Sevgiye Hasret Kız

Evlat Sevgisizliği

Eve yaklaşıyordum ki çantamda telefon çaldı. Telefonu açtığımda hattın diğer ucunda kardeşim vardı.

“Merhaba, Tosuncuk,” dedim çocukluk adıyla hitap ederek, oysa artık benden uzun boylu bir yetişkindi.

“Annemin doğum gününün gelecek hafta olduğunu unutmadın, değil mi? Hem de özel bir yaş günü,” diye hatırlattı. Tam da iyi oldu, çünkü ben gerçekten unutmuştum.

“Tabii ki unutmadım,” diye yalan söyledim. “Sen hediye aldın mı?”

“İşte bu yüzden aradım. Buluşup konuşalım mı?”

“Olur. Bana gelebilirsin ya da yarın öğle arasında şu her gittiğimiz kafede buluşuruz,” diye önerdim.

“Tamamdır. Saat on ikide kafede bekliyor olacağım. Bir aksilik olursa ararız, tamam mı? O zaman yarın görüşürüz.” Ve Ahmet telefonu kapattı.

Onu çok seviyorum, benim küçük kardeşimi. Bana en yakın olan insan o. Annem değil, o. Şimdi düşününce, bir zamanlar onu öldürmek istediğimi hatırlamak bile içimi acıtıyor. Özellikle onu gördüğümde, suçluluk ve utanç hissi hiç geçmiyor. Kendimi asla affetmezdim. Ama o zamanlar…

***

Annemle babam üniversitede tanışmış, birbirlerine deli gibi âşık olmuşlar. Ayrı geçen tek bir günleri bile yokmuş, her yere beraber gidip gelirlermiş. Ancak baş başa kalacakları bir yerleri de yokmuş. Annem ailesiyle yaşıyormuş, babamsa yurtta kalıyormuş. Aşklarını yaşayabilmelerinin tek yolu evlenmekmiş. Annemin ailesine durumu açtıklarında, iç çekişler, “Acele etmeyin” ikazları, gözyaşları hiçbir işe yaramamış. Gençler kararlıymış, aşklarının peşinden gitmek istiyorlarmış. Aileleri de çaresiz razı olmuş.

Annemin karakteri öyledir ki, bir şeyi kafasına koydu mu durdurulamaz. Ailesini ikna edip mütevazı bir düğün yapmışlar, kalan parayla da kiralık bir ev tutmuşlar. İki odalı evde aileyle yaşamak zor olurdu. Neyse, böyle karar vermişler.

Evlendikten sonra tüm vakitlerini yatakta geçirmeye başlamışlar. Derse uykusuz, yorgun geliyorlarmış, etraflarına aşk ve mutluluk saçıyorlarmış. Tüm âşıklar gibi, aşklarının her zorluğa dayanacağına inanıyorlarmış. İleride hiçbir sıkıntı beklemiyorlarmış. Ne kadar da safmışlar!

Sonunda beklenen oldu—annem hamile kaldı. İkisi için de sürpriz olmuş ve ilk sınavlarıymış. Üniversiteye bir buçuk sene daha varmış. “Üstesinden geliriz,” demişler.

Annem huysuzlaşmış. Şiddetli bulantıları varmış, sürekli uyku hali. Yemek kokularına dayanamıyormuş, yemek yapamıyormuş. Babam da akşamları sık sık yurtta arkadaşlarıyla takılıyormuş. Tartışmalar başlamış ama genç oldukları için hemen barışıyorlarmış. Üstelik bulantılar geçince annem yeniden yemek yapmaya başlamış.

Ben doğduğumda ise uykusuzluk ve yorgunluk dönemi başlamış. Okul da devam ediyormuş. Anneannem ve dedem sırayla izin alıp bana bakmışlar, annemin okuluna devam etmesi için. Annem sık sık dersleri asıyormuş, çünkü süt birikmesi yüzünden göğüsleri ağrıyormuş.

Onun yorgunluğu ve gerginliği bana da geçiyormuş. Sanırım bu yüzden sürekli ağlıyor, sadece kucağa alınınca uyuyormuşum. Annemle babam beni birine bırakıp hemen okula kaçıyor, dinleniyor, hatta derslerde uyuyorlarmış.

Aşk aşktı ama tecrübe ve sabırları yokmuş. Birbirlerinin eksiklerini görmeye, suçlamaya başlamışlar. Yorgunluk ve uykusuzluk yüzünden en ufak şeyde kavga ediyorlarmış. Babam yine yurda kaçmış, geç saatlerde eve geliyor, tartışmalar yeniden alevleniyormuş.

Sonunda mezun olmuşlar, diplomalarını almışlar, babam işe girmiş. Parasızlık ve uykusuz geceler geride kalmış. Ben büyümüş, kreşe başlamışım, annem de çalışmaya başlamış. Ama bu sefer de hastalanıyormuşum. Annem sık sık rapor almak zorunda kalıyormuş. Anneannem ve dedem henüz emekli değilmiş, yardım edemiyorlarmış. Hayat yeni zorluklar çıkarıyormuş. Babam işte daha fazla kalmaya başlamış…

Bir akşam geç geldiğinde, annem yine bağırmaya başlamış.

“Yeter artık!” diye bağırmış babam. “Böyle yaşayamam. Evlenmemiz bir hataydı. Acele ettik… Başka birini seviyorum,” diyerek hazırlıksız bir şekilde eşyalarını toplayıp gitmiş.

Tabii ben bunları hatırlamıyorum, çok küçüktüm. Bazı şeyleri annemden, bazılarını anneannemden duydum, gerisini büyüdükçe anladım.

Her genç aile bu tür zorluklara dayanamaz, uzun ömürlü olmayı başaramaz. Babam gittikten sonra annem değişmiş. Sürekli ağlıyor, acısını ve öfkesini benden çıkarıyordu.

Çay döktüğümde, bisküviyi yere düşürdüğümde, “Beceriksizsin, tıpkı baban gibi,” diyordu. Ben de babamın benim yüzümden gittiğini, kötü bir çocuk olduğumu düşünmeye başladım. Uzun süre böyle hissettim. Suçluluk duygusuyla büyüdüm.

“Bütün çocuklar normal, sen bir başkasın. Her yerde pislik bulursun,” diye azarlardı. “Beceriksiz. Tıpkı baban.”

Sadece görüntüm bile annemi sinirlendiriyor gibiydi. Sanırım yanılmıyordum, çünkü anneannem sık sık babama benzediğimi söylerdi. Neden ona benzArtık çocuklarım olduğunda, onlara koşulsuz sevgi vereceğimi biliyordum, çünkü sevgisiz büyümenin acısını en derinden ben yaşamıştım.

Rate article
Lifequest
Sevgiye Hasret Kız