Oğlunuza en sevdiği yemekleri kendiniz yapın, yoksa misafirliğe sadece dağılmaya mı geldiniz?

“Pişirmeden ne anlarsın sen!” diye sertçe çıkıştı Gülsüm Hanım, gelini Elif’in elinden tencere çekip alırken. “Bulgur pilavı yapmak bir sanattır!”

Elif kendi mutfağının ortasında öylece durdu, gözlerine inanamıyordu. Üç gün önce kayınvalidesi “tadilat bitene kadar” onlara taşınmış, şimdiden hayatlarını altüst etmişti.

“Gülsüm Hanım,” diye yavaşça seslendi Elif, “burası benim mutfağım. Ne pişireceğime ben karar veririm.”

“Senin mi?” diye alaylı bir gülüşle kayınvalidesi. “Bu evi kim aldı? Benim oğlum! Demek ki burası benim de evim!”

İşte o anda Elif’in içinde bir şey koptu.

Kırk iki yaşına kadar hep boyun eğmişti. Anaokulundaki işi ona sabrı öğretmişti. Ama evinde olanlar artık sınırları aşıyordu.

Gülsüm Hanım pazar günü üç dev bavulla çıkagelmişti.
“Birkaç hafta size yerleşmem gerekecek,” diye neşeyle açıklamıştı.

Kocası Cem, annesi söz konusu olduğunda her zamanki gibi iradesiz bir çorap olmuştu.
“Tabii, anne, rahatına bak.”

Ve başlamıştı. Gülsüm Hanım tüm çamaşırları yeniden yıkamış, mobilyaların yerini değiştirmiş, saksı çiçeklerinin çoğunu “toz kaynağı” diye atmıştı. İkinci gün mutfağa dadanmış, tüm “yabancı” baharatları çöpe yollamıştı. Cem ise sus pus.

“Dayan biraz,” demişti karısına. “O benim annem. Üstelik tecrübelidir.”

Elif o an anladı ki, kimseden destek görmeyecekti.

Son bir damla olan ise sabah oldu. Elif yanığın kokusuyla uyandı. Koşarak mutfağa gittiğinde tüten tencerenin başında Gülsüm Hanım’ı pencerede telefonla konuşurken gördü.

“Gülsüm Hanım! Bir şey yanıyor!”

“Ah, aman, bırak şimdi,” diye elini salladı kayınvalidesi.

Elif kendini ocağa attı. Tencere mahvolmuştu.

“Bu benim en sevdiğim tenceremdi!”

“Önemli değil! Pilavın altı kızarmış; en lezzetlisi böyle olur!”

Tam o sırada Cem mutfağa girdi.

“Burada ne oluyor?”

“Karın bir tencere yüzünden bağırıp çağrıyor,” diye şikayet etti Gülsüm Hanım.

“Elif,” diye yorgun bir sesle konuştu Cem, “abartma şimdi. Annem bizim için uğraşıyor.”

İşte o an Elif’in içinde bir şey kırıldı. Kocasına, kayınvalidesine, mahvolmuş tencereye bir daha baktı.

“Biliyor musunuz,” dedi yumuşak ama net bir sesle, “artık yeter. Gülsüm Hanım, madem burada siz ev sahibisiniz, kendiniz yemek yapın. Kendiniz temizlik yapın. Kendiniz çamaşır yıkayın. Ben markete gidiyorum.”

“Ne yapıyorsun sen?” diye şaşkınlıkla sordu Cem.

“Üç gün önce yapmam gerekeni. Evimi savunuyorum. Siz, Gülsüm Hanım, burada kalabilirsiniz. Ama BENİMİGülsüm Hanım o akşam bavullarını topladı ve kapıyı çarparak çıktı, Elif ise Cem’in şaşkın bakışları arasında derin bir nefes alarak mutfağa döndü, artık her şeyin yerli yerine oturacağını biliyordu.

Rate article
Lifequest
Oğlunuza en sevdiği yemekleri kendiniz yapın, yoksa misafirliğe sadece dağılmaya mı geldiniz?