Yürekten Bir Konuşma
Yine bir yılbaşı yaklaşıyordu. Şehir hareketliydi, alışveriş merkezleri ışıl ışıl, insanlar telaş içinde hediyelik peşinde koşuyordu. Her yerde aynı bayram şarkısı çalıyordu, artık herkesin ezberlediği o şarkı.
Ama Elif’in içi hiç ısınmıyordu. Bu yıl, annesi Ayşe ile birlikte babaları Serhat’ın yokluğuna alışmaya çalışmışlardı. Elif artık anne babasıyla yaşamıyordu, kendisi de evliydi ve on yaşında bir oğlu vardı: Emre.
Bir yıl önce, tam yılbaşı arifesinde, babasını kaybetmişti. O kadar kötü hissetmişti ki, annesinin daha da çok acı çektiğini hemen fark edememişti.
Serhat Bey, sevgi dolu, şefkatli bir eş ve babaydı. Üniversitede ekonomi dersleri verirdi, öğrencilerine hep sıcak davranırdı.
“Hepsi benim evladım,” derdi, “onlara asla kızmam. Onlar da bana aynı şekilde karşılık verir. Yıllardır tek bir öğrenciyle bile sorun yaşamadım. Sorular olur, birlikte çözeriz, hem onlar memnun kalır hem ben.”
“Haklısın baba, herkes seni saygıyla anıyor,” diye onaylardı kızı.
Serhat Bey eski filmleri sever, kahkahalarıyla herkesi neşelendirirdi. Elif küçükken onunla parklarda gezintiye çıkmayı severdi. Bazen ailece sinemaya gider, parkta yürüyüş yapar, tatillerini hep üçü birlikte geçirirlerdi.
Elif, babasının annesine ne kadar özen gösterdiğini gördüğü için kendisi de ona benzeyen bir eş bulmaya çalışmıştı. Ve bunu başarmıştı, eşi Erhan ile mutlu bir evlilikleri vardı. Düğünden sonra ailelerinin hediye ettiği evlerine yerleşmişlerdi.
Her şey iyi gidiyordu. Ta ki üç yıl önce Serhat Bey’e kanser teşhisi konulana kadar. Ayşe Hanım ve kızı şoktaydı, ama o onları rahatlatmaya çalışırdı.
“Üzülmeyin, benim güzel kızlarım,” diye şaka yapardı, “beni kolay kolay gönderemezsiniz.” Ama gözlerindeki ışık sönmüştü.
Ve bir yıl önce, o gün geldi.
Artık Yok
“Hayatım boyunca unutamayacağım,” diye düşünürdü Elif, “tabutun üzerine düşen buzlu toprağın sesini, annemin hıçkırıklarını, mevlitteki tabakların hüzünlü şıngırtısını…”
Şimdi sürekli annesi için endişeleniyordu. Törenden sonra boş eve döndüklerinde, Ayşe Hanım üstünü bile çıkarmadan doğruca oturma odasına gitmiş, kocasının her zaman oturduğu koltuğa yavaşça çökmüştü. Sessizce oturuyor, bir noktaya bakıyordu. Elif de ne diyeceğini bilemiyordu, o da bu acıya yenik düşmüştü.
“Yapamam,” dedi annesi.
Elif yanına çöktü, onun buz gibi ellerini avuçlarına aldı.
“Ne yapamazsın, anne?”
Ayşe Hanım kızına şaşkın şaşkın baktı, sanki soruyu anlamamış gibi. Sonra yavaşça, “Onsuz yaşayamam,” dedi.
İşte o an Elif, ne kadar acı çekerse çeksin, annesinin durumunun daha kötü olduğunu anladı.
Zaman Geçiyor
O günden beri tam bir yıl geçmişti. Ayşe Hanım ve kızı, Serhat Bey’siz yaşamaya alışmaya çalışıyorlardı. Elif, babasının telefonlardaki sesini duyamamaya yavaş yavaş alışıyordu, ama özlüyordu. Eskiden anne babasını ziyarete gittiğinde, babasını hep televizyon karşısındaki eski koltuğunda, tanıdık beyaz saçlı başıyla görürdü. Artık o yoktu. Şimdi alışmaya çalışıyordu, içinde sadece derin bir acı kalmıştı. Bu acının geçmesini bekliyordu, ama bir de annesi için korkuyordu.
“Allah’ım, lütfen annem dayansın,” diye düşünüyordu geceleri uyandığında. Hemen telefonunu alır, annesini arardı. Tabii gece değil, sabah, öğle ya da akşam… Onun için çıldıracak gibiydi.
“Elif, kendini bu kadar hırpalama,” derdi kocası Erhan. “Kendine bir bak, gözlerinin ışığı sönmüş, erimişsin. Annenle her şey düzelecek. Daha çok zaman geçmedi ama inan bana, iyi olacaksınız.”
“Haklısın Erhan. Ama annemi her gördüğümde içim sızlıyor. Tanınmaz hale geldi, hep sessiz, hep dalgın. Acaba ne düşünüyor sürekli? Onu bize çağırmalıyım.”
Elif telefonunu aldı, annesini aradı. Ayşe Hanım sessiz bir sesle cevap verdi.
“Evet, kızım…”
“Anneciğim, bize gel. Bugün cumartesi, seninle ve Emre’yle parka gidelim. Niye hep evde oturuyorsun?”
“Hayır kızım, teşekkürler. Evden çıkmak istemiyorum, hele başka yere hiç. Üstelik yalnız değilim, hep babanla birlikteyim.”
“İşte bu yüzden! Anne, seni bu düşüncelerden uzaklaştırmak istiyorum. Lütfen gel,” diye ısrar etti Elif, ama annesi reddetti.
Telefonu kapattıktan sonra Erhan’a baktı.
“Onu bu evden nasıl çıkaracağız? Ben yanına gittiğimde mutlu oluyor, ama dışarı çıkmak istemiyor, evde konuşmayı tercih ediyor.”
“Sabır, Elif, sabır. Zaman geçsin biraz.”
Korku
Bugün, Serhat Bey’in vefatının tam bir yıldönümüydü. Bir gün sonra yeni yıl başlayacaktı. Hayat devam edecekti. Elif sabah annesini aradı, ama cevap vermedi. Bir daha, bir daha… Çaldı, ama Ayşe Hanım açmıyordu. Elif’in içine korku düştü. Normalde böyle olmazdı, annesi hemen cevap verirdi.
Araba anahtarlarını kapıp evden fırladı. Apartmana koşarken kalbi yerinden çıkacak gibi atıyorduElif merdivenleri hızla inerken, bir an duraksadı ve içinden “Anneciğim, lütfen iyi ol,” diye dua etti.




