***
**”Her Karşılaşmanın Zamanı Vardır”**
“Niye aşk biter ki? Vardı işte, bir zamanlar vardı. Mutluluktan etrafı görmüyordum. Onunla yaşıyordum, onunla nefes alıyordum. O değişirken fark edemedim. Saf mı safım. Hak ettim böylesini. Ben rahatımı düşünürken, o başkasını…” Ayşegül pencereden rüzgarla sallanan ağaçların tepelerine baktı. Sokaklar buz tutmuş, üstlerine kum serpilmişti. Kar yağmayalı birkaç gün olmuştu, bahçe kararmıştı.
“Hep temizlik, ütü, yemek derdindeydim. O ise heyecan, genç bir beden istedi. Orta yaş krizi mi desem? Gençleşmeye çalıştığını fark etmiştim ama zamana meydan okuduğunu sanmıştım. Acaba o iyi yemek yapar mı? Yoksa hep dışarıda mı yerler? Allah’ım, ne düşünüyorum ben? Aylar geçti ama içimdeki acı hiç dinmiyor. Asla da alışamayacağım.”
Ayşegül düşüncelere daldı. “Bugün ayın kaçı? Sanırım 14’ü. Eski Yılbaşı… Ben ise evde oturmuş, bir nine gibi pinekliyorum. Tamam, kendimi toparlayıp biraz alışverişe çıkacağım.”
Mutfak tezgahına boş kahve fincanını koyup banyoya yöneldi. Suyu açtı, sabahlığını çıkardı ve küvete adım attı. Duşa geçirmek için kolu çevirdi, ama sıkışmıştı. Zorlayınca koptu, küvete düştü ve musluktan fışkıran su etrafa yayıldı. Kapatmaya çalıştı, ama nafile.
Islak sabahlığını giymekten vazgeçti, hemen su vanasını kapattı. Su akmayı kesmişti ama hâlâ damlıyordu. Spor pantolon ve tişörtünü giyip mutfağa geçti. “İşte yıkanmam da tamam! Her şey ters gidiyor. Yeni yıl, eski dertler… Kaç kez söyledim kocama bu musluğun bozuk olduğunu ama dinlemedi. Başka şeylerle meşguldü…” Diye söylenirken yerdeki suyu silmeye başladı.
Sonra belediye bakım servisini aradı. Acil durumlar için nöbetçi olmalıydı. Uzun uzun çalan zil sinirine dokunuyordu. Eğer cevap vermezlerse ne yapacaktı? Kocasını mı arayacaktı? Hayır, onun karşısında küçülmeyecekti. Tam o sırada, yorgun bir kadın sesi duyuldu:
“Buyurun?”
Ayşegül, telefonun ucundaki şişman, bezgin memuru gözünde canlandırdı.
“Banyomdaki musluk patladı!” diye bağırdı sebepsiz yere.
“Suyu kapattınız mı?”
“Evet.”
“Pazartesi usta gelecek.”
“Nasıl pazartesi? İki gün susuz mu kalacağım? Banyo, mutfak, tuvalet hepsi aynı hatta bağlı!”
Telefondaki kadın usanmış bir nefes çekti.
“Usta şantiyede. Boşalınca sizin eve uğrayacak. Şimdi ararım.”
“Ne kadar bekleyeceğim?” diye bağırdı Ayşegül, kadının kapatmasından korkarak. “Su hâlâ damlıyor. Ya patlarsa?”
“Hanımefendi, bekleyeceksiniz. Usta gelince halleder.”
Ayşegül daha soracaktı ama kısa bip sesleri duyuldu. “Eh, bekleyeceğiz artık. Allah’ım, bu ne ceza?” Bir süre daha eski kocasını, onu bu harap musluklarla baş başa bıraktığı için lanetledi. Ama ne fayda?
Televizyonda bir dizi oynuyordu. Kısa sürede kendini kaptırdı ve suyu unuttu. Kapı çalınınca kimin geleceğini bile hatırlamadı. Saate baktı: Sadece bir buçuk saat beklemişti. Hızlı sayılırdı.
Kapıyı açtı. Eşikte altmışlarına yakın, ak saçlı, şık giyimli bir adam duruyordu.
“Musluk tamiri için mi aradınız?”
“Siz misiniz tamirci?” diye kuşkuyla sordu Ayşegül.
“Benzemedim mi?” Adam gülümsedi ve göz kenarlarındaki kırışıklıklar belirdi.
“Pek değil. Genelde daha… şey…” Eliyle havada belirsiz bir hareket yaptı.
“Doğru söylüyorsunuz. Ben tamirci değilim. Ama musluğu tamir edebilirim.”
“Peki… siz kimsiniz?”
“Komşusuyum onun. Eski Yılbaşı’nı öyle bir kutlamış ki, çalışacak hâli yok. Karısı rica etti, yerine ben bakayım dedim. Yoksa işten atılacak. Hanımı hasta, çalışamıyor, iki çocukları var.” Adam sustu, Ayşegül’ün içeri davet etmesini beklerken. “Eee, pazartesiyi mi bekleyeceksiniz, yoksa musluğu mı göstereceksiniz?”
“Tabii, buyurun.” Ayşegül kenara çekildi.
Adam yıpranmış çantasını yere koyup banyoya girdi.
“Suyu kapamışsınız, iyi.” Musluğu inceledi. “Yeni bir vana lazım. Ama bu eski, paslanmış, güvenilmez. Uzun ömürlü olmaz. Yenisini almak daha iyi.”
“En iyisini siz bilirsiniz,” dedi Ayşegül düşük bir sesle.
“Merak etmeyin, hallederim. Marketten alıp takarım.”
“Pahalı mı?” dedi endişeyle. Cüzdanında ne kadar parası olduğunu düşünmeye başladı.
“Fiş getiririm. Sıkıntı yok.” Adam onay bekliyordu.
“Peki, tamam,” dedi Ayşegül isteksizce.
“Çantayı bırakayım mı?” Adam kapıya yöneldi.
“Belki pazartesiyi beklemeliydim?” diye düşündü Ayşegül, iyice keyfi kaçmış halde. “İki gün susuz mu kalacaktım? Olmaz.” Su ısıtıSanki hayat ona, “Bekle, daha güzel günler gelecek,” diye fısıldıyordu.




