Dar Alan!

Eski günlerdeydi…

Elif şaşkınlıkla mesajı okuyordu:
“Merhaba kızım! Yazmakta bu kadar geciktiğim için özür dilerim, sebeplerim vardı. Annenle sen üç yaşındayken ayrıldık, beni hatırlamıyorsundur. Pişman olduğumu söyleyip durmayacağım. Başka bir kadını sevmiştim, suçlu hissetmiyorum. Annene yaşadığımız evi ve eşyaları bıraktım, yanıma hiçbir şey almadım. Nafaka ödedim, az da olsa, alçakça davranmadım diye düşünüyorum.

Şimdi asıl konuya gelelim. Yeni ailemle beş yıl önce Avustralya’ya yerleştim. Annem, yani babaannen Münevver Hanım, kesinlikle gitmek istemedi, biz gittikten sonra küçük iki odalı evinde tek başına yaşadı. Tedavisini, bakımını hep karşıladım ama ne yazık ki geçenlerde vefat etti. Cenazesine bile gelemedim, buradan gitmek çok zor ve masraflı.

Annenin yakın akrabası yok, miras için Türkiye’ye dönüp uğraşmaya değmez. Kârı kuruşluk, zahmeti dağlar kadar. Bu yüzden evi sana bırakmaya karar verdik. Bütün belgeleri avukata gönderdim. Babaannen de vasiyetini senin lehine yapmış. Avukatla iletişime geç, sana yol göstersin. Ücretini ben ödedim, sadece tapu masrafları senin üzerine olacak. Bir de babaannenin mezarını düzgün tut, bir taş dik – aldığın daire yanında bunlar devede kulak kalır.

Umarım bu hediyeyi kendin için iyi kullanırsın. Bir de – bu yalnızca senin hakkın. Annene zaten her şeyi bıraktım, nafakayı ödedim. Onun yeni kocası, çocukları beni ilgilendirmiyor. Bu miras sadece senindir.

Mutlu ol kızım. Baban, Emin Arslan.”

Avukatın iletişim bilgileri de ekliydi. Elif dayanamayıp aradı. Bilgiler doğrulandı, ertesi gün öğleden sonra buluşmaya karar verdiler. Annesine henüz bir şey söylemeyecekti, önce her şeyi kendi görmeliydi.

Annesinin iki odalı evinde Elif’in üvey kardeşi Aylin de kalıyordu. Aylin’in babası kimdi, bilen yoktu, belki annesi bile. Üç yaş küçük olmasına rağmen Aylin çoktan evlenmiş, peş peşe iki çocuk doğurmuştu. Şimdi dört kişi büyük odada, Elif ile annesi küçük yatak odasında sıkışıp kalmışlardı. Eğer bu miras gerçekse, ne güzel olurdu! Elif’in birikmiş biraz parası vardı, ev için peşinat biriktiriyordu. İyi kazanıyordu, kredi çekip sıkıntıya girerek bir stüdyo alabilirdi belki…

Şimdi kader ona bir şans vermişti! Babası evin planını göndermişti – eski bir gecekondu, bitişik odalı küçük bir daire, muhtemelen bakımsız. Ama ne gam! Kendi evi olacaktı! Annesi aptal programları son ses açmayacaktı, yeğenler ortalığı dağıtmayacaktı. Küveti köpüklerle doldurup saatlerce yatabilecekti. Banyodan çıkarken havluya sarılmadan dolaşabilecekti.

Buzdolabındaki yiyeceklerine el uzatılmayacak, lavaboda bulaşık yığınları birikmeyecekti. Akşamları bornozunu giyip demli bir Türk kahvesi yapacak, dizüstü bilgisayarında tasarımlar yapıp satacaktı.

Ve en önemlisi – Elif utangaç bir gülümsemeyle düşündü – nihayet bir aşk yaşayabilecekti! Küçük oda yatak odası olacak, kimseyi sokmayacaktı. Mutfakta çalışma köşesi yapacak, büyük odada misafir ağırlayacaktı. Sonra gülümsemesini sildi: önce işleri yoluna koymalıydı.

Ertesi gün avukatla buluştu. Orta yaşlı, rahat giyimli ama pahalı kıyafetler giyen bir adamdı. Babasının dediklerini teyit etti, belgeleri gösterdi. Elif’i gelecekteki evine götürdü, kapıyı açıp gezdirEv kendini göstermiş, eski ama sağlamdı, Elif’in içinde bir umut ışığı yandı ve artık yeni bir hayatın başlangıcı olduğunu hissetti.

Rate article
Lifequest
Dar Alan!