**Günlük**
Bugün, hayatımın “önce” ve “sonra”sını ayıran günlerden biriydi. Vitrin’in o sözleri hâlâ kulaklarımda çınlıyor:
“Anlıyor musun, Emel? Başka birini tanıdım. O benim ruh ikizim gibi. Romantizm! Bizimki gibi değil, senede bir, o da bayramlarda oluyor.”
Yüzündeki alaycı ifadeyi unutamıyorum. Sanki her şeyin suçu bendeymiş gibi. Hiçbir şey söylemedim. Yalvarmadım, ağlamadım, tutunmadım. Bıraktım gitsin.
“Ortak hiçbir şeyimiz yok. Ev zaten benim, arabam da. Köpeği de vermem. Evlilikte aldık, ama o benim dert ortağım.” dedim sonra.
“Ona hiç değer vermiyorum, al senin olsun. Ama evle arabayı paylaşabilirdik.”
“Eğer sen onlar için para verseydin…” diye kestim sözünü. “Öyle olmadığına göre, kusura bakma.”
Bir şeyler geveledi, sonra gitti. Ben ise köpeğim Barış’la kaldım. Ve intikam hissiyle. Her şey için.
Aldatılmanın yükü ağırdı. En yakın arkadaşıma içimi döktüm:
“Artık kimseye güvenemeyeceğim sanırım.”
“Nasıl bu kadar rahat bıraktın onu? Öyle yapmamalıydın. Ona dersini vermeliydin.”
“Nasıl?”
“Her yolu deneyip bağlayacaktın kendine, sonra da terk edecektin.”
Omuz silktim.
“İntikam soğuk yenen bir yemektir. Bekle, yakında geri gelecektir.”
“Neden bu kadar eminsin?”
“Çünkü yedi yıl birlikteydiniz. Bu Sinem ise spor salonundan bir heves. Hem de senden on beş yaş küçük. Yakında ne büyük hata yaptığını anlayacak.”
Ve öyle de oldu.
Üç ay geçmeden Vitrin kapımı çaldı:
“Evde misin? Bu taraftaydım, uğrayayım dedim.”
“Ne için?”
“En sevdiğim şemsiyeyi bırakmışım. Sonbahar geldi, lazım olur.”
“Al o zaman…” Tartışmadım. Eski eşimin gelip dolapları karıştırmasına izin verdim. Görüyordum ki, kendini kaybetmişti. Sanki bahanelerle geliyordu.
Son eşyasını da aldığında, yeni bir bahane buldu:
“Emel, geliyorum. Bekle.”
“Başka ne unuttun?” dedim, arkadaşımın dediklerinin çıktığını görünce içimde bir sevinç belirdi.
“Barış’ı göreli çok oldu. Özledim onu. O da beni özlemiştir.”
“Barış seni mi özlemiş? Tabii ki hayır! Köpekler de kadınlar da kendini terk edenleri beklemez.”
“Yine de geleceğim. Sinem kapıyı anahtarsız kilitledi, fitness kampına gitti. Yarın akşama kadar bir yerde kalmalıyım.”
“Otele git o zaman.”
“Peki ya… Akşam yemeği için gelebilir miyim?”
“Peki.” Diyebildim.
Vitrin geldi.
“Şu mantarlı patatesin… Ruhumu veririm ona!” dedi, eski eşinin yemeğini öve öve bitiremiyordu. “Sinem’in yemekleri tatsız. Sürekli diyette. Bir gün patates kızartması istedim, bağırdı bana! ‘Şişkosun!’ dedi.”
Güldüm. Eski kocam acınacak haldeydi. Üç ayda eriyip gitmişti, ona on yıl yaş eklemişti bu.
“Ye. Üstüne gitmeliydin aslında.” diyerek büyük bir et parçasını Barış’a attım. Vitrin o eti gözleriyle takip etti. Belli ki Sinem’in yanında Barış kadar iyi beslenemiyordu.
“Gitme vakti geldi.” dedim, televizyonun karşısına kurulmuş, geçmişteki gibi davranırken.
“Biraz dinleneyim! Uzun zamandır bu kadar güzel bir akşam geçirmemiştim.”
“Üzgünüm, senden başka işlerim de var.”
“Yok artık!” Gözlerini kısarak baktı. “Sadık karısı” olan Emel’in başka biriyle olabileceğine inanamıyordu.
“Randevum var.” dedim, tepkisini izlerken.
“Kiminle?”
“Seni ilgilendirmez. Gidip yer aç. Koltuk da lazım olacak.”
Vitrin’in yüzü asıldı. Toparlanıp gitmek zorunda kaldı. Eski günlerdeki gibi ona koltuk, sevgi ve şefkat vermemi bekliyordu.
Tam giderken bir şey daha ekledi:
“Yalan söylüyorsun, Emel. Kimse gelmez sana.”
“Nedenmiş o?”
“Gelseydi musluğu tamir ederdi. Kendine saygısı olan erkek, sevdiği kadının evini perişan halde bırakmaz.”
“Benim sevgililerim musluk tamir etmeye değil, zevk almaya geliyor. Git artık, Vitrin. Sinem’in musluklarını tamir et. Yalnız tahminimce orada her şey kötü. O musluk sen buradayken de akıyordu, ama hiç umursamadın.”
“Ben tamirci değilim. Başka konularda iyiyim.”
“Yeni sevgilimle yarışamazsın.” Kapıyı suratına çarptım.
Göz deliğinden yüzündeki ifadeyi görmek zevk veriyordu. Biraz bekledi, sonra gitti.
Birkaç gün sonra aradı:
“Ne istiyorsun?”
“Sadece seni özledim. Yıllarımız geçti birlikte. Alışkanlık işte.”
Başta eski eşimin Sinem’den şikayet etmesi, bana bağımlı olması hoşuma gitmişti. Ona onsuz ne kadar iyi olduğumu göstermeye çalışıyor, ihanetine pişman etmek istiyordum. Ama şimdi canımı sıkıyordu. Her ziyaretinde hislerimin bittiğini, ona nefret bile duymadığımı fark ettim. İntikam arzum da yok olmuştu.
“Ne yapmalıyım? Nasıl uzaklaştırmalıyım?” diye sordum arkadaşıma.
“İntikam zamanı.”
“Biliyor musun, sevgilim… Sanırım kendini zaten cezalandırdı. Sinem’le mutsuz, ona geri dönüp acısını çıkarmak bile istemiyorum.”
“O halde görmezden gel. Kapıyı açma, aramalarına cevap verme.”
Denedim… Ama daha kötü oldu. Vitrin’in içinde bir “fetihçi” uyandı. “Yedek havaalanı”nın kapandığını anlamıştı.
F”Ve Barış’ın yeni arkadaşına keyifle kuyruk salladığını görünce, belki de yeni bir başlangıcın tam zamanı olduğunu düşündüm.”




