aynı çatı altında yaşamak istemedi. Emre de ona boyun eğdi, sevdiği için. Mehmet üzüldü ama kabullendi. “Bırakın istedikleri gibi yaşasınlar.” dedi içinden.

“En azından sen bir gelin getir evine. Ben bu evi kime yaptım sanıyorsun?” diye söylendi Kerem’e.

“Baba, daha erken! Evlenmek için vakit var.” diye geçiştirdi Kerem.

Mehmet her sonbahar kavurmalar, turşular yapar, yarısını Emre’ye verirdi. Ama o pek almazdı. “Ayşe utanıyor, hiç emeği geçmedi ki bunlara,” derdi.

“Yabancıya mı veriyorum sanki? Alın işte, yoksa kırılırım!” diye ısrar eder, torbaları zorla eline tutuştururdu. “Bitince yine veririm.”

Kerem liseyi bitirdikten sonra askere gitti, üniversite istememişti.

Bir gün Emre çıkageldi. Lafı dolandırıp duruyor, bir türlü konuya giremiyordu. Mehmet belli ki bir şeyler söylemeye çalışıyor ama çekiniyordu. Dayanamayıp sordu: “Oğlum, neyin var? Söyle artık.”

“Ayşe hamile. Erkek olacak.” dedi Emre, babasının tepkisini ölçer gibi bakarak.

Mehmet sevindi, tebrik etti.

“Ama sen bunu söylemeye gelmedin galiba? Çabuk anlat, çekinme.”

“Çocukla birlikte masraflar artacak. Ayşe doğum iznine çıkacak, tek maaşla kira zor. Babalık, belki…” diye kekeledi Emre.

“Gelin buraya! Kerem askerde, rahatsız etmez. Ev geniş, yetmezse bir oda daha çıkarırız. Hem havası da şehirden iyidir, çocuğa faydalı!” diye atıldı Mehmet.

“Ayşe istemiyor. Hem Kerem dönerse? Evlenirse? Olmaz baba, teşekkürler ama…”

“Doğruyu söyle, başka bir planın mı var?” diye sordu Mehmet.

“Var. Ayşe’nin babası, bize yardım edebilir misin diye sordu. İş yerinden biri acil satıyormuş, yurtdışına gidiyor…”

“Ne kadar peki? Tek odalı yetmez size artık.”

Emre bir rakam söyledi. Mehmet duraksadı.

“Bu tamamı mı, yoksa benim payım mı?”

“Senin payın…”

“O parayı verirsem, Kerem’e bir şey kalmaz. O da evlenecek belki. Adil mi bu?”

“Baba, ona da beraber bakarız! Fırsat kaçmasın. Sonra bu fiyata bulamayız!” diye ısrar etti Emre.

Mehmet bütün gece düşündü. İki oğluna da yetmek istiyordu, ama olmuyordu. Kerem’i haksızlığa uğratacaktı. Belki onun karısı daha uyumlu olur, gelir bu eve diye umdu.

Sabah Emre’yi aradı, parayı vereceğini söyledi. Emre kısa sürede evi aldı, babasını davet etti.

Mehmet’in içi burkuldu. Daracık bir yerdi, mutfak ise ancak bir kişilik. Kayınbirader, “Gençler ayrı yaşamalı,” demişti. Belki de haklıydı. Kerem’le kalırım artık diye düşündü.

Kerem askerden döndü, iyi maaşla şoför oldu.

“Emre üniversite bitirdi de ne oldu? Parası günü kurtarmıyor.” derdi.

Bir yıl sonra Kerem, evine bir gelin getirdi. Güzel değildi belki, ama evi çekip çeviriyordu. Mehmet sevindi. Gelin Meryem yemek yapar, temizlik yapar, ama toprakla uğraşmayı hiç sevmezdi. Şehirliydi, alışkın değildi.

Mehmet emekli olup bahçeyle uğraşmaya başladı. Komşu kadın sık sık yardım isterdi: tamirat, kazma, çapa… Mehmet’in eli her işe yatkındı. Kadın da ona börekler, çorbalar yapardı.

Bir gün Mehmet, komşunun evinde kalmaya başladı. Onun evini de düzeltti, iki bahçeden gelen ürünleri satıp ek gelir elde etti.

“Böyle yaşanmaz,” dedi bir gün. “Evlenelim mi?”

Komşu kadın reddetti. Kızı vardı, korkuyordu.

“Evine mi göz dikerim sanıyorsun? İstersem vazgeçme belgesi veririm!” diye kırıldı Mehmet.

“Öyle deme ama… İnsanın aklına geliyor işte. Ne gerek var zaten? Çocuk mu yapacağız?”

Mehmet ısrarMehmet bir süre daha komşu kadınla yaşadı, ama zamanla hatıraların ağır bastığı kendi evine döndü ve ömrünün son günlerini, elleriyle diktiği ağaçların gölgesinde, hüzünle ama huzur içinde geçirdi.

Rate article
Lifequest
Oğullara Bir Yuva