Bugün günlüğüme bir hikâye yazmak istiyorum. Belki bir ders çıkarırım, belki de içimdeki acı hafifler.
“Baba… Aylin düğünümüze gelmemizi istemiyor… Köylü ailesinden utanıyormuş.”
“Nasıl yani, Hatice… Nasıl yani… Bu günü bekliyordum, kızımı görmek için. Şimdi bizi görmek istemiyor, bizden utanıyor…”
Telefon çaldı.
“Anne, Tahir benimle evlenmek istiyor. Hayal bile edemezsin, ne mutluyum! Onun ailesine katılacağım!”
Hatice, kızı için sevindi. Akıllı, güzel, biricik Aylinleri… Hep destek olmuşlardı ona. Okul bittikten sonra mankenlik okuluna gitmek istemişti, güzelliği buna uygundu.
Ama paraya ihtiyaç vardı. Babası öküzleri ve domuzları sattı, okul parasını denkleştirdi. Aylin köye nadiren geliyordu, şehir hayatı onu bir kasırga gibi sarmıştı. Artık kendi parasını kazanıyor, fotoğraf çekimlerine katılıyordu. Ailesi, kızlarının güvende olduğunu görüp rahatlıyordu.
Tahir, zengin bir ailenin tek oğluydu, babası ona hiçbir şeyi esirgemiyordu. Aylin, nişanlısını ailesiyle tanıştırmamıştı, onları şehre de çağırmamıştı. Hep meşguldüler, sık sık yurtdışına çıkıyorlardı.
Hatice, okulda temizlikçi olarak çalışıyor, iş yerinde kızının fotoğraflarını gururla gösteriyordu.
“Hatice, Aylin nişanlısını niye getirmiyor? Yoksa ailesinden mi utanıyor?”
“Ne münasebet, Neriman, Aylin bizi çok sever.”
“En son ne zaman geldi, hatırlamıyorum bile. Telefon ediyor mu hiç?”
“Geçen hafta aradı, evleniyormuş. Babasıyla düşünüyoruz, hediyeye ve kıyafetlere para yetiştireceğiz.”
***
“Aylin, nişanlınla ne zaman geleceksiniz? Baban kavurma yaptı, damatla bir yesin.”
“Anne, o içki içmez ki. Zamanımız yok, düğüne hazırlanıyoruz.”
“Düğün ne zaman, kızım? Biz de hazırlanalım, kıyafet alalım.”
“Anne, şey… Düğüne gelmeyin. Tahirin ailesi zengin, herkes orada olacak. Siz köylüsünüz. Üstünüzden hep çiftlik kokusu geliyor. Davranışlarınız da şehre uymaz. Ben ne hissedeceğim, düşünsene!”
“Tamam, kızım. Bizi görmeyeceksin.”
Hatice, kocasına nasıl söyleyeceğini bilemedi. O, bu günü bekliyordu. Kızını gelinlik içinde görmek, ona mutluluk dilemek istiyordu. Evin duvarları Aylinin fotoğraflarıyla doluydu, baba her birini tarihleriyle hatırlıyor, gururla bakıyordu.
“Kocam… Aylin düğüne gelmemizi istemiyor… Köylü ailesinden utanıyormuş.”
“Nasıl yani, Hatice… Nasıl yani… Ben bu günü bekliyordum. Kızım bizi görmek istemiyor, bizden utanıyor…”
Mehmetin yüzü bembeyaz oldu. Hatice bir bardak su ve kalp ilacı getirdi.
“Mehmet, üzülme… Gitmeyiz o zaman, ne olacak…”
Gece yarısı ambulans çağırmak zorunda kaldı, Mehmet çok üzülmüştü.
“Biliyor musun, Hatice? Yine de gideceğiz. Bizim de hakkımız var! Bakalım, bize nasıl engel olacak!”
Hatice gitmek istemiyordu ama kocasını durduramadı. Düğün tarihini ve yerini bulmak zor olmadı. Tahir ünlü biriydi, internetten bilgi edindiler. Hatice, iş yerinden birine araştırması için ricada bulundu.
Arkadaşından güzel bir elbise aldı, Mehmete takım elbise aldılar ve düğün günü şehre gittiler. Düğün başlamıştı, misafirler genç çifti tebrik ediyordu.
Hatice ve Mehmet, ellerinde bir buket çiçekle sessizce salona girdiler. Sunucu, “Kimler gençleri tebrik etmek ister?” diye sorunca, Mehmet yüksek sesle, “Biz isteriz!” dedi.
Sunucu onları çağırdı.
“Tahir ve Aylin, yuvanız kutlu olsun! Uzun ve mutlu bir ömür dileriz. Çocuklarınız köklerini unutmasın, anne babalarını hep saysın. Yiyin içmeyin!”
Mehmet çiçekleri gençlerin masasına bıraktı, Haticenin elini tuttu ve salondan çıktı.
Tahir, Ayline şaşkınlıkla baktı.
“Bunlar kim, Aylin?”
“Benim… akrabalarım.”
Tahir, Mehmetle Haticeyi kapıda yakaladı.
“Nereye gidiyorsunuz? Kalın, düğüne katılın! Aylin bana ailesinin öldüğünü, hiç kimsesi olmadığını söylemişti.”
“Öldü mü? Biz yaşıyoruz…”
“Siz Aylinin ailesi misiniz? Nasıl olur? Neden yalan söyledi?”
“Şehirli ailesine yakıştıramadı bizi, Tahir. Basit insanlarız, davranışlarımız uymaz diye yalan söyledi.”
“Özür dilerim… Bilmiyordum…”
“Tahir, sen iyi bir adamsın. Aylini üzme, mutlu olun.”
“Hayır, anneciğim. Mutlaka sizi ziyarete geleceğiz. Kalın, düğüne katılın!”
“Yok, gitmeliyiz. Kızımız bizi istemiyor, biz kendimiz geldik.”
Üç ay geçti. Aylin ne aradı ne de geldi.
Hatice bahçede çamaşır asıyordu. Bir taksi geldi, Aylin bir çantayla indi. Hatice çamaşır asmaya devam etti.
“Anne, merhaba. Geldim. Sevmedin mi?”
“Merhaba. Niye geldin?”
“Ne demek niye? Eve geldim işte.”
“Eve mi? Öyle mi?”
“Babam evde mi?”
“Baban mezarda.”
“Ne saçmalıyorsun, anne?”
“Şaka değil. Sen bizi çoktan öldürdün ama gerçekten iki ay önce gitti. Kızının ihanetine dayanamadı. Ve ben bunu asla affetmeyeceğim. Bana hem kocamı hem kızımı kaybettirdin. Defol git, burada yerin yok.”
Aylin içeri girdi. Sessizlik. Babasının




