“Anlamıyorsun, oğlumu rüyamda canlı gördüm!” diye haykırdı zavallı anne, ama kimse ona inanmadı: O da bir kürek alıp oğlunun mezarını çıkarmaya başladı.
Sadece bir ay önce bu kadın bambaşkaydı enerjik, güçlü, hayat dolu. Ama biricik oğlunu toprağa verdikten sonra, içinde bir şey yanmış gibiydi.
Her şey birkaç haftada değişti. Saçları neredeyse tamamen ağardı, elleri sürekli titriyordu, bakışları bomboştu. Yemek yemeyi bıraktı, komşularıyla konuşmuyordu, dışarı adımını atmıyordu. Zaman durmuş gibiydi ve her sabah yatıktan kalkmak daha da zorlaşıyordu.
Ama bir gece her şey değişti. Kadın oğlunu rüyasında gördü. Karşısında duruyordu beyazlar içinde değil, bir melek olarak değil, canlıydı. Sıradan kıyafetleri vardı, biraz şaşkın ve korku doluydu. Ellerini tuttu ve usulca fısıldadı:
“Anne, yaşıyorum. Yardım et bana.”
Ürpererek uyandı, kalbi deli gibi çarpıyordu. Bu sıradan bir rüya değildi. Sesindeki o ton, gözlerindeki o bakış içinde bir şey haykırıyordu: Oğlu yaşadığına emindi, bir yerlerdeydi ve onu çağırıyordu.
Belediyeye gitti, sonra polise, adli tıp uzmanlarına. Oğlunun mezarının açılmasını istedi rüyasını anlattı, yalvardı, yakardı. Ama kimse onu ciddiye almadı.
“Bu acının sesi,” dediler yetkililer, şefkatle. “Zamana ihtiyacın var, destek almalısın. Mezarları deşmek çözüm değil.”
Ama zaman iyileştirmedi. Aksine her gece oğlunun sesini duyuyordu. Her gece onu çağırıyordu.
Bir sabah, şafak sökmeden, bir kürek aldı. Aynı kürekle oğluyla bir zamanlar fidan dikmişti. Bir arkadaşına mesaj attı ve mezarlığa gitti.
Mezar düşündüğü kadar derin değildi. Toprak kolayca kazılıyordu. Yavaşça, soluk bir nefesle, beli ağrıyarak ama tuhaf bir güçle kazmaya devam etti.
Bir saat sonra tabutun kapağına ulaştı. Durdu, elini üzerine koydu sanki bir nefes sesi duymuş gibiydi.
Açtı. Ve gördüğü karşısında donup kaldı.
Tabut boştu.
Ne bir ceset, ne kıyafetler, ne de bir iz.
Önce aklını kaybettiğini sandı. Ama kısa süre sonra bir soruşturma başladı. Artık görmezden gelinemezdi. Polis devreye girdi. Kamera kayıtları, otopsi raporları, cenazedeki tanıkların ifadeleri incelendi.
Ve derine indikçe, işler daha da tuhaf hale geldi. Meğerse oğlunun cesedi hiç morga ulaşmamıştı.
Belgeler sahteydi. Hastane çalışanlarından biri ertesi gün istifa etmişti. Ve oğluna şehir dışındaki özel bir klinikte son kez rastlanmıştı.
Haftalar sonra korkunç gerçek ortaya çıktı: çocuk ölmemişti. Bir tiyatro oyununa kurban gitmişti.
Amaç: Hayat sigortından parayı almak ve onu “ortadan kaybetmek” bir ilaç firması ile işbirliği yapan kapalı bir psikiyatri kliniğinde deney yapılıyordu. Oğlu kaçırılmış ve herkes onun öldüğüne inandırılmıştı.
Kadın bir kahraman oldu. Yıkılmadı, annelik içgüdüsünün peşinden gitti. Onun sayesinde oğlu bulundu kötü durumda olsa da hayattaydı. Şimdi yeniden bir aradalar.
Sık sık şöyle diyor:
“Ben oğlumu gömmemiştim. Korkumu gömdüm. Ve gerçeği çıkardım.”
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



