Kumdan Örülü Duvar

Dokuzuncu sınıfın sonunda Elif iyice serpilmiş, şişmanlamıştı. Artık birçok delikanlı ve genç erkek, bu zarif ve güzel kıza bakmaktan kendini alamıyordu. Köyde herkes Elif’in ailesini tanır ve sayardı. Annesi Aysel postanede müdürdü, babası Mehmet ise tamirciydi. Evleri büyüktü, çünkü Elif’in anne babası başta büyük bir aile kurmayı düşünmüşlerdi. Ama bir kız çocukları oldu ve daha fazlası olmadı.

“Elif,” diye seslendi annesi, “gel de çamaşırları as, henüz yıkadım.”

“Tamam, anne, şimdi geliyorum…”

Dışarıda kavurucu bir yaz günüydü. Elif kısa bir elbiseyle evden çıktı, yıkanmış çamaşırları sepete doldurdu ve bahçedeki ipe doğru yürüdü.

Köyde herkes bu güzel ve haşarı kızı tanırdı. Huyu ateşli ve küstahtı. On altısına geldiğinde iyice güzelleşmişti, kendisi de erkeklere böyle baktığının farkındaydı.

“Mehmet’in kızı bir anda güzel bir kız oluverdi,” diye fısıldıyordu köyün kadınları. “Bir değil, birkaç gencin aklını başından alacak bu kız.”

Çamaşırları asarken Elif’in gözü birden Selim’e takıldı. Ağacın altındaki bankta oturmuş, sigara içiyor ve ona bakıyordu. Bu, babasının arkadaşıydı. Mehmet, Selim ve Kâmil’i bahçedeki taşları döşemesi için çağırmıştı. Mehmet içeriden ayran getirmek için eve girmişti, Kâmil ise kum taşıyordu.

Elif omzundan Selim’e öyle bir baktı ki adam sigara dumanıyla boğulacak gibi oldu. Sonra yavaşça eğildi, kendini gererek büyük bir havluyu astı.

“Elif ne yapıyor böyle, önümde kıvrılıyor. Sanki beni baştan çıkarmaya çalışıyor,” diye düşündü Selim içinden.

Ama Elif’in niyeti gösteriyi bitirmek değildi. Çamaşırları astıktan sonra yanına oturdu. Selim’in kanı başına sıçradı, şakakları zonkluyordu.

“Ne oldu amca Selim, bugün hava çok mu sıcak?” dedi, biraz daha yaklaştı.

“Evet, Elif, evet, sıcak, kavurucu bir hava,” diyerek birden terleyen alnını sildi.

“Evet, görüyorum işte, iyice yanmışsın,” diye gülümsedi.

“Ben zaten esmerim, güneşte yanmadım,” diye gururlu ama ölçülü bir cevap verdi.

Sonra gözlerini kaldırdı ve güneşten kısarak ona baktı. Kollarını göğsünde kavuşturdu, konuşmanın bittiğini belli etmek istiyordu. Elif daha çocuktu, hem de arkadaşının kızı. Tam o sırada Mehmet ayranla geldi.

“Kâmil, gel ayran iç, hava çok sıcak,” diye seslendi. “Biraz dinlen. Bugün akşama bitiririz, iyi ki sabah erkenden başladık taşları döşemeye.”

Elif kalkıp eve gitti, Selim onu göz ucuyla izledi. İçinde neler olduğunu kimse bilmiyordu.

Selim otuz dört yaşındaydı ama hâlâ evlenmemişti. Yakışıklı, düzgün, esmer, ela gözlü, güçlü elleri olan bir adamdı. Köyde birçok kız ona âşıktı ama o hiçbirini “doğru kişi” olarak görmemişti.

Güneş batmaya yakın, gökyüzü pembe bir ışıkla dolmuşken Selim, Mehmet’in bahçeye yaptığı duştan çıktı. Kuş seslerini dinlemeyi ve sessizliğin tadını çıkarmayı seviyordu. Kâmil ve Mehmet verandada oturuyordu, Aysel sofrayı hazırlıyordu, işçileri doyurmalıydı.

Selim sadece şortla duştan çıkmıştı ki birden karşısında Elif’i gördü ve donup kaldı.

“Beni takip mi ediyorsun?” diye sertçe sordu.

“Senin burada olduğunu bilmiyordum,” diye omuz silkti kız.

“Elif, sen daha küçüksün, benimle oyun oynamayı bırak. Henüz bu işler için erken.”

“Neye erkenmişim?” diye sordu, ellerini beline koyup meydan okuyan bir bakış attı. Göğsü hızla inip kalkıyordu.

“Elif, sen galiba güneş çarpmışsın, dedim ya, daha çocuksun…”

Ama o inatçı bir kızdı, pes etmeye niyeti yoktu.

“Belki de seninle evlenmek istiyorum.”

Selim şaşkınlık içinde etrafına baktı.

“Evlenmek mi? Sen daha reşit değilsin, çekil şuradan!”

Akşam yemeğine kalmadı, evde işi olduğunu söyleyerek gitti. Mehmet arkadaşının telaşlı gidişine şaşırdı. Elif de eve girdi.

Eylülde şehirde okuyacaktı.
Evde Selim’i düşündü. Ona uzun zamandır âşıktı ve sonunda onun da kendisine bakmasını bekliyordu. On sekizine gelene kadar bekleyecekti. Ama şimdi ilçedeki bir meslek okuluna kaydolmuştu ve Eylül’de okula gidecek, hafta sonları ve tatillerde eve dönecekti.

Bu arada Selim de yaşının ilerlediğini, hâlâ evlenmediğini ve artık çocuk sahibi olması gerektiğini düşünüyordu. O gece uyuyamadı, gözünün önünden Elif gitmiyordu. Güzel ve küstah, kalbine bir kıymık gibi saplanmıştı.

Zaman geçti. Selim Elif’e olan aşkıyla yanıp tutuşuyordu ama onun henüz ulaşılmaz olduğunu biliyordu. Okuldaydı ve hâlâ küçüktü. Bu düşüncelerden kaçmak için Vildan’la bir ilişkiye başladı. Vildan Selim’e deli divane olmuştu ve fırsat kolluyordu. Yirmi dokuz yaşındaydı ve son fırsatı kaçırdığını düşünüyordu. Selim ona ilgi gösterdiğinde bunu kader sanmıştı.

“Selimciğim, seni çok seviyorum,” diye fısıldardı köyün dışında gezerken, bazen de nehir kenarında.

Vild

Rate article
Lifequest
Kumdan Örülü Duvar