Başarısız Ameliyat

**Başarısız Operasyon**

Murat, arabadan çıkmadı, adeta kendini dışarı attı. Sadece üç rutin ameliyat yapmıştı, ama tüm nöbet boyunca çuval taşımış gibiydi. Beli ağrıyor, başı zonkluyordu; gözlerine kibrit çöpü sokulabilirdi.

Eve geldiğinde, üstünü bile değiştirmeden kanepeye yığıldı, gözlerini kapattı ve hemen uykuya daldı. Beynini delip geçen neşeli bir telefon melodisiyle uyandı. Rahatsız pozisyondan boynu tutulmuştu, kalkacak hâli yoktu. *”Kahretsin. Sanırım hastalandım,”* diye düşündü Murat ve göz kapaklarını zorlukla açtı.

Telefon birkaç saniyeliğine susuyor, sonra yeniden o can sıkıcı melodiyle patlıyordu. *”Bu melodiyi değiştirmeliydim.”* Murat, istemeyerek ceketinin cebinden telefonunu çıkardı.

“Evet,” diye uykulu ve boğuk bir sesle cevap verdi. Boğazını temizledi. “Evet,” diye tekrarladı, bu kez daha sert.

“Murat, havaalanındayım. Uçak bir saat sonra. Babam hastanede, kalp krizi geçirdi. Dost ol, benim yerime nöbet tutar mısın? Senden başka güvenebileceğim kimse yok,” dedi telefonda meslektaşı ve arkadaşı Cemal’in sesi.

“Ben… kendimi pek iyi hissetmiyorum. Hastalandım. Mehmet’i ara.”

“Bırak şunu. Bir kahve iç, antiviral al. Mehmet’in karısını bilirsin, fazla mesaiyi ihanet sayar. İbrahim henüz çok tecrübesiz. Hüseyin Hoca iki vardiya üst üste kaldıramaz, yaşı tutmuyor. Gidip geleceğim, ertesi gün dönerim. Yardım eder misin? Senin yerine ben çalışırım.”

*”Yani öl de, arkadaşını kurtar. Ne kötü zamanlama,”* diye geçirdi içinden Murat.

“Tamam,” diye boyun eğerek iç çekti.

“Ne dedin?” diye sordu Cemal.

“Olur, dedim. Nöbetini devralırım. İyi yolculuklar.”

“Sen gerçek bir dostsun. Ben senin…” diye sevinçle konuşmaya başladı Cemal, ama Murat dinlemedi, telefonu kapattı.

Gece nöbetine daha vakit vardı. Murat duş aldı, tıraş oldu, sert bir kahve içti. Biraz olsun kendine geldi. Daha birkaç saat önce çıktığı hastaneye yeniden gitmek istemiyordu. *”Üstesinden gelirim. Belki sakin geçer,”* diye düşündü ve giyinmeye başladı.

Bölümde birkaç saat gerçekten de sessizlik hâkimdi. Dayanılmaz bir uyku hâli çökmüştü, ağırlaşan başı masaya düşmek üzereydi. Murat başını sallayarak uykulu hâlinden sıyrıldı. Bir bardak daha sert kahve iyi geldi, ama kısa süreliğine.

“Murat Bey,” diye uzaktan bir ses duydu.
Omzundan biri onu sarsıyordu.

Yine uyuyakalmıştı. Başını masadan kaldırdı. Karşısında hemşire Sevda duruyordu.

“Murat Bey, bir çocuk getirdiler…”

“Evet, hemen aşağı iniyorum,” dedi, uykunun son izlerini de üzerinden atarak.

Murat yüzüne soğuk su çarptı, su ısınırken fincana iki kaşık kahve koydu, bir an düşündü ve bir kaşık daha ekledi. Hızlıca içti, başındaki boneyi düzeltti ve alt kata, acil servise indi.

On iki yaşlarında bir çocuk, kıvrılmış hâlde sedyede yatıyordu. Murat dikkatle muayene etti.

“Annesi siz misiniz?” diye solgun, zayıf genç kadına döndü.

“Ne oldu doktor?” diye kadın, kocaman gözlerini ona dikti.

“Neden daha önce ambulans çağırmadınız?” diye sert ve suçlayıcı bir tonda sordu.

“Ben… işten yeni geldim, oğlum ders çalışıyordu. Sonra kustu. Ateşi çıktı. Karnının birkaç gündür ağrıdığını saklıyormuş. Ne oldu ona?” diye panikle sordu, Murat’ın koluna yapışarak.

“Sevda, sedye!” diye bağırdı, kadının solgun yüzünden gözlerini ayırmadan. Onun sıkı parmaklarından kolunu çekip aldı. “Ameliyat iznini imzalayın.” Masadan bir kağıt alıp uzattı.

“Ameliyat mı? Apandisit mi?” diye sordu kadın.

“Peritonit,” dedi Murat, üzüntüyle baktı.

Kadının gözlerinde donmuş bir korku vardı.

“İmzalayın. Vakit kaybedemeyiz,” diye tekrarladı Murat.

Kadın okumadan imzaladı, sonra yeniden koluna yapıştı.

“Doktor, oğlumu kurtarın!”

“Elimden geleni yapacağım. Engel olmayın.”

Sevda sedyeyi getirmişti bile. İkisi birlikte çocuğu sedyeye aktardılar ve asansöre doğru hızla ittiler. Boş koridorda aceleci adımların ve yıpranmış sedye tekerleklerinin gıcırtısı yankılanıyordu.

Kadın peşlerinden geliyor, bir şeyler söylüyordu, ama Murat dinlemiyor, ameliyatı düşünüyordu.

Ameliyathaneye girdiğinde çocuk zaten masada, narkoz altındaydı. Her şey ikinci plana düşmüştü. Elleri alışkın olduğu işi yapıyor, beyni net çalışıyordu. Ameliyat ikinci saatini doldurmuştu. Murat, yorgun gözlerini bir anlığına kapattığında Sevda’nın çığlığı onu gerçeğe döndürdü.

Parmaklarının altından kan fışkırıyor, ameliyat alanını kaplıyordu.

“Tansiyon düşüyor!” diye bağırdı anestezist.

Murat yavaşça ameliyathaneden çıktı. Terden ıslanmış kıyafetleri sırtına yapışmıştı. Bacakları yorgunluk ve gerginlikten titriyordu. Serin duvara yaslandı. Bir kadın koşarak ona doğru geliyordu. *”Anne,”* diye anladı Murat.

Kadın, tam önünde, görünmez bir duvara çarpmış gibi durdu.
Yüzü bembeyaz, gözleri korku ve bekleyişle yorulmuştu.

Murat göMurat gözlerini kadından ayıramadı, çünkü o anda anladı ki bazı yaraların ilacı zaman değil, yalnızlığı paylaşmaktı.

Rate article
Lifequest
Başarısız Ameliyat