Beşinci Kattaki O Gizemli Komşu

Eskilerden kalma bir İstanbul apartmanında yaşardık. Koca Ayşe Hanım, bütün binanın hâlinden haberdardı. Kimin ne zaman geldiğini, kimin kimle kavga ettiğini, aidatını ödeyemeyenin kim olduğunu bilirdi. Fakat beşinci kattaki o kadına dair hiçbir şey bilmezdi.

Kadın, bir sabahirem çıkageldi sanki. Koca Ayşe, rahmetli Halil Amca’nın elli üç numaralı dairesinin ölümünden sonra boş kaldığını hatırlardı. İzmir’deki yeğenleri ara sıra gelir, eşyaları toplar, sonra satıvermişlerdi. Kimin aldığıysa gizemini korurdu.

“Emlakçılar alıp satıyor herhâlde,” diyordu bir akşamüstü, posta kutularında karşılaştığı Lale Hanım. “Şimdi moda bu, daireler pazardaki portakal gibi alınıp satılır.”

Fakat kısa sürede dairenin elden çıkarılmadığı anlaşıldı. Oraya biri yerleşmişti. Koca Ayşe, zaman zaman üst kattan duyulan hafif müzik sesinden ve merdivendeki topuklu ayakkabı tıkırtısından anladı bunu. Hem de öyle terliğin, spor ayakkabının sesi değil; hakiki topuklu iskarpinlerin sesiydi bu. Bizim binamızda böyle tantanalı ayakkabılar pek nadir görülürdü.

Yeni komşusunu ilk kez tesadüfen gördü Koca Ayşe. Merdiven boşluğunda konuşma sesleri duyunca kapı deliğinden göz attı. Karşı dairenin önünde zarif bej renkli bir trençkot giymiş, uzun boylu bir kadın duruyordu. Saçları düzgün bir topuzdu, ellerinde beyaz karanfil buketi vardı.

“Çok teşekkür ederim,” diyordu tanımadığı kadın, resmî takım elbiseli orta yaşlı adama. “Muhakkak iletirim.”

Adam başıyla onayladı, sessizce bir şeyler söyledi ve asansöre yöneldi. Kadın ise çiçeklere bakarak bir müddet daha öylece durdu, sonra iç geçirdi ve kapısının ardında kayboldu.

“Laleciğim,” diye sordu ertesi gün bahçedeki bankta otururlarken Koca Ayşe. “Yeni komşuyu gördün mü?”

“Hangi yeni komşuyu?”

“Beşinci kattaki? Elli üç numarada oturuyor şimdi.”

Lale Hanım başını iki yana salladı:

“Görmedim. Nasıl biri, genç mi?”

“Pek sayılmaz. Kırk beş, elli yaşlarında var. Biçimli, bakımlı biri. Üstüne başına da dikkat eder, bizim gibi günlük geçiştirmez.”

“Varlıklı herhâlde,” diye çıkarsamada bulundu Lale Hanım. “Böyle merkezde bir daireyi almış ya.”

Koca Ayşe onayladıysa da içinde bir tuhaf his kalmıştı. Varlıklı insanlar genelde eski binamıza, cızırtılı asansörümüze ve dökülen sıvalara katlanmaz; apartman görevlili yeni sitelere, lüks rezidanslara taşınırdı.

Zamanla Koca Ayşe fark etti ki komşuya sık sık misafir geliyordu. Hep erkeklerdi bunlar, hep ellerinde çiçeklerle. Farklı saatlerde çalarlardı kapıyı – kimisi sabah, kimisi akşam, kimisi öğle vakti. Bazısı yirmi dakika, bazısı bir buçuk saat kalırdı. Fakat istisnasız hepsi şık giyinir, kendinden emin tavırlı adamlardı.

“Sanatçı olmasın?” diye öne sürdü bir gün Koca Ayşe gözlemlerini paylaşınca Lale Hanım. “Veya müzisyen? Onların hep bir sürü tanıdığı olur.”

“Bir sanatçı bu kadar mı varlıklı olur?” diyerek küçümsedi Koca Ayşe. “Sen hiç zengin ressam, heykeltıraş gördün mü?”

Lale omuzlarını silkti, pek olası olmadığını kabul etti.

Koca Ayşe’nin merakı gün geçtikçe büyüdü. Bilhassa üst kat seslerine kulak kabartmaya, merdivendeki ayak seslerini duyunca çöpe gitmek için çıkış saatlerini ayarlamaya başladı. Fakat kadın âdeta havada eriyor gibiydi. Gölge gibi sessiz hareket eder ya da gözlemlendiğini sezerek rastlaşmaktan kaçınırdı.

Sırrın perdesi beklenmedik şekilde aralandı. Koca Ayşe, hastanede doktor sırasında bekledikten sonra eve dönüyordu. Canı sıkkındı – doktor anlamlı bir şey söylememiş, sadece tahlil kâğıtları vermişti. Asansörde Site Yöneticisinden Mehmet Usta’ya rast geldi.

“Selam, Koca Ayşe Hanım,” diye seslendi Mehmet, elinde alet çantasıyla. “Nasılsınız?”

“Hakkınızı helal edin Mehmet Usta. Nereye böyle?”

“Beşinci kata, çeşme tamirine. Ariza geldi.”

Koca Ayşe hemen canlandı:

“Elli üç numaraya mı?”

“Hah. Orada bir hanımefendi oturuyor, enteresan biri. Hep çay ikram eder, bisküvi uzatır. Bir de üstüne bahşiş bırakır, arada.”

“Öyle mi? Nasıl biri peki?”

Meh
Mehmet Usta ensesini kaşıdı: “İyi kadındır. Kibar, görgülü. Yalnız hep hüzünlü gibi. Kimsesi yok, tek başına yaşıyor.”
Koca Ayşe şaşkınlıkla baktı: “Nasıl kimsesi yok? Sürekli adamlar gelip gidiyor!”
Tamirci şaşırarak baktı: “Hangi adamlar? Ben beş kere gittim, tek kişiyi bile görmedim. Hep yalnızdı.”
Koca Ayşe düşünceye daldı. Ya Mehmet Usta yalan söylüyordu ya da kendisi bir şeyleri yanlış anlıyordu. Belki de komşu, yabancıların önünde misafir kabul etmiyordu.
Çözüm, bir hafta sonra bakkaldaki karşılaşmada geldi. Koca Ayşe, süt reyonunda yoğurt etiketini okuyan komşusunu görünce yaklaştı: “Affedersiniz, bizim binadan değil mi? Ben Koca Ayşe, dördüncü kat.”
Kadın başını kaldırdı. Yakından daha da güzeldi – düzgün hatlar, çarpıcı ela gözler, bakımlı bir cilt. Fakat o gözlerde öyle bir yorgunluk ve keder vardı ki Koca Ayşe irkildi.
“Evet, hatırladım,” diye fısıldadı kadın. “Leyla Hürmüz. Tanıştığımıza memnun oldum.”
“Nasılsınız, yerleşebildiniz mi? Daire güzeldir, rahmetli Halil Efendi bakardı.”
“Sağ olun, rahatım. Sessiz, huzurlu.”
Leyla Hanım uzun sohbet edecek havada değildi ama Koca Ayşe fırsatı kaçırmadı:
“Çalışıyor musunuz? Yoksa emekli misiniz?”
“Çalışıyorum,” diye kısa cevap verdi komşu ve peynir rafına döndü.
Koca Ayşe soruların yersiz olduğunu anlayıp vedalaştı. Fakat konuşma merakını gidermemiş, arttırmıştı. Eve gelir gelmez Leyla’yı aradı:
“Laleciğim, komşuyla konuştum! Adına Leyla Hanım diyor.”
“Peki ne öğrendin?”
“Pek bir şey yok. Çok ketum. Hem de çok hüzünlüydü, gözlerinde yaş vardı sanki.”
“Belki kocası vefat etti? Ya da ağır boşandı?”
“Bilmem. Ama bir tuhaflık var. Mehmet Usta hep yalnız diyor, ben gözlerimle erkekleri görüyorum.”
Lale Hanım sessiz kaldı, sonra temkinli sordu:
“Ayşecim, yoksa sen… şey mi düşünüyorsun?”
“Ne şeyi?”
“İşte erkekler gelip gidiyor, parası var, tek başına yaşıyor…”
Koca Ayşe şaşkınlıktan ah etti: “Laleciğim! Nasıl böyle konuşursun? Terbiyeli, görgülü bir kadındır o!”
“Görgülüler de aç kalabilir belki,” diye karşılık verdi Lale. “İşten çıkarılmıştır, maaşı yetmez…”
Bu fikir öyle şoke ediciydi ki Koca Ayşe cevap veremedi. Bir yandan Leyla’nın dediği erkekleri, parayı ve gizliliği açıklıyordu. Diğer yandan, Leyla Hanım öyle kadınlara hiç benzemiyordu ama insan ne yapmaz ki?
“Hayır,” dedi kararlılıkla Koca Ayşe. “Olmaz. Sen görmedin. Tam bir okumuş hanımefendi.”
“Okumuşların da karnı acıkır,” dedi Lale Hanım.
Bu konuşma Koca Ayşe’nin kafasından çıkmadı. Komşusunu daha dikkatlice izlemeye başladı, artık merakına bir kaygı karışıyordu. Ya Leyla Hanım haklıysa? Ya Leyla Hanım’ın gerçekten öyle dertleri varsa…
Bir gece vakti duvardan hafif, ama belirgin bir ağlama sesi geldi. Kadın uzun uzun ağlıyordu, öyle içlendi ki Koca Ayşe, kapısına gitmek üzereydi.
Ertesi gün Leyla Hanım’ı elinde koca bir çantayla merdivende gördü. Yüzü solgundu, göz altları morardı.
“Leyla Hanım,” diye seslendi Koca Ayşe, “Yardım lazım mı? Çanta ağır.”
Komşusu durdu, şaşkın baktı:
“Teşekkür ederim, gerek yok. Başarırım.”
“Bırakmayın, yardım edeyim!” dedi Koca Ayşe. “Belli ki zorlanıyorsunuz.”
Leyla Hanım tereddüt etti, iç geçirdi:
“Peki. Sağ olun.”
Susarak apartman kapısına indiler. Leyla Hanım durdu:
“Koca Ayşe Hanım, bir ricam olacak?”
“Tabii!”
“Bana soracak olur çıkarsa… Evde olmadığımı söyler misiniz? Lütfen?”
Koca Ayşe şaşkınlıkla başını sallayıp “Tamam,” dedi. Bu kadın neyin korkusundaydı?
Bu karşılaşmadan sonra beşinci kata ziyaretler kesildi. Koca Ayşe artık merdivenden ayak sesi duymuyor, çiçekli adamlar görmüyordu. Leyla Hanım bir hayalete dönüşmüştü – öylesine sessiz çıkıp giriyordu ki en meraklı komşular bile göremiyordu.
Aradan haftalar geçti. Koca Ayşe bu gizemli komşuyu unutmaya başlamışken, her şey aydınlanacaktı.
Akşam kapı çalındı. Koca Ayşe açtı, karşısında kaliteli takım elbiseli ellili yaşlarda bir adam vardı. Elinde kıpkırmızı güller.
“Özür dilerim,” dedi nazikçe, “Elli üç numaralı Leyla Hanım’ı görür müsünüz?”
Koca Ayşe komşusunun ricasını hatırladı:
“Hayır, evde yok. Bir yere gitti.”
Adamın yüzü bulutlandı:
“Döndü mü?”
“Bilmiyorum. Gideli epey oldu.”
Adam bir süre öylece durdu, sonra gülleri uzattı:
“Kabul ederseniz ona verin lütfen. Kerim Bey’den geldiğini söyleyin. Araması için çok rica ediyorum derim.”
Koca Ayşe çiçekleri aldı, Leyla Hanım’ı ne zaman göreceğini bilmese de vereceğine söz verdi.
Fırsat bir sonraki gün çıktı. Leyla Han
O günden sonra Meryem Hanım, komşusunun sessizde taşıdığı acının ağırlığını bir daha unutmayacak, beşinci kattaki Leyla Hanım ise yalnız savaşının artık tek başına olmadığını bilecekti.

Rate article
Lifequest
Beşinci Kattaki O Gizemli Komşu