**Anneciğim Küçük Ayşe İçin**
“Poyraz, hadi yemeğe gel,” diye seslendi mürebbiyesi Ayşe hanım, tatlı bir sesle.
“Hayır,” dedi Poyraz, pencereden dışarı bakarak, “hayır.”
“Poyrazcığım, hadi gel.”
“Hayııır!” diye bağırdı, inci gibi dizlerinin üstünde zıplayarak, “hayır, anneciğim gelecek.”
“Anneciğin birazdan gelir, hadi.”
“Ne oluyor burada? Ayşe hanım, ne karışıklık çıkardınız, hadi çabuk yemekhaneye!”
Asık suratlı kadın, çığlık atan Poyraz’ı gömleğinden tutup çekti ve masaya sürükledi. Soğuk, soluk makarnayı zorla ağzına tıkıştırdı. Poyraz ağlıyor, kıvranıyordu ama kadın durmadan yedirmeye devam etti.
“Ye, seni gidi, ye dedim!”
Diğer çocuklar çelik kaselerde kaşıklarını hızla tıkırdatmaya başladılar.
“Niye böyle yapıyorsunuz, Emine hanım? Onlar daha çocuk,” diye fısıldadı mürebbiyesi Ayşe, gözyaşlarına boğularak.
“Çocuk mu?” diye tükürdü sert kadın. “Hangi çocuk? Bunlar geleceğin suçluları, tıpkı anaları gibi. Hırsızlar, katiller, haydutlar!”
“Aaaa!” diye bağırdı Poyraz, yere yığıldı, yüzü kıpkırmızı kesildi. “Anneciğim isterim, aaah, anneee!”
“Kes sesini, seni küçük yaramaz!”
“Bu gürültü de ne?” diye sordu bir başka sert kadın. Poyraz bile sustu. “Ne oluyor?”
“İşte, isyan ediyor, yemek yemek istemiyor.”
“Kimin bu?”
“Durmuş’un kızının.”
“Ah, o delinin mi? Çıkarın dışarı, annesi geldi.”
Poyraz çığlık atıp koştu, öğretmenin önüne geçti. Sıska, keskin dizlerine sarıldı.
“Anneciğim, anneciğim…”
Anneciği yere oturdu, Poyraz’ın minik vücudunu öptü, incecik kollarıyla sımsıkı sarıldı. Sadece ikisinin anlayacağı kelimeler fısıldadı.
“Aman, dayanamıyorum,” diye ağladı yaşlı mürebbiyesi, Hala Zeynep. “Şu sevgiye bak. Delidir, çılgındır ama oğlunu nasıl seviyor! Diğer annelere örnek olmalı bu genç kız.”
“Pff, sevgiymiş! İşine gelen rahatlık. Yakında bunu da alırlar, bir tane daha getirir. Bilirim ben onları.”
“Ne kadar acımasızsın, Emine.”
“Yanlış mı söylüyorum? Bakarsın yine şartlar hafifler.”
“Sen de bir kadınsın, böyle konuşulur mu?”
“Çocuğu yok ki anlasın,” dedi personelden biri.
“Öyle mi? Ayşe’nin de kimsesi yok ama yüreği taşlaşmamış. Affet Ayşecik.”
Zor geçen bir günün ardından Ayşe eve dönerken Emine’nin sözlerini düşündü. Acaba haklı mıydı? Kaba konuşmuştu, ama doğru mu demişti? Nedense Poyraz’a bağlanmıştı, delikanlıyı çok seviyordu ve annesi Elif’i de. Gözleri ışıl ışıl olan Elif Durmuş, ağır bir cezaya çarptırılmıştı.
Ayşe’nin emekliliği yakındı. Biriktirdiği parayla, annesinden kalan küçük evine çekilecekti. Kimsesi yoktu; ne kardeş, ne anne… Ama yüreği katılaşmamıştı.
Poyraz camda bekliyordu. Kalbiyle hissediyordu; şimdi, şimdi gelecek anneciği…
“Anneciğim!”
“Poyraz’ım.”
Sarılıp ağlıyorlardı.
“Elif,” diye seslendi Ayşe. Döndü, sert bakışlarını yumuşattı. “Konuşmamız lazım.”
Elif güvensizdi. Bu insanlar hiçbir kimseye inanmazdı.
“Bana neden yardım ediyorsunuz?” diye sordu, başı eğik.
“Ben sana değil, kendime. Yalnızım, Elif. Poyraz’a bağlandım, torunum gibi. Sen de… kızım olabilirdin. Ama sakın yanlış anlama,” diye çabucak ekledi, “ilişki dayatmıyorum. Sadece… yardım etmek istiyorum. Poyraz için zor olacak, küçük daha, unutur seni.”
Elif iki gün, iki gece düşündü.
“Durmuş, aklına bir şey mi takıldı?” diye sordu koğuş arkadaşı. “Oğlunu yakında yuvaÜçü bir arada, bir ömür boyu sürecek sevgiyle yaşadılar, çünkü gerçek aile yüreklerde kurulur.




