Mutluluğa Bir Adım Kaldı

Bir Adım Mutluluğa

Leyla küçüklüğünden beri güzeldi. Kısa boylu, sarışın, incecik bir vücudu ve yüzü meleği andıran bir güzelliği vardı. Üniversiteden sonra İstanbul’da çalışmaya devam etti. Ancak özel hayatı bir türlü yoluna girmiyordu. Erkeklerin ilgisinden yoksun değildi, ama evlenme teklifi eden çıkmıyordu. Oysa otuz yaşına gelmek üzereydi.

Önce alay eder gibi, acele edecek bir şey olmadığını söylerdi. Sonra içine kapanmaya başladı. Zaman, bilindiği gibi, hilekâr bir dosttur.

“Belki de birileri sana nazar değdirdi? Kimin yolunu kestin, düşün bakalım?” diye sormuştu annesinin arkadaşı geçen sene Yılbaşı’nda.

“Kimsenin yolunu kesmedim, kimsenin hakkını yemedim, aile yıkmadım,” diye cevaplamıştı Leyla güvenle.

“O halde biri sana çok fazla gıpta etmiş olmalı,” diye kesin bir ifadeyle eklemişti annesinin arkadaşı, teyze Feride.

Leyla bu sözle tartışmaya girmemişti. Haklıydı da; okuldayken bile kızlar ona imrenirdi. Erkekler peşini bırakmazdı. Derslerinde başarılıydı, ama aşkı hep sonraya erteledi.

Annesi onu tek başına büyütmüştü. Fakir değillerdi, ama lüks içinde de yaşamıyorlardı. Annesi harika örgü örerdi. Leyla’nın sayısız ince, dantelli, sıcacık, kabarık, modaya uygun ve renkli hırkaları vardı. Annesi satmak için de örerdi.

“Ferah fehmin kurusun, Feride. Ne saçmalıyorsun? Onun taliplisi bol bol var. Seçecek adam bulur. Önemli olan acele etmemek,” diye savunmuştu kızını annesi.

“İşte tam da bu yüzden, talipliler. Oysa koca olmalı, en kötü ihtimalle iyi bir sevgili,” diye ısrar etmişti teyze Feride.

“Farkı ne ki?” diye sertçe sormuştu annesi.

Kızının birinin sevgilisi olacağını düşünmek bile istemiyordu.

“Hiçbir fark yok, tabii pasaporttaki damla hariç, ki bu da çocuğun geleceği için önemli. Bazen bir sevgili, kocadan daha iyidir…” diye başlamıştı teyze Feride, yüzüncü kez sevgilisinin nasıl ona daire aldığını, oğluna eğitim desteği verdiğini anlatmaya… Ve nasıl içki düşkünü, işe yaramaz kocasını kovduğunu.

O gün Leyla, annesinin yanına bir daha Yılbaşı’na gitmemeye karar verdi. Bu konuşmalardan bıkmıştı, yalnız kalmak daha iyiydi. Oysa Yılbaşı yaklaşıyordu.

Leyla yere bakarak yürüyordu, kayıp düşmemek için. Yan tarafa çekilerek bebek arabası olan bir kadına yol verdi.

“Leyla!” diye bağırdı kadın aniden ve durdu. “Tanımadın mı? Ben Şebnem Öztürk, artık Arslan,” diye sevinçle açıkladı.

“Şebnem,” dedi Leyla zoraki bir gülümsemeyle. “Tanıyamadım. İstanbul’da mı yaşıyorsun? Ne zamandır?”

“Üç yıldır. Ne güzel karşılaştık ya. Senin…” diye başladı Şebnem, uzun uzun sorular sormak üzereydi.

“Senin mi?” diye sordu Leyla, sorgulamalardan kaçmaya çalışarak. Anneler çocuklarının meziyetlerini anlatmaya bayılır. “Bakabilir miyim?”

“Tabii. Bu benim kızım,” dedi Şebnem, sesinde bir gurur, bakışlarında sıcaklıkla.

Leyla eğildi ve bebek arabasının kenarından içeri baktı. Beyaz dantel bulutlarının arasında, pembe örgü bir şapka giymiş, minik bir mucize uyuyordu. Uzun kirpikler tombul yanaklara düşmüş, dudaklar kurdele gibi büzülmüştü. Leyla’ya bebeğin sıcak, tatlı uyku kokusu ve yün kokusu geldi.

“Çok güzel. Babasına mı benziyor?” diye sordu.

“Evet. Doğduğunda…” diye coşkuyla anlatmaya başladı Şebnem.

“Kusura bakma, acelem var. Görüşürüz,” deyip Leyla hızla uzaklaştı.

Keyfi kaçmıştı. “KosO günden sonra Leyla, hayatının her anını daha önce hiç olmadığı kadar huzurlu ve mutlu geçirdi, çünkü artık sevdiği adamın yanında, iki güzel çocuğuyla birlikte gerçek bir aile kurmuştu.

Rate article
Lifequest
Mutluluğa Bir Adım Kaldı