Her Gün Huzurevinden Oğluma Mektup Yazdım – O Hiç Yanıt Vermedi, Ta ki Bir Yabancı Çıkıp Beni Eve Getirene Kadar…

Her gün oğluma huzurevinden mektuplar yazıyordum—hiç cevap vermedi, ta ki bir yabancı çıkagelip beni eve götürene kadar…

Oğlum beni yaşlılar evine taşınmaya ikna etmişti ve her gün ona ne kadar özlediğimi anlatan mesajlar yolluyordum. Onları görmezden geldi, ta ki beklenmedik bir yabancı sebebini açıklayıp beni eve götürmeyi teklif edene dek.

Seksen bir yaşıma geldiğimde osteoporoz teşhisi kondu, bu yüzden hareket etmek zorlaşmıştı. Oğlum Emre ve gelini Ayşe, beni bir huzurevine yerleştirmeye karar verdi, çünkü hastalığım onların bakımını zorlaştırıyordu.
“Seninle gün boyu ilgilenemeyiz, anne,” dedi Emre. “Çalışmamız gerekiyor, biz profesyonel bakıcı değiliz.”

Neden bana karşı böyle değiştiğini anlayamıyordum. Hep sessiz kalmaya, kimseye yük olmamaya çalışmıştım. Odamdan çıkarken bile yürüteç kullanıyordum ki kimseyi rahatsız etmeyeyim.
“Yemin ederim, uslu uslu oturacağım. Lütfen beni bu yurda gönderme. Baban bu evi benim için yaptırdı, son nefesime kadar burada yaşamak istiyorum,” diye yalvardım.

Emre elinin tersiyle savurdu, ölen kocam Tahsin’in yaptırdığı evin “tek başıma kalmak için çok büyük” olduğunu söyledi.
“Anne, bırak Ayşe’yle buraya taşınalım! Düşünsene, ne kadar boş alan var—spor salonu, ofisler yapabiliriz. Burayı baştan düzenleyebiliriz,” diye ısrar etti.

O an anladım: beni huzurevine göndermesinin sebebi özen değil, evime sahip olma arzusuydu. Bu, yüreğimi paramparça etti. “Nerede hata yaptım?” diye sordum kendime o gece. İyi bir insan yetiştirdiğimi sanıyordum, ama yanılmışım.

Başka seçeneğim olmadığı için, yakındaki bir huzurevine taşındım. Orada bana sürekli bakacaklarını söylemişlerdi.
“Endişelenme anne, mümkün olduğunca sık ziyaret edeceğiz,” diye söz verdiler.

Safça, ziyaret ederlerse o kadar kötü olmayacağını düşündüm. Ama bunun, vicdanlarını rahatlatmak için söylenmiş bir yalan olduğunu bilmiyordum.

Huzurevindeki günler bitmek bilmiyordu. Personel kibar, komşular iyi niyetliydi, ama yine de yabancıların arasında değil, ailemin yanında olmayı özlüyordum. Telefonum veya tabletim olmadığı için her gün Emre’ye mektup yazıyor, onların sağlığını soruyor, gelmelerini rica ediyordum. Cevap yoktu. Hiç gelmediler.

İki yıl geçti ve yakınlarımdan biriyle görüşeceğime dair umudumu kaybettim. “Lütfen beni eve götür,” diye dua ediyordum, ama sonunda kabullenmeye çalışıyordum.

Bir gün hemşire, resepsiyonda beni bekleyen kırk yaşlarında bir adam olduğunu söyledi. “Acaba Emre mi?” diye düşünerek yürütecemi kavradım. Ama oğlum yerine yıllardır görmediğim birini gördüm.
“Anne!” diye bağırdı, beni kucaklarken.

“Levent? Sen misin, Levent?” diye şaşırdım.
“Benim, anne. Nasılsın? Özür dilerim, seni bulmam bu kadar uzun sürdü. Avrupa’dan doğruca evine geldim,” dedi.

“Evime mi? Emre ve Ayşe orada mıydı? İki yıl önce beni buraya bıraktılar, o günden beri onlardan haber alamadım,” dedim.

Levent derin bir nefes aldı ve oturmamı rica etti. Kanepenin üzerine oturduk ve anlatmaya başladı.
“Anne, üzgünüm ama bunu benden duyacaksın. Sanıyordum ki biliyorsun,” dedi. “Geçen yıl Emre ve Ayşe evde çıkan yangında hayatlarını kaybettiler. Bunu ancak eve gelip boş evi görünce öğrendim. Posta kutusunda okunmamış bütün mektupların vardı.”

Söylediklerine inanamadım. Oğluma kırgın olsam da onun ölüm haberi yüreğimi dağladı. Bütün gün hem onun hem Ayşe’nin ardından ağladım. Levent sessizce yanımda durdu, sakinleşene kadar bekledi.

O, yıllar önce koruma

Rate article
Lifequest
Her Gün Huzurevinden Oğluma Mektup Yazdım – O Hiç Yanıt Vermedi, Ta ki Bir Yabancı Çıkıp Beni Eve Getirene Kadar…