Acaba bu hırçın, tıpkı kovalanmış bir hayvan gibi görünen kadın onun annesi miydi?”. Onun sözleri: “Sen benim gençliğimin hatasısın” kulaklarında çınlıyordu.

«Bu acımasız, vahşi bir hayvana benzeyen kadın gerçekten onun annesi miydi?» Aklında hâlâ annesinin o soğuk sözleri çınlıyordu: «Sen gençliğimin hatasıydın!»

Levent, kendisiyle ilgili tek bildiği şeyin, bir bebek evinin kapısında ağlarken bulunduğuydu. Belli ki annesi, belki de son bir vicdan mırıltısıyla, onu sıcak bir battaniyeye sarmış, üzerine keçi yününden bir şal bağlamış ve ağlayan bebeği bir karton kutunun içine bırakmıştı. Belki de donmasını istememişti.

Bebeğin adını, doğum tarihini veya kökenini anlatan bir not yoktu. Ama minik avucunda, gümüş bir “A” harfi şeklinde bir kolye sıkıca tutuluyordu. Annesinden kalan tek miras buydu.

Bu kolye sıradan bir takı değildi. Herhangi bir dükkânda satılan ucuz bir şey değil, üzerinde ustanın mührü olan özel bir parçaydı. Polis, bu ipucunu kullanarak sorumsuz anneyi bulmaya çalıştı ama iş çıkmaza girdi. Kolyeyi yapan kuyumcu çoktan vefat etmiş, kayıtlarında da bu parçayla ilgili bir bilgi yoktu.

Böylece çocuk yetimhaneye kaydedildi: Levent Bilinmez. Devletin bir yetim çocuğu daha oldu.

Tüm çocukluğunu yetimhanede geçirdi. Anne sevgisinin eksikliğini derinden hissediyor, bir gün annesini ve babasını bulma hayalleri kuruyordu.

“Belki annemin başına korkunç bir şey gelmiştir. Beni bırakmak zorunda kalmıştır. Mutlaka bir gün gelip beni alacak,” diye düşünüyordu, tıpkı diğer yetimler gibi.

Yetimhaneden ayrıldığı gün, bakıcısı ona kolyesini verip hikâyesini anlattı.

“Demek annem beni bulmam için bir işaret bırakmış!” dedi Levent.

“Belki… Ya da belki kolyeyi kazara annenin boynundan çekip almışsındır. Bebekler böyle şeylere tutunmayı sever,” diye düşündü bakıcı kadın.

Devlet ona küçük bir daire verdi. Teknik liseye gitti, mezun oldu, bir araba servisinde işe başladı.

***
Elif’le tesadüfen tanıştılar. Sokakta tam bir çarpışma yaşadılar. Önce Elif’in kollarındaki moda dergileri yere saçıldı, sonra da Levent özür dilemek için eğilirken kafaları tokuştu.

Öyle bir çarpışmaydı ki ikisinin de gözünden kıvılcımlar saçıldı. Kalabalığın ortasında, insanlar etraflarından geçerken, gözyaşları içinde birbirlerine gülümsediler. İşte o an Levent, bir daha asla aşık olamayacağını anladı.

“Kusurumu telafi etmek istiyorum. Bir kahve içmeye ne dersiniz?” diye teklif etti.

Elif, kendisi bile nasıl hemen kabul ettiğine şaşırdı. Bu sakar, sevimli adam ona bir şekilde tanıdık gelmişti.

“Levent, seni öyle bir tanıdık geliyor ki, sanki bütün hayatım boyunca seni tanıyormuşum gibi,” dedi Elif henüz beş dakika geçmişken.

“İnanma, ben de aynı şeyi hissediyorum!”

Böylece görüşmeye başladılar. Birbirlerine o kadar bağlanmışlardı ki, hiçbir an birbirlerini unutmuyor, sürekli mesajlaşıyor, arıyorlardı. Adeta birbirlerini hissediyorlardı.

Levent işte bir yerini kesse, Elif hemen telefon açıp “Bir şey mi oldu?” diye soruyordu.

“Sen bensin, ben de senim! Sen benim kaderimsin!” diye fısıldadı bir gün Levent. “Keşke seni aileme nişanlım olarak tanıtabilseydim. Ama benim hiç kimsem yok.”

“Ama ben varım! Ailem de seni çok sevecek.”

***
“Nasıl yani ‘yetimhaneden bir erkek arkadaşın mı var?’ Aklını mı kaçırdın? Oradakilerin hepsi sorunlu, topluma uyum sağlayamazlar!” diye bağırdı Elif’in annesi, Lale Hanım, kalbini tutarak koltuğa çöktü.

“Anne, Levent çok iyi, sevecen bir insan! Herkesi aynı kefeye koyamazsın!” diye karşı çıktı Elif.

“Haklısın kızım,” diye araya girdi baba, emekli subay Mehmet Bey. “Bir insanla tanışmadan hüküm vermemeliyiz. Onu buraya getir, konuşalım. O zaman karar veririz.”

“Mehmet, anlamıyorsun! Kızımızı böyle bir adama vermek için mi büyüttük? Ailesi bile belli değil!” diye isyan etti Lale Hanım.

“İşte bu yüzden tanışacağız,” diye sertçe cevap verdi Mehmet Bey.

Lale Hanım daha fazla direnmedi, suratını asıp odasına çekildi.

Mehmet Bey, Elif’e göz kırptı: “Merak etme kızım, hallederiz.”

“Sağ ol baba!” diye sevinçle babasının yanağına bir öpücük kondurdu Elif. “O zaman cumartesi Levent’i davet ediyorum!”

“Tabii ki! Kızımın aşık olduğu adamı tanımalıyım.”

***
Belirlenen günde, Levent, üzerinde en şık kıyafeti, elinde iki buket çiçek (biri Elif, diğeri kayınvalide için) ve bir pasta ile sevdiği kızın kapısındaydı.

Neşeyle gülümseyen Elif, onu mutfağa aldı.

“Anne, baba, tanışın, bu benim Levent’im!”

Baba, Levent’in elini sıktı. Lale Hanım çiçekleri aldı, ama birden rengi soldu. Sanki dili tutulmuştu.

Sonra kendini toparlayıp misafirleri sofraya davet etti.

“Affedersiniz, biraz heyecanlandım sanırım,” diye mırıldandı.

Yemek sırasında, bir ara Levent’in kolyesine baktı:

“Bu kolye çok özel görünüyor. Fabrikasyon değil sanırım.”

“Annemden kalan tek hatıra. Beni bulduklarında avucumda sıkıca tutuyormuşum.”

Lale Hanım, yemeğin geri kalanında tek kelime etmedi. Tabağındaki bezelyeleri oynatıp durdu.

Mehmet Bey ise gelecek damadından memnundu. Futbol, kayak, balıkçılık derken ortak konular bulmuşl

Rate article
Lifequest
Acaba bu hırçın, tıpkı kovalanmış bir hayvan gibi görünen kadın onun annesi miydi?”. Onun sözleri: “Sen benim gençliğimin hatasısın” kulaklarında çınlıyordu.