“Gerçekten her gün anneme yemek yapacağımı mı düşünüyorsun?” diye çıkıştı kadın, sesi öfkeyle titriyordu.
“Bu ne kadar sürecek, ha?” Elif tahta kaşığı ocaktaki tencereye sertçe vurdu. “Beni annenin hizmetçisi mi tuttunuz? İki aydır tek bir gün dinlenmedim!” Parmakları kaşığı öyle sıkı tutmuştu ki eklemleri bembeyaz olmuştu. Sesi, yılların birikmiş öfkesiyle çınlıyordu.
Murat mutfak kapısında donup kalmıştı, adım atıp atmamakta tereddüt ediyordu. Karısı ocak başındaydı, üzerinde annesinin favorisi olan içli köfteler cızırdıyordu. Kızarmış et ve kavrulmuş soğan kokusu boğazını yakıyordubelki de yaklaşan tartışmanın ağırlığıydı bu.
“Elif, neden bu kadar tepki gösteriyorsun?” diye yumuşak bir sesle uzlaştırıcı bir tavırla konuştu. “Annem ev yemeğine alışkın. Hazır gıdaları sindiremiyor, bunu biliyorsun…”
“Biliyorum!” Elif kaşığı tezgâha sertçe bıraktı. “Her şeyi biliyorum! Tansiyonu, diyeti, dengeli beslenmesi… Ama neden her akşam burada bir hamster gibi dönüp duruyorum? Benim de bir işim var!”
Dışarıda ekim ayının son ışıkları sönüyordu. Mutfak penceresinin önündeki yaşlı elma ağacının dallarının gölgeleri duvarlarda dans ediyor, sessizce kavgalarına tanıklık ediyordu. Murat farkında olmadan duvardaki saate baktıannesinin akşam yürüyüşünden dönmesine az kalmıştı.
“Belki bir temizlikçi tutabiliriz?” diye önerdi, karısının yabancıları eve sokma fikrine karşı olduğunu bilerek.
Elif acı bir gülümsemeyle, “Tabii! Peki parayı nereden bulacağız? Kiradan mı kısacağız? Annenin ilaçlarına ne kadar harcadığımızın farkında mısın?”
Ocağa döndü, mutfak beziyle gözlerini gizlice sildi. Üç ay önce, Şükran Hanım küçük bir felç geçirip onlara taşındığında, Elif ısrarla kabul etmişti. Ama hayatlarının bu kadar altüst olacağını tahmin edememişti.
Kapı tokmağı çarpıldı. Hafif adımlarŞ




