Hak Edenin Hakkını Ver

Her Şey Hak Edileni Bulur

Düşünmeden atılan adımların bir sonucu olduğunu anlamak bazen zaman alır. Hayat bize sabrı, sadakati ve dayanıklılığı öğretmek için sınavlar gönderir.

Kapıyı hızla çarparak evden fırlayan Emre, yumruklarını sıkmış, dişlerini gıcırdatıyordu. Hem kendine hem de eşi Leyla’ya öfke doluydu içi.

“Sağlam, genç bir adamım ama karıma karşı koyamıyorum. Onu seviyorum, her şeyi yaparım onun için. Nerede hata yapıyorum anlamıyorum,” diye düşündü üzgün bir şekilde.

Leyla’nın sürekli memnuniyetsizliğini anlamıyordu. Alaycı bakışları, soğuk tavırları ve konuşurken attığı küçümseyici sözler Emre’yi incitiyordu. Bu tavırlar, beş yıllık evliliklerini ve üç yaşındaki oğulları Ali’yi bile göz ardı ediyordu.

Daha birkaç ay önce işten koşarak çıkıp Leyla’ya kırmızı güller ve bir hediye alırdı. Bugün evliliklerinin beşinci yıldönümüydü. Emre, eşinin yüzündeki tebessümü görmek için heyecanlanmıştı. Belki pahalı bir hediye değildi ama emek vermişti.

Leyla’ya büyük bir gül demeti ve altın bir kolye uzattığında, teşekkür bekliyordu. Neşeyle odaya girdi, çiçekleri ve mavi kutuyu uzattı. Leyla çiçekleri kenara fırlattı, kutuyu açtığındaysa yüzündeki ifade, içindeki mücevheri değersiz bir takıymış gibi gösteriyordu.

“Bundan başka bir şey bulamadın mı?” diye alay etti Leyla, teşekkür etmek yerine. “Gerçek bir erkekle evlendiğimi sanıyordum, ama senin kadar beceriksiz biri çıktın karşıma. Elmas bir yüzük alamaz mıydın? Beş yılımı sana verdim, bunu hak etmiyor muyum? Yanlış kişiyle evlenmişim, ucuz hediyeler veren bir hayal kırıklığıyla kalmışım.”

Kutuyu çiçeklerin yanına fırlattı. Emre’nin yüzündeki ifadeyi görünce, cevap bile beklemeden devam etti:

“Erkek sanıyordum seni, ama bir hiçmişsin. Düzgün para bile kazanamıyorsun.”

Emre kendini zor tuttu. Leyla’yı seviyordu, ona oğlunu vermişti. Bu yüzden evden fırladı. Leyla’nın haksız ve aşağılayıcı sözleri her gün artıyordu. Emre sabretti, bazen şakayla geçiştirmeye çalıştı. Ama her seferinde eşinin biraz daha uzaklaştığını hissediyordu.

“Leyla’yı mutlu etmek için daha ne yapmalıyım?” diye düşünüyordu. “Buzlarını eritmek, öfkelenmesini engellemek için ne gerekiyor?”

Leyla bağırmaya başladığında Ali’nin ağladığını fark ediyordu. Çocuk, anne babasının kavga ettiğini anlıyordu. Leyla’ya bunu anlatmaya çalıştığındaysa umursamıyordu.

O gün de durumu düzeltmek için hediye almıştı, ama yine aynı şey oldu. Leyla’nın burç sembolü olan kolyeye sevineceğini sanmıştı. Ama Leyla, onu incitmek için elinden geleni yapmıştı. Her zamanki gibi.

Emre, nereye gittiğini bile bilmeden yürüdü. Bir kafe görüp içeri girdi. Barda oturdu, sert bir şeyler ısmarladı. İlk yudumu almadan önce kendi kendine, “İyi ki doğdun Emre, evlilik yıldönümün kutlu olsun,” dedi. Sonra birkaç kadeh daha içti.

Normalde içki içmezdi, kontrolünü kaybetmekten hoşlanmazdı. Ama o gece sarhoş oldu. Şimdi nereye gideceğini bilmiyordu, ama eve gitmeyeceği kesindi.

“Merhaba,” dedi arkasından bir kadın sesi. “Birlikte içelim mi?”

Sarhoştu ama karşısındaki yabancı kadının gözlerindeki yaşları fark etti.

“Olur… Görüyorum ki senin de kötü bir günün olmuş,” diye mırıldandı.

Sabah erkenden uyandığında başı zonkluyor, susuzluktan ölüyordu. Etrafına baktı, tanımadığı bir evde, yabancı bir yatakta ve yanında tanımadığı bir kadın vardı. Dün gece kafede bir kızla tanıştığını hatırladı. Hayatında ilk kez eşini aldattığını fark etti, midesi bulandı. Sessizce giyinip evden çıktı.

Apartmandan çıkınca sokağın adını okudu, evin numarasını hatırlıyordu.

“Evime uzak değil,” diye düşündü. “Vay halime, karımı aldattım. Leyla beni asla affetmez. Belki elmas bir yüzük alırsam affeder?”

Eve geldiğinde büyük bir kavga patlak verdi. Leyla çılgına dönmüştü, nerede kaldığını açıklamasını istiyordu.

“Arkadaşla içtik, kavgamız yüzünden. Onun evinde kaldım. Sarhoş halde nereye gidebilirdim?” diye yalan söyledi. Leyla inanmış gibi görünüyordu.

Sonraki günler sessiz geçti. Leyla eskisi gibi gülüyor, şakalaşıyordu. Belki de hatalı olduğunu anlamıştı. Emre mutluydu, eşi onu seviyordu. Ama o geceyi düşündükçe vicdanı sızladı.

Leyla’nın tüm hakaretlerini unutmuştu, elmas yüzük almaya karar verdi. Parası yetmedi, annesinden borç istedi. Annesi biraz söylendi, “Şımarık karına yine bir şey mi alacaksın?” diye, ama parayı verdi.

Leyla’nın izin günüydü. Emre, patronundan izin koparıp kuyumcuya gitti. Cebinde elmas yüzük vardı. Beyaz güller alıp eve koştu.

“Leyla çok sevinecek. Ali’yi dün anneme bıraktık, harika bir gün geçireceğiz,” diye düşündü.

Anahtarla kapıyı açtı, içeriden konuşma sesleri geliyordu. Odada mumlar yanıyor, masada şarap vardı. Leyla açık giyinmiş, elinde şarap kadehiyle gülüyordu. Karşısında rahatça oturmuş, tan

Rate article
Lifequest
Hak Edenin Hakkını Ver