Anne, kardeşinin oğluna evimizi hediye etmek mi istiyorsun? Sonra da bana gelip yerleşmeyi mi düşünüyorsun? Asla izin vermeyeceğim!

Anne, kardeşinin oğluna evimizi mi vermek istiyorsun? Sonra da bana mı geleceksin yaşamaya? Asla izin vermem!

Aklından bile geçirme! Anne, kendinde misin? Kendini duyuyor musun? O seni hemen kapı dışarı eder, bunu anlamıyor musun?

Sofiye, benimle tartışma! Ben böyle karar verdim!

İlk başta annesi kendini tutmaya, bağımsız ve kararlı görünmeye çalıştı. Ama sonra ağlamaya başladı, çünkü içten içe kızına haksızlık ettiğini biliyordu.

Mesele şuydu: oğlu Metin, Sofiyenin küçük kardeşi, her zaman onun göz bebeği olmuştu. Elif Serap onu otuzlu yaşlarında doğurmuştu. Sofiye ise gençliğinin bir hatasıydı adeta.

Bu yüzden kızına hep şöyle davranmıştı: Var mı, yok mu, umurumda değil. Onu daha çok anneanne büyütmüştü, çünkü Elif Serap o yıllarda üniversiteyi bitirme sözü vermişti.

Ama Metini bilinçli bir şekilde planlamıştı, ikinci evliliğinde, anneliğin tadını çıkararak.

Sofiye bunların hepsini görüyordu. Tek anlamadığı şey, annesinin neden bu kadar açıkça ayrım yaptığıydı.

Genelde ebeveynler bunu gizlice yapmaya çalışır, ama annesi hiç saklamıyordu, Metinin ona daha yakın olduğunu.

Sonra da şaşırıyordu, neden kardeşler arasında hiç sıcak bir ilişki olmadığına. Garip değil mi? Sebep ortada!

Metine çocukluğundan beri hep en iyisi verilmişti. Sofiye ise elindekilerle yetinmek zorundaydı, şikâyet bile edemezdi.

Ona hep daha fazla harçlık verilirdi. O erkek, böyle olmalı denirdi. Sofiyeden birkaç yaş küçük olmasının hiçbir önemi yoktu.

Unutma! Metin büyüyünce kendi parasını kazanacak, ailesini geçindirecek! Ama şimdilik ben ona yardım etmek zorundayım!

Anne, peki ya ben?

Sen mi? Senin görevin iyi bir evlilik yapıp kocana sıkı sıkıya bağlanmak! diye kesin bir ifadeyle söyledi annesi, sofrayı hazırlarken.

Sofiye itiraz etti, bir erkeğe bağımlı olmak istemediğini ve kendi kişisel ve mesleki gelişimine odaklanacağını söyledi.

Ne saçmalıyorsun sen, vallahi! Kendin duymuyor musun?

Ne gülünç bir şey söyledim ki?

En azından şu: ailemizde hiçbir kadın böyle düşünmez.

Öyleyse ben ilk olacağım.

Sofiye annesinin mantığını hiç anlamıyor ve ona uymak istemiyordu. Bu tavrı sayesinde kısa sürede kiralık bir eve taşındı.

Bu adım, ona taze bir nefes gibi geldi. Çünkü artık kardeşi ve annesiyle aynı çatı altında yaşamak dayanılmazdı. Üstelik yaşlandıkça işler daha da zorlaşıyordu.

Ama onlar pek üzülmedi. Evde daha fazla yer açılmıştı. Beş yıl daha geçti. Bu sürede Sofiye bir ev alıp krediyi ödedi.

Metin ise hâlâ annesiyle yaşıyor ve bu evi eşiyle paylaşıyordu. Birkaç ay sonra bir çocukları oldu.

Elif Serap doğası gereği, elindekilerle yetinen bir insandı. Ta ki bir güne kadar.

Kızım, duydun mu, komşumuz bulaşık makinesi almış! Tabii kendisi değil, çocukları hediye etmiş.

İyiymiş.

Keşke bana da alsalar, ama söylemeye korkuyorum!

Neden?

Çünkü Metinin işleri kötü. İşten çıkarılması an meselesi, yeni iş aramak zorunda kalacak. Eşi Aylin de doğum izninde, aldığı maaş da çok az.

Üstelik Metinin bir özelliği daha vardı: parasını paylaşmayı sevmezdi. Annesinin desteğiyle yaşamaktan hiç rahatsız olmuyordu. Sanki buzdolabı kendiliğinden doluyormuş gibi.

Metin, vicdanın ne zaman uyanacak? diye dayanamadı Sofiye, bir gün markette kardeşiyle karşılaşınca.

Tam o sırada futbol maçı için bira ve cips alıyordu.

Bu ne celallenme?

Anne

Rate article
Lifequest
Anne, kardeşinin oğluna evimizi hediye etmek mi istiyorsun? Sonra da bana gelip yerleşmeyi mi düşünüyorsun? Asla izin vermeyeceğim!