Teşekkürler, anne, bu hediye için!

Teşekkürler, Anne, Bu Hediye İçin

Elif evden çıktığında bahçenin beyaza bürünmüş haline hayran kaldı. Gece boyunca düşen kar her yeri kaplamıştı. Tıpkı pamuk gibi yumuşak kar taneleri, ağaçlarda kalmış son sarı yaprakların üzerine, asfalta ve park etmiş arabalara sessizce iniyordu.

Avucunu açtı, birkaç kar tanesi düştü ve anında eridi. Elif birkaç adım attı, ayaklarının altındaki hafif çıtırtıyı dinledi. Bu ses, yaklaşan yılbaşını hatırlattı ona: mandalina kokusu, ışıltılı süslerle bezenmiş çam ağacı ve tabii ki mucize beklentisi.

Markete uğrayıp mandalina, süt ve çay için birkaç paket çikolata aldı. Kasada sırasını beklerken telefonu çaldı. Annesiydi.

“Elif, bugün bana gelebilir misin?”

“Tabii, anne. Bir şey mi oldu?”

“Hayır, bir şey değil. Seni biriyle tanıştırmak istiyorum. Öğle yemeğine gel.” Annesinin sesindeki heyecanı fark etti.

“Yine mi bir ‘anneciğimin kuzusu’yla tanıştıracaksın beni?” diye sordu, biraz hayal kırıklığıyla.

“Bu bir sürpriz. Göreceksin,” dedi annesi gizemli bir tonla ve kapattı.

İlginçti. Annesini bu kadar neşeli duyması uzun zaman olmuştu. Can, onu terk ettiğinde annesinin kapısını çalmış, gözyaşları içinde dertleşmişti. Annesi önce teselli etmiş, sonra da “Sana söylemiştim” diyerek her şeyi berbat etmişti. Haklıydı belki, ama bu Elif’in acısını hafifletmedi. Tartışmışlardı ve o günden sonra Elif annesine gitmemiş, sadece telefonla konuşmuş, acısını kendine saklamıştı.

Kasada beklerken bir anda fikrini değiştirdi ve pastaneden küçük bir pasta aldı. Boş gitmek olmazdı.

Evde, annesinin ne sürpriz hazırladığını düşünüyordu. İhtiyat olarak saçlarını yıkadı, uçlarını hafifçe kıvırdı, makyajını tazeledi ve bej rengi kazakla gri eteğini giydi. Aynada kendine baktı ve güldü. Annesi ne yaparsa yapsın, ona gülümseyerek karşılık verecekti.

“Can pişman olacak,” diye düşündü ve montunu giyip çıktı.

Annesi kapıyı açtığında Elif şaşkınlıkla donup kaldı. Annesinin gözleri genç bir kadın gibi parlıyor, yeni kesilmiş saçları ona en az on yıl gençlik katmıştı.

“Anne, harika görünüyorsun,” dedi Elif, pastayı uzatırken.

“Teşekkürler,” dedi annesi mahcup bir gülümsemeyle. “Üstünü çıkar, içeri geç.”

“Demek ki misafir çağırmış,” diye düşündü Elif. Hızla soyundu, aynada saçlarını düzeltip içeri girdi. Koltuğa oturmuş, elli yaşlarında, saçları hafif dökülmüş, güler yüzlü bir adam ona doğru ayağa kalktı.

“Elif, tanıştırayım, bu Fikret Amca, benim çocukluk arkadaşım,” dedi annesi, Elif’in beline dokunarak.

“Köyden birini bulmuşsun yine,” diye mırıldandı Elif.

“Hadi yemek yiyelim, çorba soğuyacak,” dedi annesi hızla mutfağa yönelerek.

Elif masadaki her zamanki yerine, buzdolabının yanına oturdu. “Acaba babamın yerine mi oturacak?” diye geçirdi içinden. Fikret karşısına geçti. Annesi ise ikisinin arasına, her zamanki gibi.

“Yani beni onunla mı tanıştıracaktın? Bunu senden beklemezdim,” dedi Elif keskin bir dille.

“Niye böyle konuşuyorsun?” diye çıkıştı annesi.

“Dayak mı özledin? Babam yetmedi mi? Bir de içki getirdiniz mi?” diye sordu Fikret’e dik dik bakarak.

“Fikret içki içmez. O…” diye kekeledi annesi.

Fikret annesinin elini tuttu. “Bırak, Ayşe.”

“Şimdi kendinizi efendi gibi gösteriyorsunuz, sonra bu eve yerleşince gerçek yüzünüzü göreceğiz. Anne, sen nikâh mı kıyacaksın? Bu mu sürpriz?”

Elif’in ağzından acı sözler dökülüyordu. Annesinin gözleri doldu, dudakları titredi. Fikret ise tabağına bakıyordu.

“Her şeyi söyledin mi?” diye sordu annesi sert bir tonda. “Ben hayatımda ne gördüm ki? Kocanın içkisi, yumrukları… Sen komşuya kaçardın korkudan. Sokaklarda sabahladık o sarhoş uyuyana kadar. Cebinden para çalıp sana ayakkabı alırdım. Hiçbir şey bilmiyorsun…” Birden sustu ve hıçkırdı.

Elif annesini hiç böyle görmemişti. Hep ezik, korkak, sesini çıkarmayan bir kadındı. Bir keresinde babası ona “Senin değerin ayakkabılarımı silmeye bile yetmez,” demişti. Şimdi ise bu Fikret’i savunuyordu.

“Çoktan söylemeliydim. Otuz yıl sustum,” dedi annesi derin bir nefes alarak. “Bu senin baban. Fikret Bey senin gerçek baban.”

“Ne?” Elif sandalyeden fırladı, sırtını buzdolabına dayadı.

“Evet. Liseden beri birbirimizi severdik. Sonra askere gitti. Köyde her şey ortada, saklayamazdın. Hamile olduğumu anneme söyledim. Bağırdı, bana havluyla vurdu. Sonra köyden biriyle beni zorla evlendirdi. Fikret’e askerdeyken evlendiğimi yazdım. Senden haberi yoktu. Geçen yaz dayımın köyüne gittiğimde onunla karşılaştım. Beni suçlamadı. Sonra bana geldi. Onunla gidiyorum. Sana evi bırakıyorum. Kalan ömrümü onunla geçirmek istiyorum.”

Elif annesini dinlerken bu gerçeği kabullenemiyordu. Evet, babası kötüydü, ama en azından bir babası vardı. Şimdi bir anda ikinci bir baba mı çıkmıştı? Ayağa kalktı ve kapıya yürüdü.

“Elif!” diye seslendi annesi.

“Bırak, zaman versinElif kapıyı çarptığında yüreği hâlâ kızgınlıkla dolu olsa da, birkaç gün sonra annesine gidip Fikret Amca’yla barıştı ve o bahar, annesinin ona bıraktığı en güzel hediyenin aslında sevgi olduğunu anladı.

Rate article
Lifequest
Teşekkürler, anne, bu hediye için!