Düğün konvoyu tam köpeğin önünde durmuştu. Kim tahmin edebilirdi ki bunu?
“Aman Allah’ım, sakın geç kalmayalım!” diye mırıldandı Aylin, son beş dakikada üçüncü kez saatine baktı. “Mehmet, gerçekten yetişebilecek miyiz?”
Şoför, arka aynadan rahatlatıcı bir gülümsemeyle baktı:
“Endişelenme, Aylin. Program tam zamanında gidiyoruz.”
Program. Bu kelime artık dişlerini tırmalıyordu. Son iki aydır herkes sadece bundan bahsediyordu. Nikah saati, fotoğraf çekimleri, davetlilerin sırası… Her şey dakikası dakikasına hesaplanmıştı.
Ahmet, nişanlısı, düğün gününün kusursuz geçmesi için ısrar etmişti. Tek bir aksama, tek bir gecikme olmayacaktı. Zaten her şeyin planlı olmasını severdi. Belki de finans müdürü olmasındandı orada plansız hareket edemezdin.
Aylin, Ahmet’e yan gözle baktı. Telefonuna gömülmüş, muhtemelen bir kez daha her şeyin programa uyup uymadığını kontrol ediyordu.
Tuhaf. Üç yıl önce tanıştıklarında çok daha farklı biri gibi gelmişti. Daha canlı, daha… insan gibi.
İlk tanışmaları planın tam zıttıydı. Aylin işe geç kalıyordu ve bir kafede kapıda ona çarpıp bembeyaz gömleğini kahveyle ıslatmıştı. Ahmet ise sinirlenmek yerine kahkahayı basmış ve “Bir tane daha içelim mi?” demişti.
Aylin o anı hatırlayıp gülümsedi. Ne kadar eskide kalmıştı.
Aniden keskin bir fren sesiyle irkildi. Emniyet kemeri olmasa kafasını ön cama çarpacaktı.
“Ne oldu?!” diye bağırdı.
“Köpek,” dedi şoför, terlemişti. “Yola çıktı. Kaçamadım.”
Aylin’in kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Ahmet’in “Nereye? Gel, elbisen kirlenecek!” çığlığına aldırmadan kapıyı açtı.
Lüks arabanın önünde, asfaltın üzerinde iri, sarımtırak bir köpek yatıyordu. Kıpırdamıyordu.
“Aman Tanrım,” diye fısıldadı Aylin, yanına koşarak. “Yaşıyor mu?”
Şoför köpeğin yanına çöktü:
“Nefes alıyor. Ama baygın.”
“Hemen veterinere götürmeliyiz!”
“Aylin,” Ahmet elini omzuna koydu. “Zamanımız yok. Nikaha kırk dakika kaldı.”
“Nasıl böyle konuşabilirsin?!” diye döndü ona. “Burada bir canlı ölüyor!”
“Yapabileceğimiz bir şey yok. Davetliler bekliyor, nikah memuru…”
“Nikah memuru umurumda değil!” Aylin’in gözleri doldu. “Böyle çekip gidemeyiz!”
Bu sırada konvoydaki diğer arabalar da durmuş, misafirler etrafa toplanmaya başlamıştı.
“Ne oldu?”
“Neden durduk?”
“Aman Allah’ım, zavallı köpek!”
Sesler birbirine karışıyordu. Kimi veterinere götürelim diyordu, kimi devam etmeyi.
“Mehmet,” Aylin şoföre döndü. “En yakın veteriner nerede biliyor musun?”
“Birkaç kilometre ötede. Ama”
“Ama’sız! Onu götürmeliyiz!”
“Aylin!” Ahmet kolundan çekti. “Aklını mı kaçırdın? Düğünümüz var!”
“Evet, düğünümüz!” diye elini çekti. “İki insanın birbirine sevgi ve destek sözü verdiği gün. Hem iyi hem kötü günde yan yana olacaklarına söz verdikleri gün. Sen ise bir canlıyı ‘program’ diye ölüme terk ediyorsun!”
Tam o sırada yandan bir ses duyuldu:
“Zeyno! Zeyno!”
Nefes nefese, saçı sakalı dağılmış yaşlı bir adam koşarak yanlarına geldi.
“Zeynecim, kızım,” diye titreyerek köpeğin yanına çöktü. “Ne yaptın böyle? Sana kaçma demedim mi?”
Elleri titriyordu, sarı tüyleri okşarken.
“Köpek sizin mi?” diye sordu Aylin.
“Evet,” dedi adam, gözleri yaşlı. “Bir tek o kaldı bana. Eşim vefat edince… Zeyno olmasa çıldırırdım.”
Sonra köpeğe döndü:
“Niye kaçtın, aptal kız? Niye yola çıktın?”
“Hemen veterinere götürüyoruz,” dedi Aylin kararlılıkla. “Mehmet, yardım eder misin?”
Şoför başını sallayıp Zeyno’yu kucağına aldı. Köpek en az otuz kiloydu. Sallanan bacakları ve düşmüş başı Aylin’in içini ürpertti.
“Altına bir şey sermeliyiz,” diye etrafına bakındı.
Misafirlerden biri bir battaniye uzattı:
“Alın, ama dikkatli olun.”
Lüks arabanın arka koltuğuna battaniyeyi serdikten sonra dört kişişoför, Aylin, Ahmet ve Mustafa Amcaköpeği yavaşça yerleştirdi. Sarı tüyleri arabanın ışığında solgun görünüyordu.
“Zeyno, canım,” diye mırıldandı yaşlı adam. “Ölme sakın.”
Aylin köpeğin başını dizine alarak yanına oturdu. Beyaz gelinliği anında sarı tüylerle kaplandı ama umursamadı bile.
“Mehmet, hadi gidelim!” diye seslendi. “Ama dönüşlerde yavaş ol, lütfen.”
Kliniğe giderken Aylin köpeğin yumuşak tüylerini okşamayı bırakmadı. Kalbinin düzensiz atışlarını hissediyor, uyku halinde seğiren patilerini görüyordu.
“Dayan, küçüğüm. Az kaldı. Dayan biraz.”
Mustafa Amca yanında sessizce ağlıyordu.
“Üzülmeyin,” dedi Aylin, elini sıkarak. “Her şey düzelecek. Yetişiriz.”
Ön koltukta Ahmet’in ona dönüp baktığını hissetti. Şaşkınlık ve hayranlık vardı bakışlarında. Ama şimdi bunları düşünecek hali yoktu.
Zeyno hafifçe kıpırdandı ve inledi.
“Sus, sus küçük,” diye fısıldadı Aylin,
Press «Like» and get the best posts on Facebook ↓



