Erkeğin çürümesi, kadının ona bağımlı olmaya başlamasıyla aynı anda gözükür. Artık ona sahte bir umut gibi davranmaz; kendini kadının tek şansı olarak görür ve zaten kadının nereye gideceğini bildiği için “hiçbir yere gitmeyecek” düşüncesiyle hareket eder. Neden şefkatli olsun, eğer kadın yine de kalacaksa? Neden saygı duysun, eğer kadın zaten bir tuzağa düşmüşse? İşte o anda gerçek yüzünü gösterir: görmezden gelme, soğukluk, küçümseme; “Bu senin hayalin” diyerek değersizleştirir. Bağımlı bir kadın üzerindeki hâkimiyet, en tatlı gençleri bile bozabilir.
Bu yüzden her zaman kendi paran, kendi “gidecek yeri” ve “yaşayacak nedeni” olmalı. Destek kaynağın onun değil, senin kendin olmalı. Sevgi besleyebilir, bir birlik kurabilir, yanında durabilirsin, ama ancak kendi ayakların üzerinde durabiliyorsan. Aksi takdirde bu aşk değil, korkudur ve korku sağlam bir temel oluşturmaz. Gerçek bir birlik, iki tam, kendi kendine yeten insan arasında mümkündür; bir erkeğin ve kendi köşesi, haritası ve parası olmayan bir kadının arasında değil. Çıkışın yoksa seçim yapmazsın, sadece hayatta kalırsın. Bir erkekle birlikte hayatta kalan bir kadın, aşkı değil, bir ihtiyacı yaşar.
Bonus
Komşum, hanımefendi Ayşe Yıldız, hayatı boyunca “erkek yanındaydı”. Güzel, nazik ve mütevazı biriydi; çocuklar doğunca işini bıraktı, çünkü “kocam doğru söylüyor” dedi. Tüm finansal kararlar kocasının elindeydi. Görünüşte rahat bir hayat sürüyordu: şık bir daire, yılda bir kez tatil, ama yeni bir elbise istediğinde okul çocuğu gibi para istiyordu.
Çocuklar büyüyüp evden ayrıldıktan sonra kocası soğuk bakışlar atmaya, sürekli homurdanmaya ve mesafeli davranmaya başladı. Bir gün tüm eşyalarını toplayıp genç bir kadına gitti ve Ayşe yalnız kaldı. İşsiz, birikimsiz ve özgüvensiz bir haldeydi.
İlk aylar en korkunç zamanlar olur; faturaları nasıl ödeyecek, neyle geçinecek, sonraki adım ne olacak diye düşünür. İşte o anda hayatını ilk kez kendi ellerine alır. Önce bir bakkalda, ardından bir muhasebe ofisinde çalışmaya başlar. Yeniden öğrenir, geceleri kuru paraları sayar, gündüzleri çocuklarına zor durumda olduğunu göstermemeye çalışır.
Birkaç yıl geçer. Bugün Ayşe Hanım’ın küçük bir işletmesi var; sipariş üzerine pasta yapıyor. Ve şöyle diyor: “Eğer o gitmeseydi, ne kadar güçlü olduğumu asla öğrenemezdim.”
Bu hikâye bana bir şeyi öğretti: Bağımlılık her zaman bir tuzak olur. Özgürlük—ne kadar zorlanmış olursa olsun—her zaman güce dönüşür. Çünkü kadın kendi ayakları üzerinde durabildiği zaman, aşkı seçebilir, hayatta kalmayı değil.




