Üç saati aşkın bir süredir Ayşe ile Deniz tartışıyordu. Deniz, boşanma fikrine iyice yaklaşmıştı, üstelik bunun için geçerli bir sebebi de vardı. On bir yıl önce evlenmişlerdi ama çocukları olmamıştı. Şimdi ise boşanmaya hiç olmadığı kadar yakındılar. Deniz, artık hiçbir şeyin düzelmeyeceğini biliyordu.
Ayşe çocuk sahibi olmayı çok istiyordu ama bir türlü olmuyordu. Her defasında yumruğunu yavaşça açıyor, beyaz bir çizgiye çizilmiş minik pencereye, umutla karışık bir çaresizlikle bakıyordu. Doktoru ona,
“Sonuna kadar inanmalısın,” dese de, Ayşe artık inancını kaybetmişti.
Yedi yıllık evliliklerinden sonra Ayşe ile Deniz sık sık kavga etmeye başlamışlardı. Önemsiz bir sebep bile kavgayı başlatmaya yetiyordu. Sonunda birikmiş bütün kırgınlıklarını, acılarını birbirlerine boşaltıyor, ardından uzun süre sessiz kalıyorlardı.
Boşanma vakti gelmişti.
Son zamanlarda daha da fazla susuyor, neredeyse birbirlerine bakmıyor ve evin içinde sessizce dolaşıyorlardı. İşte o zaman Ayşe’nin aklından kocasını aldatmak geçmişti.
“Her şeyden sıkıldım, Zeynep,” diye dert yanıyordu arkadaşına. “Artık ona bakmak bile istemiyorum, o da sanki depresyonda. Susuyor, kendini bilgisayara gömüyor. Bu nasıl bir hayat böyle?”
“Ayşe, senin yerinde olsam sessizce başka biriyle görüşürdüm. Belki erkek değiştirince hamile kalırsın,” diye akıl veriyordu Zeynep.
“Öyle şey olur mu hiç?” diye şaşırmıştı Ayşe.
“Kim bilir, belki de olur,” diye kayıtsızca cevap vermişti arkadaşı. Zeynep’in endişelenecek bir derdi yoktu, onun bir kızı vardı, üstelik kocasından da boşanmıştı.
Ayşe sessiz kaldı ama içindeki kurt onu kemiriyordu.
“Neden olmasın? Deniz’le sürtüşmekten başka bir şey yapmıyoruz. Sanırım şimdi ona boşanmayı açsam hemen kabul eder.”
“Kısacası, bu akşam kafeye gidiyoruz. Ben Serkan’la buluşuyorum, o da bir arkadaşını getirecek, seninle tanıştıracağız. O sıkıcı hayatına biraz renk katman lazım.”
Bu renk, Ahmet’le olan ilişkisi oldu. Ayşe, Deniz’i aldatamayacağını düşünmüştü, ona kızgın olsa da, işler beklediğinden daha kolay gelişti. Bir anda her şey değişti, döndü, dolaştı, farkına bile varmadan hayatı daha aydınlık ve renkli hale geldi.
Kocasını aldatıyor, eve geç geliyordu. Sonunda bir gün Deniz dayanamadı.
“Ayşe, senden ayrılıyorum. Büyük insanlar gibi sessizce, sakin bir şekilde ayrılalım. Paylaşacak bir şeyimiz yok, çocuk yok, bu ev senin,” diye kararlı ve sert bir şekilde konuştu. Ayşe, bu kararın onun aklında çoktan olgunlaştığını anlamıştı.
Doğrusunu söylemek gerekirse, Deniz onu maddi olarak da rahatlatıyordu. Oldukça çok kazanıyordu. Ahmet ise giderek ona daha çok bağımlı hale gelmişti, her seferinde “Birazdan büyük bir para gelecek,” diye vaatlerde bulunuyordu. Üstelik kadınlar ona baktığında ve inandığında, yakışıklı genç adamın sözlerine kanıyordu. Çekici ve şehvetliydi.
“Bekle, Deniz, bunu konuşalım,” diye diretti Ayşe, nedense boşanmak istemiyordu.
“Hayır, Ayşe. Aldatmayı affetmem.”
“Aldatma mı? Nereden çıkardın benim seni aldattığımı?” Kocasının sürekli bilgisayar başında olduğunu biliyordu, sonuçta yazılımcıydı ve aklı hep işindeydi.
Ayşe, Deniz’in arkadaşı Cemal’in onu birkaç kez kafede başka biriyle gördüğünü söylediğini bilmiyordu. Üstelik Ayşe oldukça açık davranıyordu. Eve bazen çok geç saatlerde gelmesi de şüphe uyandırıyordu.
“Ayşe, bu sahneleri yapma, bu işlerde de ustalaştığını görüyorum. Her şeyi biliyorum. Bu yüzden seni bırakıyorum, boşanma davası açacağım. İstediğin gibi yaşa, sıkılmayacağına eminim. Zeynep seni yalnız bırakmaz,” dedi Deniz. Karısı ona şaşkınlıkla bakıyor, bu kadarını nasıl bildiğini anlamaya çalışıyordu.
“Hepsi bu, gidiyorum,” dedi ve daha önceden hazırladığı bavulunu alıp kapıyı çarparak çıktı. Anahtarı da sehpaya bıraktı.
Bavulunu bagaja atıp hızla yola koyuldu.
### Köye, Issızlığa
“Hayat böyle işte. Olmadı. Önemli değil. Üstesinden gelirim, zaten her şeyden sıkılmıştım,” diye düşünüyordu Deniz, yola odaklanmış bir şekilde. “Köye gidince evi elden geçireceğim. Bu evi satmayışım da iyi oldu. Alıcılar da çıkmıştı ama sanki içime doğmuş gibi, anne babamın evi bana lazım olacak. Erken gittiler tabii… Evi düzelteceğim, balığa giderim, mantar toplarım, belki tavuk bile beslerim. Hem genç ve bekar bir adamım, yaşım da tam otuz üç, tam İsa’nın yaşı,” diye gülümsedi. “Neyse, göreceğiz. İyi ki uzaktan çalışmaya geçtim, işimle ilgili bir sıkıntı yok.”
Köye gitmek uzun sürüyordu, arabayla yaklaşık iki saat yol vardı. Köydeki geleceğe dair düşüncelerini bölerek aniden acıktığını fark etti. Bir süre daha gittikten sonra ana yoldan ayrılıp toprak bir yola saptı. Sonra küçük bir bakkalın önünde durdu.
Arabadan inip etrafına baktı, bakkalın önünde kendisine bakan iki k




