Elif yatağın kenarına oturdu ve önündeki masada düzgünce istiflenmiş banknotlara yorgun gözlerle baktı. İki yıldır, oğlu Can’la birlikte kuruş kuruş, lira lira biriktirmişlerdi; hayal gibi görünen bir tatili gerçekleştirmek için: deniz kenarında bir kaçamak.
Küçük bir sahil evi, akşam yemeğinde taze balık, dalgaların sesi, rüzgarın fısıltısı ve gündelik dertlerden uzak bir özgürlük… Tüm bunlar, uzun yılların emeğine, fedakarlıklarına ve kendilerine nadiren tanıdıkları küçük mutluluklara bir ödül gibi geliyordu.
“Bu tatili hak ettik,” diye düşündü Elif, paraya bakarak. İçinde, nihayet ikisine de mutluluğun gülümseyeceğine dair bir inanç filizleniyordu. Bu yaz, uzun zamandır bekledikleri bir nefes olacaktı; bitmek bilmeyen koşuşturmanın arasında bir mola.
Odaya Can girdi. On yaşındaydı. Ellerinde, annesinin tüm tasarruflara rağmen onu mutlu etmek için aldığı doğum günü hediyesi olan bir kulaklığı heyecanla çeviriyordu.
“Anne, kesin karar verdin mi?” diye sordu, sandalyeye oturup annesine dikkatle baktı.
“Evet, oğlum,” diye yumuşak bir sesle cevap verdi Elif. “Orası sessiz, plaj neredeyse ıssız, yakında bir meyve pazarı var. Güneşin altında uzanmayı hayal et, ne güzel olacak… Deniz, temiz hava, hiçbir koşturmacadan uzak…”
Can gülümsedi ve başını salladı, ama gözlerinde bir anlık bir anlayış belirdi. Annesinin nasıl tek başına her şeyi çektiğini, kendinden nasıl kıstığını ve bu zarfa attıkları her liranın ne kadar zor kazanıldığını biliyordu. Bu tatil, en değerli şeymiş gibi sakladıkları ortak hayalleriydi.
Tam o sırada telefon çaldı. Ekranda “Murat” yazıyordu.
“Merhaba, kız kardeşim!” dedi erkek kardeşinin neşeli sesi. “Nasılsın? Bu yaz nereye gidiyorsunuz?”
Elif iç çekti. Murat’la ilişkileri her zaman zordu; o, kendini herkesten üstün görmeyi sever, emir vermekten çekinmezdi.
“Can’la denize gideceğiz,” diye temkinli cevapladı. “Sahilde küçük bir ev kiralayıp dinlenmek istiyoruz.”
“Parayı niye boşa harcıyorsun?” diye alaycı bir gülüşle karşılık verdi Murat. “Bizim deniz kenarında bir yazlığımız var! Gelin. Temiz hava, taze meyveler, sessizlik. Hem de tasarruf edersiniz.”
Elif düşündü. Murat her zaman her şeyi daha iyi bildiğini düşünen biriydi. Ama Can, akrabaların yanında kalma fikrine heyecanlandı.
“Anne, deniz kenarında bir yazlık!” diye umutla haykırdı. “Hadi Murat Amca’ya gidelim! Parayı da sonra kullanırız.”
Elif tereddüt etti, ama sonunda başını salladı.
“Tamam,” dedi. “Geleceğiz.”
Murat onları istasyonda kocaman bir gülümsemeyle ve kucakla karşıladı.
“Sonunda geldiniz! Ne zamandır bekliyoruz!” diye bağırdı, Elif’i sıkıca sarılarak. “Hadi, masayı hazırladık bile.”
Eşi İpek, yanında üç yaşındaki kızları Melisa’yla duruyor, onlara neşeyle el sallıyordu.
“İşte karşımızda!” diye coşkuyla bağırdı İpek, Elif’e sarılmak için koşarak geldi.
Yazlık şirin bir yerdi: ahşap bir ev, önünde hasır sandalyeler, geniş bir elma ağacının altında salıncak, rüzgarda hafifçe sallanan bir hamak. Plaja, kır çiçekleriyle bezenmiş bir patikadan yürüyerek on beş dakikada ulaşılıyordu. İlk iki gün, Elif ve Can bir masal gibiydi: güneşlendiler, serin deniz suyunda yüzdüler, taze börekler ve bahçeden toplanmış çilekler yediler, kuşların şarkılarını ve dalgaların sesini dinlediler.
Elif, Can’ın Melisa’yla koşturup elma topladığını, yakındaki gölette ördekleri beslediğini izlerken, uzun zamandır ilk kez yüreği hafifledi.
Ancak üçüncü gün, sakinlik bozuldu. Kahvaltıda Murat Elif’e döndü:
“Elif, yemek yapmayı biliyorsun değil mi? Öğlen çorba yaparsın. İpek Melisa’yla çok yoruldu.”
Elif şaşırdı ama kabul etti:
“Tabii, sorun değil.”
Akşam yemeğinden sonra, kardeşi bulaşıkları yıkamak için yardım istedi:
“Elif, biz çok yorulduk. Sen yıkarsın, değil mi?”
“Peki…” diye karşılık verdi Elif, şaşkınlığını belli etmemeye çalışarak.
Dördüncü gün Can’a bir sepet uzatıldı:
“Al şu sepeti Can, ahududu topla. Börekleri herkes sever.”
“Ama ben plaja gitmek istemiştim…” diye mırıldandı Can, isteksizce.
“Önce iş, sonra eğlence,” diye kesip attı Murat.
Gün geçtikçe işler çoğaldı. Elif yerleri siliyor, İpek alışverişe gittiğinde Melisa’ya bakıyordu. Can bahçeyi çapalıyor, kuyudan su taşıyordu. Başta bunu küçük bir yardım olarak gördüler, ama kısa sürede anlaşıldı ki tatil işe dönüşmüştü. Hayal ettikleri o rahat tatil değildi bu.
Akşam, Can bahçeden elleri çizikler içinde döndüğünde, verandaya oturup annesine baktı.
“Anne,” diye fısıldadı, “neden sahile gidip şu işlerden kaçamıyoruz?”
Elif dudaklarını sıktı, gözyaşlarını tutmaya çalışarak. İçinde bir haksızlık duygusu kabardı.
“Her şey düzelecek, dinleneceğiz,” diye zor duyulur bir sesle cevapladı.
Ama içinde bir endişe ve çaresizlik büyüyordu. Gitmek istemiyordu, ama kalmak da… istem




