Bugün günlüğüme çok önemli bir şey yazmak istiyorum. Annemle aramızda geçen bir konuşmayı aktaracağım.
“Anne, sen bizim evi kardeşimin oğluna vermek mi istiyorsun? Sonra da bana geleceksin öyle mi? Asla kabul etmiyorum!” dedim.
“Ne saçmalıyorsun Ayşe! Aklını mı kaçırdın? Seni hemen kapı dışarı ederler, anlamıyor musun?”
“Ayşe, benimle tartışma! Kararımı verdim!”
Annem önce dik durmaya çalıştı, kendinden emin görünmek istedi. Ama sonra ağladı, çünkü derinde kızına haksızlık ettiğini biliyordu.
Mesele şuydu: Mehmet, Ayşe’nin küçük kardeşi, hep annesinin gözdesi olmuştu. Emine Hanım, Mehmet’i otuzlu yaşlarında doğurmuştu. Ayşe ise gençliğinin bir “hatasıydı”.
Bu yüzden kızına hep “olsun, idare eder” gözüyle baktı. Ayşe’yi büyüten çoğunlukla babaannesiydi, çünkü Emine Hanım o yıllarda üniversiteyi bitirme sözü vermişti.
Ama Mehmet bilinçli bir karardı. İkinci evliliğinde doğurmuştu ve anneliğin tadını çıkarıyordu.
Ayşe bunların hepsini görüyordu. Tek anlamadığı, annesinin neden bu kadar açıkça ayrım yaptığıydı.
Normalde aileler bunu gizli yapmaya çalışır, ama Emine Hanım Mehmet’i daha çok sevdiğini saklamıyordu bile.
Sonra da neden kardeşlerin arasında sıcak bir ilişki olmadığına şaşırıyordu. Acaba sebebi neydi?
Mehmet’e çocukluğundan beri hep en iyisi verildi. Ayşe ise elindekilerle yetinmek zorundaydı ve şikayet bile edemezdi.
Parası da hep fazla verildi. “O erkek, ona düşer” diye. Birkaç yaş küçük olmasının önemi yoktu.
“Unutma Ayşe! Mehmet büyüyünce kendi parasını kazanacak ve ailesini geçindirecek. Ama şimdilik ben ona yardım etmeliyim!”
“Peki ya ben anne?”
“Senin görevin iyi bir evlilik yapıp kocana sıkı sıkıya bağlanmak!” dedi annem, sofrayı kurarken.
Ayşe itiraz etti. Bağımsız bir birey olmak istediğini, kariyer yapacağını söyledi.
“Ne saçmalıyorsun, vallahi! Kendin gülmüyor musun?”
“Gülecek ne var?”
“Ailemizde kimse böyle düşünmedi!”
“O zaman ben ilk olacağım.”
Ayşe annesinin mantığını hiç anlamıyordu. Bu tavrı sayesinde kısa sürede kiralık bir eve çıktı.
Bu adım onun için bir nefes oldu. Çünkü annesi ve kardeşiyle aynı çatı altında yaşamak artık dayanılmazdı.
Ama onlar da pek üzülmedi. Eve daha çok yer açılmıştı. Beş yıl geçti. Ayşe bu sürede kredi çekip bir daire aldı ve ödemelerini bitirdi.
Mehmet ise hala annesiyle yaşıyordu ve eşini de aynı eve getirdi. Birkaç ay sonra çocukları oldu.
Emine Hanım, elindekilerle yetinmeyi bilen biriydi. Ta ki bir gün…
“Kızım, komşumuz bulaşık makinesi aldı. Tabii kendisi değil, çocukları hediye etti.”
“İyiymiş.”
“Keşke bana da alsalar, ama ağzımı açmaya korkuyorum!”
“Neden?”
“Çünkü Mehmet’in işleri kötü. İşten atılabilir, yeni iş araması gerekebilir. Eşi Aslı da doğum izninde, aldığı para çok az.”
Mehmet’in bir özelliği daha vardı: Parasını paylaşmayı sevmezdi. Annesinin yardımlarıyla yaşamak onu hiç rahatsız etmiyordu.
“Mehmet, hiç mi vicdanın sızlamıyor?” dedi Ayşe, bir gün markette karşılaştıklarında.
O sırada Mehmet, maç izlemek için bira ve cips alıyordu.
“Ne demek istiyorsun?”
“Anne




