Yol Arkadaşı: Yolculuğunuzu Paylaşacak Birini Arayanlar İçin

Trenin hareketi anons edilmişti ve Mehmet perona çıktı. Bir haftalık iş gezisinden sonra eve dönüyordu. Yataklı vagona girdiğinde alt koltuk yerini buldu. Eşyalarını yerleştirirken, ağır adımlarla vagon boyunca yürüyen birini duydu. Döndüğünde, tekerlekli bir çantayla, daha çok sırt çantasını andıran, sonbaharlık bir pardösü ve renkli bir başörtüsü takmış yaşlı bir kadın karşısında duruyor, nefesini toplamaya çalışıyordu.

“Tamam,” diye düşündü Mehmet, “Bu teyze benim komşum olacak, şimdi alt yatağı isteyecek.”

“Bak oğlum, sanırım benimki alt koltuk,” diye nefesi yetişmişçesine konuştu yaşlı yolcu.

Gerçekten de alt koltuk onundu. Kadın eşyalarını yerleştirmeye başladı. Mehmet, komşusunun yetmiş yaşlarında olduğunu fark etti. “Vay canına,” diye geçirdi içinden, “Bu yaşta bile yolculuk ediyorlar, evinde otursa ne olur?”

Kadın sonunda yatağına oturdu, kırışık ellerini dizlerinin üstüne koydu. Vagona yolcular giriyordu ama üst yataklar boştu. Mehmet, yaşlı yolcuyla, konuşacak bir şey bulamadan seyahat etmek zorunda kalacağını kabullenmişti.

Tren hareket etti. Kısa sürede kondüktör geldi, çarşafları getirdi. Kadın hemen yatağını hazırlamaya koyuldu, özenle serip düzeltti. Sonra tekrar oturdu ve ilk o konuştu:

“Alışık değilim böyle yataklara, evimde yumuşacık yatağım var, burda kemiklerim ağrıyacak. Gençliğimden beri yolculuk etmedim, bir daha da edemem diye düşünüyordum.”

Mehmet başını salladı, sessiz kaldı.

“Benim adım Fatma Hanım. Sizinki ne?”

“Mehmet.”

“Babanızın adı?”

“Ahmet oğlu. Ama Mehmet diyebilirsiniz.”

“Tabii, gençsin daha, isminle hitap ederim. Misafirliğe mi gidiyorsun?”

“Niye misafirliğe?” diye şaşırdı Mehmet. “İş gezisinden eve dönüyorum.”

“Öyle mi! Eve dönmek güzel. Ben ise yaşlılığımda evimden çıktım.” Kadın aniden sustu, camdan dışarı bakmaya başladı. Mehmet, ağlamasa da gözlerinde yaşlar belirdiğini fark etti. Birden bu yaşlı kadına karşı soğuk davrandığı için utandı.

“Siz de eve mi gidiyorsunuz, yoksa evden mi çıkıyorsunuz?” diye buzları kırmak için sordu Mehmet.

“Evden çıkıyorum oğlum, evden… Yol sadece bir gün sürüyor ama yaşlılıkta hiç rahat değil.”

“Kime gidiyorsunuz?”

“Kızıma gidiyorum,” dedi Fatma Hanım, cebinden bir mendil çıkarıp gözlerini sildi.

“Sevinmeniz gerekirken ağlıyorsunuz.”

“Seviniyorum işte, beş yıldır kızımı görmedim, bir daha göremeyeceğimi düşünmüştüm.”

“Kayıp mı oldunuz?”

“Kayıp değil oğlum, kendi isteğimizle ayrı düştük. Gençliğimizde inatçılığımız rahat durmadı, gururumuz barış içinde yaşamayı engelledi, bu yüzden bu kadar yıl görüşmedik. Kızım büyüdüğünde anlaşamaz olduk. Babasız büyüttüm onu, kavgalarımız hiç eksik olmadı. Bana inat ilk evliliğini yaptı, mutlu olamadı. Ben de ona destek olacağım yerde hep eleştirdim, ömür boyu tartıştık durduk. Torunumu bile bana karşı kışkırttı, hep ters davrandı. Beş yıl önce evini sattı, gitti, nereye gittiğini söylemedi. Polise bile gittim, soruşturdum, çünkü torunumla beraberdi.”

Sonra bir mektup geldi, her şeyin yolunda olduğunu, tekrar evlendiğini yazmıştı ama aramamamı, asla gelmememi istemişti. Bu yük altında yaşadım yıllarca. Zamanla benim de hatalarım olduğunu anladım. Dinlemedi belki, ama o benim öz evladımdı.

Bir yıl önce kızımdan mektup geldi. Nerede olduğunu yazmış, kocasından çoktan ayrıldığını, artık büyükanne olduğunu ve sağlığımı soruyordu. Bütün gece ağladım, sonra ona yazdım: “Onlarsız yaşayamıyorum.” Telefonlaştık, konuştuk, ikimizin de hatalı olduğunu anladık.

Torunumun bir bebeği olmuş, demek ki benim de bir torunum var. Kızım ona yardım ediyor, kendisi gelemeyeceği için beni çağırdı. Ben de kalktım, kızımı görmeye gidiyorum. Kim bilir daha ne kadar ömrüm kaldı, sağlığım yerinde değil, tansiyonum da hiç iyi değil… Görmek istedim işte.

Mehmet sessiz kaldı, bu yabancının hikâyesi yüreğine işlemişti. Kendi annesini düşündü, onu ne kadar nadir ziyaret ettiğini. Annesi köyde yaşıyordu, ablası da oradaydı. Hep ablasının annesine baktığını düşünmüştü. Ama şimdi bu kadının anlattıklarından sonra içi burkuldu, bir sıkıntı çöktü üzerine… O bir evlattı, annesi onu özlüyordu, daha sık görmek istiyordu.

Mehmet yol boyunca Fatma Hanım’la konuştu, zaman su gibi akıp geçti. Trenden inerken ona yardım etti, bir yandan da telaşlı bakışlarla onlara yaklaşan zarif bir kadın fark etti. Mehmet kenara çekildi. İki kadın göz göze geldi, sarıldılar ve uzun süre birbirlerinden ayrılamadılar. İkisi de ağlıyordu. Bu buluşma o kadar dokunaklıydı ki Mehmet, artık her şeyin yoluna gireceğinden emindi.

Kenara çekildi, sigara içmek istedi. Bir şekilde içi içine sığmıyordu. Telefonunu çıkardı ve annesini aradı. Nedense sadece şunu söylemek istiyordu: “Anne, geldim. Hafta sonu beni bekle, seni ziyarete geleceğim.”

Bazen bir tesadüf,

Rate article
Lifequest
Yol Arkadaşı: Yolculuğunuzu Paylaşacak Birini Arayanlar İçin