Bugün, bu yaşlılar evinde yanımdaki odada kalan komşumun anlattığı hikayeyi yazıyorum. Beni buraya çocuklarım bıraktı, şimdi sadece hikayeler dinleyip anlatıyorum. Bu da Leyla, kocası Murat ve onun nasıl kendini geri kazandığıyla ilgili. Dinleyin, çünkü bu sıradan bir hikaye değil.
Leyla bir gün tabletini karıştırırken turkuaz bir okyanus ve kar gibi beyaz kumların fotoğrafını gördü.
“Murat, bak ne güzel!” dedi. “Otelin yorumları mükemmel, hayal et, uyanıyorsun ve…”
Murat telefonuna dalmıştı, zar zor baktı.
“Leyla, her şeyi ben ayarladım,” diye mırıldandı.
Şaşırdı. Daha yeni tatil planları yapmışlardı, bütçe hesaplıyorlardı. Leyla her kuruşunu biriktirmiş, kahvesinden bile vazgeçmişti beraber deniz tatili yapabilmek için.
“Ne ayarladın?” diye gülümsedi. “Daha iyi bir yer mi buldun?”
“Maldivler’e gidiyorum. Tek başıma,” dedi, gözlerini bile kaldırmadan.
Leyla’nın nefesi kesildi. Boynuna yapışkan, iğrenç bir soğuk yayıldı.
“Tek başına mı?” sesi titredi. “Beraber karar vermiştik… Ben biriktiriyordum…”
Murat sonunda baktı – buz gibi gözlerinde hiçbir sıcaklık yoktu.
“Leyla, sahneleri bırak,” dedi, dudakları bükülerek. “Kendine bir bak.”
Leyla sanki yumruk yemiş gibi büzüldü. Şişman değildi, kadınsı ve yumuşaktı. Haftada üç gün spor yapar, yediklerine dikkat ederdi ama Murat’ın takip ettiği modeller gibi kendini açlığa mahkum etmezdi.
“Neyim var benim?” diye fısıldadı, cevabı bildiği halde.
Murat ilk kez eleştirmiyordu – karnı “düz değil”, kalçaları “geniş”, neşesi “çocuksu” diye hep aşağılardı. Murat, keyifle gülümsedi.
“Tatile tek başıma gidiyorum,” dedi. “Senin kilo vermen lazım, kumsalda gezip tozman değil. Yanımda şişko biri istemiyorum. İnsan içinde rezil olurum.”
Kelimeler tokat gibiydi. Leyla sustu, o yabancı yüze baktı. On yıllık evlilikleri bir anda çökmüştü. Gözyaşı yoktu, sadece boşluk. Aklında biriktirdikleri, hayalini kurduğu ortak tatil vardı.
“Anladım,” dedi, sanki başkasının sesi çıkmıştı.
Murat memnun, tekrar telefonuna daldı. Kazandığını sanıyordu. Leyla pencereye yürüdü. Aşağıda şehir uğulduyordu – arabalar, insanlar, hayat. Birden özgür hissetti. Telefonunu çıkardı, Murat’ın bilmediği bir hesaba baktı. Murat’ın Maldivler tatilinden iki kat fazla para vardı. Arkadaşlarına yazdı: “Kızlar, haftaya Zanzibar’a kim geliyor?” Cevaplar yıldız yağmuru gibi döküldü.
İki gün boyunca Murat Leyla’yı neredeyse fark etmedi. Mayolarını seçti, arkadaşlarına hava attı, fotoğraflara yazılar yazdı. Leyla’nın annesine gittiğini, ağladığını, yakında özür dilemek için geleceğini düşündü. Arama bile yapmadı. Leyla ise eşyalarını topluyor, biletlerini alıyordu. Murat valizini hazırlarken sinirlendi – gömlek yanlış yerde, tişörtler düzgün katlanmamıştı. Leyla’nın her şeyi nasıl düzenli yaptığını hatırladı ama düşüncesini kovdu.
Havalimanında sosyal medyayı açtı – gözlerine inanamadı. Leyla fotoğrafta mutluydu, arkadaşlarıyla, hafif bir elbise içinde, okyanus ve palmiyelerin önünde. Konum: Zanzibar. Önce şaka sandı. Ama hayır, Ayşe kadehini kaldırıyor, Deniz şakalaşıyor, Leyla ise yıllardır görmediği kadar gülüyordu.
Öfke bastırdı. Nasıl cüret edebilirdi? Bu parayı nereden bulmuştu? Ortak hesaplarına baktı – dokunulmamıştı. Kendi parası mı vardı? Sırrı mı? Bu, güneş yanığından beter yaktı.
“Hain!” diye tısladı, insanlar döndü. Bütün uçuş boyunca ona mesaj attı – önce öfkeyle, sonra açıklama talep etti. Cevap yoktu.
Leyla ise ciğerlerine kadar nefes alıyordu. Okyanus, meyveler, arkadaşlarıyla kahkahalar – Murat’ı havalimanında engellemişti bile. Üçüncü gün arkadaşları onu dalışa ikna etti. Leyla korkuyordu ama sertifikalı dalgıç Emre – uzun boylu, sıcak gözlü – onu sakinleştirdi.
“Korkma, yanındayım,” dedi.
Suyun altında Leyla her şeyi unuttu, balıklar büyüledi onu. Çıktığında başka biriydi.
“Korkmadığında gülüşün var,” dedi Emre. “Daha sık gülmelisin.”
Akşam kafede ona okyanusu anlattı, onu dinledi. Kilo sormadı, onu sordu. Murat ise bungalovda telefonu fırlattı – kartı bloke olmuştu. Banka, Leyla’nın onayı gerektiğini söyledi. Okyanus artık mutlu etmiyordu. Kendi kurduğu tuzağa düşmüştü.
Eve ekonomi sınıfında döndü, babasından para dilenerek, nasihatlerini dinleyerek. Eve varınca Leyla’ya bağırıp çağıracağını, onun da yalvaracağını düşünüyordu. Ama evde her şey düzenliydi, limon kokuyordu, valizleri hazırdı. Leyla çıktı – bronzlaşmış, sakindi.
“Ah, sen misin?” dedi, sanki ekmek almaya çıkmıştı. “Her şeyi topladım. Taksi çağır.”
“Bu ne?” diye bağırdı Murat.
“Kendime yaşamayı öğrendim,” dedi. “Boşanma dilekçesini online verdim. İşte avukatın kartı.”
Almadı.
“Bu ev benim!” diye bağırdı.
“Tabii,” diye onayladı Leyla. “Ben başka bir ev buldum. Arkadaşlarım




