Kim derdi ki çocukluk arkadaşı Ayşe ile Fatma bir gün böyle küsüp ayrılacak diye? Köylüler aralarında fısıldaşıyordu:
*”Bu ne hikmetse, birbirlerine küsmüşler, öyle ki artık birbirlerinin evine bile uğramıyorlar. Sokakta karşılaşsalar gözlerini kaçırıp selam bile vermiyorlar. Hem de yan yana yaşıyorlar.”*
İkisi de susuyordu, bu yüzden köylülerin dedikoduları iyice alevlenmişti. Çeşme başında toplanan kadınlar birbirinden abartılı hikayeler uyduruyordu. Tek bildikleri, Ayşe’nin kızı Derya ile Fatma’nın oğlu Emre’nin bir zamanlar sevgili olduklarıydı. Okul yıllarından beri birlikteydiler, ta ki mezun olana kadar. Emre askere gitti, Derya ise şehirde üniversite okumaya başladı.
Küçüklükten beri Emre ile Derya’yı hep birlikte görürdüler. Okula gidiş gelişler, akşama kadar sokakta diğer çocuklarla oynamaları, yazın nehirde serinlemeleri… Büyüdükçe de kenarda oturup saatlerce konuşurlardı.
*”Deryaaa, çık gelsene!”* diye bağırdığında Emre, pencere altında beklemezdi. Hemen dışarı fırlardı kız, sanki rüzgar gibi.
Birbirlerine hiç benzemezlerdi. Hareketli, konuşkan, enerjik Derya; ağırkanlı, sakin, her şeyi ölçüp tartan Emre. Tabii ki Derya’nın sözü geçerdi. Hep o plan yapar, Emre de kafa sallayıp kabul ederdi.
*”Emreee, yarın ormana mantar toplamaya gidelim!”* – Emre ensesini kaşır, *”Tamam”* derdi. *”Bugün nehir kenarında güneşlenelim!”* – Yine itiraz etmezdi.
Ayşe ile Fatma da çocukluklarından beri böyleydi. Bebeklerle oynar, saklambaç oynar, sık sık birbirlerinin evine giderlerdi. Evleri zaten yan yanaydı, bir çit mesafede. Bu dostluk nesillerdir sürüyordu. Dedeleri, nineleri bile komşuluk yapmıştı. Aynı sınıfta okumuşlar, neredeyse aynı zamanda evlenmişlerdi.
Ayşe, kızı Derya üç yaşındayken boşandı. Kocası şiddetli, kindar bir adamdı, içkiyi fazla kaçırınca kendini kaybeder, Ayşe’yi döverdi. Ama o affetmedi.
*”Ayşeciğim, yanağındaki morluk ne böyle?”* diye telaşlandı Fatma, soru sormasına gerek yoktu, cevabı biliyordu.
*”Kovdum o hayırsızı, eşyalarını kapının önüne attım. Nerede şimdi, bilmem. Herhalde annesinin yanına gitmiştir.”*
*”İyi yapmışsın. Benim için de durum farklı değil. Dün Emre etrafta dolanırken rahatsız etmiş, adam da çocuğu itiverdi. Neredeyse kafasını vuruyordu. Ben araya girince bu sefer bana, ‘Bir daha oğlunu susturamazsan sıra sana gelecek,’ dedi. Dikkat et, ‘oğlum’ değil, ‘oğlun’ dedi. Sanki Emre ondan değil, sanki ben…”*
Konuştular, derdini paylaştılar. Altı ay sonra köyde bir dedikodu dolaştı:
*”Fatma da kocasını kovmuş! Adam Emre’nin kendinden olmadığını iddia ediyormuş. Halbuki çocuk ona tıpatıp benziyor. Fatma zaten uslu bir kızdı, erkeklerle dolaşmazdı. Evlenip köyünden çıkmadı.”*
Öyleydi işte. Kocası, kıskançlıklarıyla Fatma’nın hayatını zehir etmiş, hatta bir keresinde bıçağı boğazına dayamıştı. Korktu, terk etti. İki kadın da kocaları olmadan, çocuklarıyla baş başa kaldılar ama yılmadılar. Erkekler köyden göçüp gitti. Ayşe ile Fatma’nın tek sevinci, Derya ile Emre oldu.
Liseden mezun olunca Emre ehliyet aldı, Derya üniversiteye gitti. O askerliğini beklerken, o şehre taşındı. Kasım sonunda askerlik kağıdı geldi. Derya, Emre’yi uğurlamak için köye döndü. Üç gün boyunca ayrılmadılar. Vedalaştılar, askere yolcu ettiler.
O kış Derya her hafta sonu köye gelir, Fatma’ya uğrar, Emre’nin mektuplarını okurdu. O da yazardı zaten. Ama bir süre sonra Fatma fark etti ki Derya’nın gelişleri seyreldi. Son kez yılbaşında gelmiş, birkaç kez daha uğramış, mart ayına doğru ise tamamen kesilmişti.
*”Ayşe, Derya nerede, gözükmez oldu?”* diye sordu Fatma, işten dönerken uğrayıp.
*”Dersleri çok, vaktini kitaplara vermiş.”*
Mart bitti, nisan geçti, hâlâ Derya yoktu. Ama bu sefer Ayşe, şehre gitmeye hazırlandı. Fatma, arkadaşının tuhaf davrandığını fark etti. Konuşmuyor, işten başka bir yere gitmiyor, hatta kendisini bile görmezden geliyordu.
Ayşe köye dönünce yine sessiz kaldı. Fatma meraktan çatlıyordu. Dayanamayıp bir akşam kapısını çaldı.
*”Hadi anlat şimdi,”* diye atıldı Fatma. *”Neyi saklıyorsun benden?”*
Ayşe elini salladı, sonra pat diye:
*”Artık ne saklayayım? Derya evlendi. Çocuk bekliyor.”*
Fatma önce duymamış gibi yaptı, sonra anlayınca kapıyı çarpıp fırladı dışarı.
*”Demek evlenmiş! Demek çocuk bekliyormuş! Peki ya Emre! Ah Emre’m, şimdi ne olacak?”*
Hemen bir mektup karaladı oğluna, içini döktü, ama onu teskin etmeye çalıştı. Emre, askerliğini bitirince köye dönmedi. Bir arkadaşıyla Kuzey’e çalışmaya gitti. Yurtta kaldı, durmadan çalıştı.
Petrol kuyularında çalışıyor, emeğinin hakkını veriyordu. Elleri her işe yatkındı. Hiçbir işten kaçmıyor, sadece çalışarak annesinin mektubunda yazan o acıyı unutmaya çalNehir kenarında birbirlerine sarıldılar, yılların özlemi, kırgınlığı ve sevgisi bir anda eriyip gitti, artık kaybettikleri zamanı geri getiremezlerdi ama geleceği birlikte yazacaklarını biliyorlardı.




